Ölümden Dönenin Anlattıkları: (2) Hiç Müdahale Edilmedi!

Sivas'ta Madımak Oteli'nde, gerici dazlakların diri diri yakmak istedikleri Cafer Aydın anlatıyor kaldığı yerden:
“Vakit geçiyor, yanımızda polisler var, onların yanına gidip geliyoruz, iki tane polis var; biri telsiziyle dışarıyla bağ kuruyor, öbürü de sivil bir polis, 'koruma' olarak duruyor; bir işe yaradıkları yok. sadece dışarıyla konuşuyorlar. Birinde el telsizi var, birinde de Kalaşnikof tüfek var, o kadar. Bu arada:
Ne oluyor? diye soruyorum, Ali Balkız'a filan.
Takviye geliyor, diyor.
Nereden geliyor?
-Kayseri'den, civar illerden geliyormuş. Ben, eski askerim, jandarma subaylığından geldim, kolay dağıtılacak bir kalabalık. Fakat, niçin müdahale edilmiyor diye hayret ediyorum. Sonra bir ara, ‘GMC'Ier geldi!' filan dediler, İyi, o zaman asker geldiyse, acemi birliği de olsa bunu dağıtır’ diye düşünüyordum. Fakat, müdahale yine olmadı. Bu arada saat akşam 8.00-8.30 filan oldu, karanlık oldu. Otelin elektrikleri söndü. Otelin önünde arabaları yaktılar.
Onları görüyor musunuz?
Hayır, dumanı geliyor! Dumanla is kokusu geliyor bize. Çöp kovalarını boşaltıp içine su doldurmuştuk, muhtemel bir yangına karşı. Fakat karanlık olunca göz gözü görmez oldu. Yangın söndürme araçları vardı, onlar bir araya getirildi, bir şey olursa diye. Bayağı bilinçli bir hazırlık yapılmış, göz önüne alınmıştı. Yangın birden başlayıp da ortalığı sarınca, insanlar paniğe kapıldılar, 'Nereden kaçacağız?' diye. Bir çıkış yeri de yok. Yangın merdiveni var, fakat çıkışı o göstericilerin tarafına çıkıyor zannediyorum, hala bilmiyorum.
İnsanların birçoğu ikinci kattaydı, 'Buradan çıkarız’ falan diyorlardı. Zerrin Taşpınar filan oradan çıkmışlar zaten. Ali Balkız da öyle. Yara almadan kurtulanların bir kısmı. Bir kısmı da üst katlara çıkmışlar; bu arada bir ses geldi:
Birinci kata! diye.
Biz de birinci kata doğru yöneldik. Fakat işte, Rıza da kaçabilmiş, birinci kattan geçebilmiş yangından, ona bir şey olmamış. Biz, biraz geride kaldığımız için, hanım filan da yanımdaydı, ayırmıyorum yanımdan.
Apartman boşluğu gibi bir yere girdik, yoğun gaz ve sıcak gelince ben kendimden geçmişim. Zihin bulantısı, düş görme hali; çok güzel bir yerdeyim, Sivas'a filan da gelmemişim. Buna karşın kendimi kaybetmedim. En tepedeki camlar kırıldı, yukarıdan kaçanlar da vardı. Onlara bağırdım:
Camları kırın! falan diye ama, o hengâmede kimsenin duyması mümkün değil, dört kat da yukarıda. Camlar kırılınca temiz hava benim bayılmamı engellemiş. Kalktım ve dışarı çıktım. Dışarıdakilere, 'İçeride insanlar var’ dedim. Arkadan Lütfiye Aydın'ı getirdiler, daha birkaç kişi çıkarıldı!
Gülhane sayrıevinde gördüm, Lütfiye Aydın’ın yanıkları daha çoktu. Bacakları sarılıydı. Cafer Aydın’a sordum:
Oteli sizin daha önceden terketme olanağınız var mıydı? önlem alabilir miydiniz?
Olayların böyle gelişeceğini hiç kimse tahmin etmedi. Örneğin Arif Sağ, ‘ben konser vereceğim!’ filan diye gayet neşeli konuşuyor; ‘Bu iş bitecek, olayı önleyecekler, ben saat 14.00'te konserimi vereceğim!' biçiminde düşünüyordu. Bu arada taş yağmuru başlayınca, o taş yağmuru doğrusu bizi yıldırdı. Sokak çok dar bir sokak. Buna karşılık, ‘barikat’ diyorlar, bir manga asker mi, polis mi ne varmış, onları aşıp içeri girerek lobinin camlarını kırıyorlardı. Birileri karşıki binanın bacasına çıkmış, oradan taş atıyor. Böyle şey, yani çok müsamahakâr (hoşgörülü) davranıldı göstericilere. Orada, aklı başında birtakım asker, bu işi bitirirdi başlangıçta. Yani, hiç müdahale edilmedi desem yeridir...
Refah Partili belediye, bunlardan ne hayır gelir diye hiç düşünmediniz mi?
Valla, doğru! Evet. Bildiri falan dağıtılmış dendi ama, olayların bu boyuta varacağı aklımıza gelmedi. Çünkü Vali de bir gün önce konuştu, 'güvenlik önlemi alınmış' denilince, insanlar biraz rahat hareket ettiler, öyle sanıyorum!"
Lütfiye Aydın'la Cafer Aydın'ın Ceren adında bir kızları var. Karbonmonoksit zehirlenmesi geçirmişler karı- koca, Cafer Aydın’ın yanıkları çok ağır olmadığından, Sivas'ta sayrıevinde gazeteciler en çok onu konuşturmaya çalışmışlar.
Doktorun peşine takılan benim yanıma geldi, röportaj yaptı. Yanmışım, acılar içindeyim. Gelen benimle konuştu. Hatta birine, “Siz haber yapacaksınız, biz öteceğiz!” dedim. (Gülüşmeler)
★★★
Tunuslu Riyad Mahluf’un Kırklareli’nde yargılaması yarın sabah 09.00'da yeniden başlıyor. Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali, Riyad Mahluf’un Tunus'a geri verilmesini istiyor.
Kapıkule'den yurtdışına çıkarken yakalanan Riyad Mahluf, adi değil siyasal sanık olduğunu bildirerek, Tunus'a geri verilmemesini istedi.