Reforma Geeeeel!..

Hükümetten, "Reform yapacağız" sesleri gelmiyor mu kasıklarımı tuta tuta gülmek geliyor içimden. Anadolu'da halka, bunları söylediniz mi:
Kaç kişiyle diye sorarlar adama.
Başta, başbakanlık, tüm bakanlık kadroları allak bullak. Tüm bakanlıklar, temizlikle uğraşıyor. Bir film seyreder gibi izleyin anlatacaklarımı şimdi:
1991 de, DYP-SHP ortaklığı kurulduğunda, özellikle DYP kanadı, ANAP'tan bir öç alma arayışı içindeydi. ANAP döneminden kalan bütün bürokratlar, özellikle DYP kanadında görevlerinden uzaklaştırıldılar, kızağa çekildiler. SHP kanadında ise daha demokrat davranıldı denilebilir; örneğin, SHP'li Devlet Bakanı Erman Şahin, daha önceki ANAP'lı bakanın özel kalem müdürü Hacı Yalçın’ı değiştirmedi, yerinde tuttu. Bu kez, DYP-ANAP ortaklığında, Devlet Bakanı Eyüp Aşık:
SHP'li bakanlarla çalıştı diye, Hacı Yalçın'ı özel kalem müdürü olarak görevlendirmedi. Vay Aşık vay dedim içimden…
Başbakanlıkta, büyük reform mu gerçekleştirildi, işe sürücüler şoförler ile odacılardan mı başlandı ne?
Devlet Bakanlığı kadrolarında, bakanlık danışmanı olarak çalışan başbakanlık danışmanları için devlet bakanlarının ilginç buluşları vardı: Onları kendi kadrolarına geri gönderdiler. Onların kendi kadroları ne miydi? Bunlara. "Başbakanlık Müşaviri" deniyordu. Kadroda adları öyleydi. Yeni atamanın anlamı şu muydu:
Boş otur, ay sonunda gel, aylığını al!
Merkez valileri gibi! Oysa, onlar yetişmiş insanlar; bunlardan yararlanılabilir. Birçok merkez valisi, oğlunun adına bir şirket kurmuş, onu işletiyormuş. Siz, onları çalıştırmazsanız ne yapsınlar!
Geçmişte, minibüs çalıştıran Yargıtay üyeleri olduğunu duymuştum da inanmamıştım. Yakında, başbakanlık danışmanları da ek iş arayacaklar. Bunları değerlendirmek devletin görevi değil mi? Kimi konularda, kimi öğretim üyelerine parasını verip, araştırma yaptırıyorlar. Ellerinin altındaki yetişmiş insanları görmüyorlar. Kör mü bunlar? Merkez valileri, başbakanlık danışmanları da öyle.
Bayındırlık Bakanlığı Müsteşarı Selahattin Seyis, görevinden alındı, bakanlık danışmanı yapıldı. Bu şu demekti:
Necatibey Caddesi’nde bir bina var git orada dolaş. Masa yok, oturacak sandalye yok!
Bu yöneticilerde us olsa, bu gibileri çalıştırır iş ister. Belki çalışmaktan yılıp istifa edenler bulunur, yöneticilerin işine de gelir hani. Çalıştırmamak da aptallık değil mi? Kimin parasını dışarı atıyorlar? Gözleri kararmış mı ne bunların?
Başbakanlıkta bir Başbakanlık Yardımlaşma Vakfı kuruldu, bir çeşit sandık. Başbakanlık, çaycıların işine son verip, çayları da kendi mı yaptıracak? Başbakanlığın temizlik işleri, bir temizlik şirketine verildi. Askerliğini yapmış gençler, gencecik kadınlar kıyamet gibi insan. 1.5 ayda ellerine 5.5 milyon lira maaş geçiyor. Temizliği de ona göre yapıyorlar elbet. Temizlik şirketi kimdir, nedir? Bilen yok. Her şey kimvurduya gidiyor. Başbakanlık müsteşarlığına gelen Birkan Erdal'ın iyi bir adam olduğu söyleniyor. Ama adam sağlıklı bir eylem yapabilir mı? Bakanlıklar, bir kıyım içindeyken müsteşar iyi olsa kaç yazar? Kıyımlar daha çok, daha önce CHP'de olan bakanlıklarda yoğunlaşıyor.
Gelelim, SHP ile CHP'ye: Yetişkin, bilgili insanı onlar ne denli değerlendirendiler? Örneğin merkez valilerini?
Bir bakanlıkta, müsteşar atamasına Özer Uçuran Çiller’in karıştığı söylentileri çıktı. Bunları nasıl öğrenebilirim ne bileyim?
Onurlu bir bakan, işine kimseyi karıştırmaz. "Kim oluyor Özer Uçuran Çiller" der, çıkar işin içinden. Yoksa, baskılar sürerse istifa eder görevinden. Kimse anasından bakan doğmadı. Daha büyürdü o zaman.
Bir öğretmenimizin, Mustafa Çetiner’in sözü hiç kulağımdan gitmez, şöyle derdi:
Çocuklar, sandalyeyi ayağınızın altına alırsanız sizi yükseltir, başınızın üstünde tutarsanız, sizi alçaltır. Koltuk meraklılarına anımsatılır.
Mesut Yılmaz’la Tansu Çiller arasında, valiler konusunda pürüzler giderildi, giderilmedi diye yoğun bir çalışma sürdü gitti. Bittiği zaman da biliyorum ki birçok kişinin onuru ile oynanmış olacak.
Eski Ulaştırma Bakanı Ferda Güley’le konuşuyorduk, şöyle diyordu:
"Türkiye'de o denli haklı bir adet haline sokulmuş ki bir bakan, hemen gelir gelmez müsteşardan başlayarak çevresindeki tüm genel müdürleri, daire başkanlarını değiştirmek ve oralara, kendi partisine uygun insanları getirmek istemektedir ve işi onlarla yürütmenin daha verimli olacağı kanısındadır. Bu uygulamalar da yıllardan beri böyle sürüp gider. Oysa, benim görüşüme göre örneğin Fransa’da böyle olmadığını kaç kez okumuşumdur! Fransa'da esas olan bürokratlardır, bürokrasidir, onlar temeldir. Onları, gelip giden siyasal iktidarlar değiştiremezler; böylece onlar, hizmetin, devletin devamlılığı düşüncesinin sonucu olarak eğer hırsız, uğursuz değillerse, hizmetlerini biliyorlarsa, yetenekleri yeterliyse, yerlerini korurlar. Siyaset adamları gelirler, giderler, bunlar hepsiyle de çalışırlar. Yani hizmet verenler ya teknik adamdır ya bürokrattır, bunlar hangi siyasal görüşte olursa olsun, bir partinin bakanı ile çalışabilirler…”
Ferda Güley, AP eğilimli müsteşarı Ekrem Ceyhun'la, on ay gibi bir süre birlikte çalıştığı için ikisinin de başlarına gelmedik kalmadı!
Ferda Güley’in trafik kazası geçirdiğini, ev telefon numarasıyla birlikte yazınca olanlar oldu! Telefonlan kilitlendi, Cumhuriyet okurları, ona, geceli gündüzlü telefonla, "geçmiş olsun" dediler 80'lik delikanlı Ferda Güley buna çok sevindi. Ayrı ayrı teşekkür olanağı bulamayınca, bu Cumhuriyet okurlarına, "Ankara Notları" aracılığıyla teşekkür etmek istediğini bildirdi; üstümde kalmasın, iletiyorum…