Sivas olaylarının üzerinden üç yıl bir hafta, Aziz Nesin’in ölümsüzlüğe ulaşmasının üzerinden de bir yıl üç gün geçti. Sivas'ta ölenler için de Aziz Nesin için de toplantılar yapılıyor, yaptık. Ali Nesin, “Babamı Sivas öldürdü" diyor. Edebiyatçılar Derneği’nin 29-30 haziranda Ankara'da düzenlediği "Aziz Nesin Günleri" toplantılarında konuşanlardan eleştirmen Feridun Andaç. O'nun "Sivas Acısı" kitabından şu dizeleri aktarıyor
"Bir kara kalabalık! Binlerce bağnaz binlerce yobaz! Başlarında takkeler sarıklar/Genci yaşlısı/Sakalla bıyık arasından/İstim salar gibi soluyorlar/Kuduz salyaları akarak/Ölüm ölüm diye uluyorlar! Yosun tutmuş sivri köpek dişlerini/ Kirli uzun tırnaklarında biliyorlar/Çepeçevre çember olmuşlar çevremde/Zil çalan etekleri ayaklarına dolanarak/Beni öldürme törenine hazırlanıp/Çevremde dört dönerek/Salyalı sevinç nağraları atıyorlar."
Şükrü Günbulut, dünkü Cumhuriyet’te "Arada Bir" köşesinde "Selam Olsun.." başlıklı güzel bir yazı yazdı, kaçırdıysanız okuyun. Yazısının sonunda şöyle diyor Şükrü Günbulut:
"Toprağımız Aziz Nesin'le yeni bir boyut kazandı. Aziz Nesin bize düşünce ve bilincin özgürlüğünü ve onurunu duyurdu... Devletin, alışılmış kalıpların, ortaçağ karanlığının baskılarına, toplumsal aptallık ve saplantılara ödünsüz ve bir ömür boyu karşı gelebilmeyi öğretti. Bu kavramlarla birlikte Atatürk, Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Muammer Aksoy, Turan Dursun, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok gibi çok yakın geçmişin yaşam örneklerini de anımsıyoruz. Toprağımız yeni oluşuyor, yem sürgünler için zenginleşiyor. Üstümüzdeki ortaçağ karanlığı, bu topraklardan beslenen çocuklarımızca ortadan kaldırılacaktır. Onlara, bitmekte olan bu karanlığın şafağından ve hüzünlü yalnızlığımızdan Âşık Veysel’in dizeleriyle seslenmek istiyoruz: 'Selam olsun kucak kucak...’"
Şükrü Günbulut da Cahit Külebi, Sami Karaören, daha birçok dostlar gibi Sivas'a gidip yanmadan dönenlerdendi. Yaşamlarını otelde olmamaya borçluydular. Yeri gelmişken okurlara duyurayım: Cahit Külebi, bir süredir sayrı; Başkent Üniversitesi sayrıevinde yatıyor. Durumu iyiye gidiyor.
Bir alıntı daha yapmalıyım: bu da Ali Ulvi’nin 4 temmuz günlü Cumhuriyet'te çıkan karikatürü. Alevler içinde dört kişi. Sivas olaylarına değiniyorlar: En başta Çankaya'da gerçekten oturan Süleyman Bey şöyle diyor:
Amman, devlet güçleri ile oteli saranlar karşı karşıya getirilmesin Tedbirli davranılsın! Mesut Yılmaz:
Ülkenin yüzde biri, yüzde doksan dokuzunu tahrik etmiştir. Eden bulmuştur! Tansu Çiller:
Sadece otel ve içindekiler yakılmıştır. Oteli saran vatandaşlarımıza bir zarar gelmemiştir! Necmettin Erbakan:
Birtakım tahrikçiler kendilerini yaktırarak masum insanları suçlamışlarsa şevketlü Kazan biraderimize onları savundururuz!
Çoktandır, konunun üzerinde durmak istiyordum. Olaylar sırasında Başbakan Yardımcısı olan Erdal Bey’e sormuştum: "Olayları neden önlemediniz? Bakın, herkes sizi suçluyor!" diye. Şu karşılığı vermişti:
Benim ordum mu var?
Ankara'da cenazelerin kaldırıldığı gün, Dikmen'de cenaze töreninde bulunan Erdal Bey in yanındaydım. Sloganlar atarak geçenler. Erdal Bey e donup:
O... . çocuğu! diye bağırıyorlardı. Çok canım sıkıldı, kendisine sordum:
Kanımca bunlar haksız, ne diyorsunuz?
Haklılar karşılığını verdi. Kendi kendine yaptığı bir özeleştiri miydi? Neden bu özeleştiriyi başkaları yapmadı, yapamadı? Erdal Bey'in politikayı tümüyle bırakmasında bu olayın etkisi büyük oldu sanıyorum.
Sivas'ta olaylar sırasında Tugay Komutanı olarak görev yapan Tuğgeneral Ahmet Yücetürk Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in ısrarlı isteklerine karşın, neden askeri birlikten zamanında olay yerinde bulundurmadı? Hiçbir gazeteci şimdi emekli olan Ahmet Yücetürk le konuşmadı, ondan bir açıklama çıkmadı. Neden? Vali Ahmet Karabilgin, 1994 yılında Hürriyet'te çıkan bir demecinde, askerlerin bu tür olaylardaki tutumlarını eleştirdi. Genelkurmay Başkanı olan Doğan Güreş ten tek satırlık bir açıklama gelmedi Neden? Çankaya'da -gerçekten- oturan Süleyman Bey in durumu neydi? Vali Ahmet Karabilgin, bu konuda şöyle diyor:
“Sayın Cumhurbaşkanı ile olan görüşmelerimizde, olayların yönlendirilmesi anlamında herhangi bir talimatı olmadı. Bunu ben açıklıkla, dürüstlükle söylemek istiyorum. Olayların seyri hakkında, gelişmeler hakkında, aldığımız önlemler hakkında bilgi verdim; onun da bana söylediği. Soğukkanlı ol, destek istedin mi? Takviye istedin mi bunları sordu Bunun dışında. ‘Şöyle hareket et’, böyle hareket et', ateş açtırma', ‘açtır' anlamında, basında çıktığı biçimiyle bana herhangi bir talimatı olmadı. Ama olaylarda fazla kan dökülmemesi doğrultusunda, aldığımız önlemleri ben anlattım."
Askerin gelmesi gereken saatlerde, polis zaten yetersiz kalmıştı. Asker ise sadece seyirci kaldı. Gericilerin, yobazların "Aslan asker, bizim asker" sloganlarını dinledi.
Olaylardan sonra İçişleri Bakanlığı, Sivas Valisi Ahmet Karabilgın'le, Emniyet Müdürü Doğukan Öner’in yeterli önlem almadıklarını ileri sürerek mahkemeye vermek istemişti. Danıştay'a gelen bakanlığın istemi Danıştay ikinci Dairesi’nce 25.1.1994 gün. 1994/73 sayılı kararla reddedilmişti. Kararda bir yerde şöyle denmekteydi
"... Kanunsuz gösterinin başladığı saat 13.30'dan itibaren Pir Sultan Abdal etkinlikten nedeniyle Sivas'a gelenlerin kaldıkları Madımak Oteli’nin kundaklandığı 20.05'e kadar Tugay Komutanlığı’ndan yardım istenmesine rağmen yardımın kundaklama olayından sonra gönderildiği, çevre il ve ilçelerden gelen kolluk kuvvetlerinin de sayıca yetersiz ve gecikmeli gelmesi nedeniyle olayların önlenemediği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır."
Sivas olaylarının önlenememesinin puf noktası belki buradaydı!