Riyad Mahlut, Avrupa'da...

Cumhuriyet okurları çok titizdir. Bir konu üzerinde durdunuz mu, okur da onun arkasını bırakmaz, izler durur. Domuz eti konusuna ara mı verdim; hemen sorular başlar.
Domuz eti konusunda bir suredir yazmıyorsunuz, yoksa size baskı mı yapılıyor, korkuyor musunuz?
Riyad Mahlut muydu neydi, Tunuslu bir genç vardı, o ne oldu? Hiç bilgi vermiyorsunuz! Hapisten çıktı mı? Yoksa, Tunus'a geri mi gönderildi?
Riyad Mahluf’tan bir süredir benim de bilgim yoktu. Duyumlarıma göre Türkiye'den gitmiş. Avrupa'da bir demokrat ülkeye sığınmış. Tunuslu diktatör Zeynel Abidin Bin Ali’nin işkencelerinden kurtulmuş.
Zeynel Abidin Bin Ali’nin, Türkiye'ye baskılar yaptığını, Riyad Mahluf’un Tunus'a verilmesi için çırpındığını duyuyordum. Riyad Mahluf'un babasına Tunus'ta işkenceler gösterilmiş:
Senin oğlun da elimize geçtiğinde, işte böyle yapacağız! Denilmiş!
Riyad Mahluf’un, Kırklareli Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki son duruşmasını anımsıyorum. 12 Eylül 1993 Pazar günü çıkan "Ankara Notları"nın başlığı şöyleydi. "Riyad Mahlut Özgür!"
Yargıç Mustafa Ersin, Riyad Mahluf'un savunmanlarından Burhan Apaydın’a söz vermişti . Apaydın, şöyle demişti:
"Riyad Mahluf'un Tunus'a iadesi konusunda açılan bu dava, Riyad Mahluf'un davası olmaktan çıkmış, Türkiye de hukukun egemen olup olmadığının belirlenmesine dönüşmüştür. Kamuoyunda oluşan vicdanı kanı, dikta rejimiyle yönetilen Tunus devletine müvekkilimin geri verilmemesi gerektiği doğrultusundadır. Halkın sesi, Hakk'ın sesidir. Türk ulusu adına karar verecek olan siz şerefli yargıcın, halkın vicdanına ve sesine aykırı düşen bir karar vermeyeceğinize inanıyorum."
Burhan Apaydın, burada “Adalet Bakanı adına" kaydıyla, mahkemeye ve cumhuriyet savcısına yazılar gönderen Ceza İşleri Genel Müdürü Yaşar Büken’i (O, şimdi Yargıtay üyesi) eleştirerek şunları söylemişti:
"Bu, yargı bağımsızlığına yürütmenin bir tecavüzü anlamını taşımaktadır. Böyle bir yol ülkeyi karanlığa götürür. Büyük düşünür Kant, ‘Bir ülkede adalet güneşi batarsa, o ülke karanlığa girer' demiştir
... Bugün ülkemizin esas sorunu. 12 Eylül darbesiyle hukukun çiğnenmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi serbest bir seçimle oluşmuştur. Bu bakımdan meşru bir organdır. Ancak, 12 Eylül cuntasının yaptığı, halkın sıkıyönetim baskısı altında ve gerçekte askeri rejimden kurtulmak için oy verdiği 1982 Cunta Anayasası üzerine oturmuş durumdadır. Meclis, meşru bir Meclis'tir. Fakat, ‘gayri meşru bir zemine' oturmuştur. Bu devam ettiği sürece ülkemizde hukuki bir düzenin yerleşmesi mümkün olmadıktan başka, ekonomik sorunların, enflasyonun ve sosyal problemlerin çözülebilmesi asla mümkün olamaz.
Riyad Mahluf'un iadesi halinde Tunus'ta idam edileceği bir gerçektir. Bugün devlet yetkilileri, ‘çağa ulaşmak’ sözünü sarfediyorlar. Gerçekte ise Riyad olayı ortaya koymuştur ki, milattan önceki bir yaşama toplum sürüklenmek istenmektedir. Çünkü, milattan önceki dönemde Sokrat yargıç denen kişilere verilen emir doğrultusundaki bir kararla baldıran zehiri içirilerek idam edilmişti. Riyad Mahluf'un Tunus'a gönderilmesi halinde Sokrat'ınkine benzer bir döneme girilmiş olacaktır. Öte yandan, Tunus bir dikta rejimiyle yönetildiğinden, Tunus'ta bağımsız yargıdan söz edilemeyeceği gerekçesiyle, bağımsız Türk yargıcının Riyad Mahluf'un yaşamına son verecek doğrultuda bir karar verebilmesi, demokratik rejim anlayışımız bakımından da önem taşımaktadır. Montesquieu, kuvvetler ayrılığı prensibini koyarken, en büyük tehlikenin 'yürütmenin yargıya müdahalesi' olduğunu belirtmiş, bunun diktatörlüğe yol açacağını eserinde yazmıştır. Türkiye, yargıçlarımızın bağımsızlıklarını korumaları ve sürdürmeleri sayesinde karanlığa düşmeyecektir. Eski Romalı hukukçu Ulpiyanus’un 'Hukuk insanlık içindir' tanımlamasını anımsatmak isterim. Riyad olayı bu açıdan değerlendirilmeli; Kırklareli'nden yükselecek hukukun üstünlüğü sesi, halkımıza yargıç güvencesinden kaynaklanan bir huzuru tattırmak, kararınızla birlikte ülkede adalet güneşi doğmalıdır."
Burhan Apaydın'dan sonra konuşan C. Savcısı Ümit Hulusi Koçal, esas hakkındaki görüşünü açıklarken "Tunus uyruklu Riyad Mahluf'un Tunus'ta iktidara muhalif olan bir örgüte mensup olduğunu, siyasi iktidarı yıkmak için banka soyduğunu, Türkiye'den yurtdışına çıkarken Dereköy gümrük kapısında yakalandığını' söylemiş. Riyad Mahluf'un işlediği suçun uygulamada "siyasi "olarak kabul edilmesi doğrultusunda gelişmeler görüldüğünü belirtmişti.
Yargıç Mustafa Ersin, Riyad Mahluf'un siyasal bir örgüte üye olduğunu, bu örgüte para toplamak amacıyla banka soygunu yaptığının anlaşıldığını belirtmiş, suçun niteliğinin siyasal olduğunu, Tunus'a geri verilmesine gerek bulunmadığını kararında belirtmişti.
Yargıcın kararından sonra, yargıya baskılar sürdü. Riyad Mahluf’un yeniden tutuklanması istendi. Mahluf'un pasaportu, kimliği de mahkemede kalmıştı. O şimdi özgür, canını kurtarmış durumda...
***
Riyad Mahluf, kendini Avrupa'ya attı, canını kurtardı ama. Dinar'daki yurttaşlarımız canlarını kurtaramadılar. Nâzım Hikmet, 1939 "Erzincan depremi" ile ilgili, “Kara Haber"i yazdı. Birkaç dizesini yazmak istiyorum “Kara Haber'in:
“Gün ağarır, şafak söker / Kimsecikler gitmez suya / Ezilmiş başlarıyla ölüler / Vardılar uyanılmaz uykuya..
Ses edip geceye beyaz taşından / Kışlanın saati çaldı ikiyi.  / Ne çabuk lahzada bitti yaşamak .. /Kiminin sakalı ak, /Kimisi altı aylık, /Kimi on üç on dört yaşında,
Kimi yola gidecek, / Kimisi mektup bekler / yan yana sırt üstü yatan ölüler
Yayıkta yağ vardı, dövülemedi. / Ak peynir torbaya konulamadı, / Hasret gitti ölüler / Dünyaya doyulamadı...
Uyanıp kaçamadılar. / Kuş olup uçamadılar, / Açıldı kuyular kimse inemez, / Erzincan beygiri rahvandır amma / ölüler ata binemez. / Yan yana sırtüstü yatan ölüler..."
Dinar depremine sorumlu aranacak mı bilmiyorum, ama bu depremin altında kalması gereken, 30 yıllık sağ iktidarlar olmalı. Daha gerilere gideyim: Köy Enstitülerini kapatanlar olmalı!