Ressam Rasin’le, Gümüşsuyu’nda, Park Otel bitişiğinde, Hariciye Konağı sokaktaki “Opera Galerisi”nde söyleşiyorduk; o bir yandan sergilediği resimlerini anlatıyordu. Ben heyecanlanmış olmalıyım, araya girdim:
Biz yazıcıların işi, sizinkine benzemiyor; ama biraz benziyor da; ben de tablo yapar gibi yazıyorum yazılarımı. Fakir Baykurt, ‘Biz iki üç yılda bir roman yazıyoruz, sen haftada üç gün üç roman yazıyorsun!’ derdi. Ben de bir tablo yapıyorum, çatmanız kafanızda, düşünmeniz, gülütü (humour) vermeniz…
Bak şimdi, arada bir fark var, ikimiz arasında bir fark var, özür dilerim, aynıyız belki ama bir fark var Picasso derki: ‘Ben yumurta yapayım derken, insan başı yaparım, insan başı yapayım derken yumurta yaparım!’ Şunu demek ister burada: Başladığın zaman ne yapacağını bilmiyorsun ve resim ne zaman bitiyor biliyor musun?
Alıp başını gidiyor mu?
Hayır, alıp başını gitmiyor, resim ne zaman bitiyor biliyor musun? Bozma kararına geldiği zaman. Çünkü, sen kafandakini yaptığın anda, o resim bombok birşey olur. O resim düzmece bir resim oluyor. Ad vermeyeyim ama, birtakım insanlar görürsün, ‘Ahmet’ diyelim, ama ad vermeyeyim, çünkü Ahmet diye çok önemli bir ressamımız var; ‘Aaa bu Ahmet!’ dersin. Adam tıpatıp eşini yapıyor.
Nasıl?
Eşini yapıyor, yaptığını yineliyor. Resim o değildir. Resim, nasıl olacak biliyor musun? Ah Mustafacığım, bu çok güzel bir olay, kendin şaştığın zaman. ‘Bunu yapan kim?’ dediğin zaman, o da bozma sırası oluyor. Bende böyle oluyor, ama Melih Bey’de de (Melih Cevdet Anday) böyle. Şimdi, yapıyorsun yapıyorsun, diyorsun: ‘Yahu, niçin bu? Ben bunu yapmak istemiyordum’ diyorsun, üzerine saldırdığın zaman bozmak üzere, işte tutarsa o zaman tutuyor resim.. bitiyor. Örneğin acayip bir şey bu. Bitirmek istediğin sırada, şöyle bir şey oluyor, o şaşkınlık anında resim bitiyor. Şaşıyorsun, ‘Bunu kim yaptı?’ diyorsun. ‘Ben miyim?’ diyorsun, çok kısa bir süre, kolların kabarıyor, çok seviniyorsun sonra. Melih Cevdet’in çok güzel bir dizesi vardır: ‘Uzaklara kar gibi yağıyor, bilmediğim yıllar.’
‘Melih Bey, dedim, bunu yazdığınız zaman ne hissettiniz?’
Aynen beklediğim yanıt çıktı: ‘Şaşırdım!’ dedi. Sen şaşırmıyorsun yazında…
Deli misin?
Şaşırıyor musun?
Ayağa fırlıyorum bazen.
O zaman ver elim, günahına girmişim! (gülüşmeler)
Çocuklar diyorlar ki, ‘Ne oluyor, babam fırladı, dolaşıyor?’ Anneleri yanıt veriyor: ‘Yazı hazırlıyor!’ Şimdi, siz konuşurken fırlayacaktım. O, bir yerde heyecanını korumak. Yazı yazarken kimileyin hüngür hüngür ağlamamışsam ya da kahkahalarla gülmemişsem, o yazı olmuyor.
Aynanın karşısına geçiyorsun, aynayı deliyorsun ve öbür dünyaya gidiyorsun. Çok kısa süren bir sevinç. Ağlamak da bir sevinç...
Galeride, yoğurt çorbası, salata da vardı; eh öğle olmuştu. Ayşe Baturay bize çorbalar verdi. Ayşe Baturay galeri çalışanlarından; sahibi ise Bilge Koloğlu, Rasin’le söyleşiyoruz.
Evet, Avrupa’ya ikinci gidişiniz böyle, sonra dönüyorsunuz...
Döndüm, iki üç kez daha gittim Avrupa’ya ama, pek çok çıkmadım dışarıya. Olay kapandı. Kendi kendimi aşarak resmi bir yere götürmeye çalıştım. İlk sergilerim, dediğim, kırk tane resim diyelim değil mi, beş tane ayakta kaldığını hissettiğim resim oluyor, öbürlerini de çok seviyorum ama, ‘şunlar şunlar kaldı!’ O beş arttı, Mustafacığım arttı arttı, tüm sergiyi kapladı sonunda, en son açtığım bir sergi, burada bu galeride açmıştım, ‘Emil Galip’e (Sandalcı) Saygı Sergisi’ (1) numarada, ‘Emil Galip’e Ağıt’ diye bir resim vardı, şimdi bütün resimleri numaralıyorum. ‘Bekleyiş’ de (41) numara oldu. Demek, üç yılda çok az resim yaptım. Her gün çalışıyorum: 4 saat, 5 saat, 8 saat çalışıyorum. Çok az resim çıkıyor.
Emil Galip resimlerinden sizde var mı?
Bir tane var, soyut bir resim. Öbürü, kızı Defne’de. Portresi Defne’de.
Emil, dünya tatlısı adamdı!
Çok severdim… Ama, çok konuştum.
-Ama, tatlı konuşuyorsunuz…
***
İzmit’in gecekondularından Tepecik te Tepecik Camisi’nin eski müezzini, İzmit’in eski gezici vaizi -adı gerekli değil- “türban” olayına iyice kafayı taktı. Türkiye Barolar Birliği’nin yayımlayıp, eski Adalet Bakanı Mehmet Moğultay’ın onayladığı, duruşmalara savunmanların türbanla giremeyeceklerine ilişkin genelgeyi yürürlükten kaldırdı. Buna yargıçlar kendileri karar verecekler, duruşmalara öyle alacaklarmış. Eski bakanın genelgesi anayasaya aykırıymış. Türbanla ilgili Anayasa Mahkemesi’nin. Danıştay Dava Daireleri Kurulu’nun kararlarını görmezden geliyor eski gezici vaiz, huyu gereği “takıyye” mi yapıyor? Zırvalıyor mu ne?
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Eralp Özgen, yaptığı basın toplantısında eski gezici vaize gerekli dersi bir daha mı verdi? Ama, anlamış mıdır? Hiç sanmam. Ne demişler, “Kırk yıllık Yani, olur mu Kâni?”
Eski gezici vaiz, son genelgesiyle yargıçları, savcıları birbirlerine mi düşürmek istiyor? Ateşle mi oynuyor? Resim sevmeyen gezici vaiz ateş dansını seviyor mu ne?
Onu da, 148’i de resim sergilerine götürmeli şeriatçı gelmişler, bari şeriatçı gitmesinler!