Ölüm Cezasına Hayır!

27 Mayıs’ın üzerinden on yıl geçmişti; Milli Birlikçilerden Mucip Ataklı, arkadaşlarına şöyle dedi:
Bugünkü kafam olsaydı idamlara oy vermezdim!"
Mucip Ataklı bunu, üç-beş kişinin arasında söylemişti. Odada bulunanlar arasında Suphi Karaman da vardı.
Eski Tabii Senatörler, kendi aralarında Menderes, Zorlu, Polatkan'ın asılmaları olayını, o karar gecesini pek konuşmazlar. Konuşurlarsa, 30yıl önceki kavgaların yinelenmesi anlamına geleceğini düşünürler de ondan. Milli Birlikçilerin kararından iki-üç gün önce, özellikle Silahlı Kuvvetler Birliği’nden çok yoğun baskılar gelmişti. Bu baskılar, gözdağları üzerine, çok yumuşak, kendi halinde tanınan Selâhattin Özgür şöyle kükremişti:
"- Yüz binlerce süngü göğsüme batsa kararımdan dönmem, dönmüyorum!"
Selâhattin Özgür, ölüm cezası verilmesine karşı olanlardandı.
Bu "Ankara Notları"nın çatısını çatarken, 27 Mayıs üzerine yazmayı, bu arada ölüm cezalarının kaldırılması konusunu gündemime almayı düşünüyordum. İşe tabandan başlamayı düşündüm. Torbalı Belediye Başkanı Ertan Ünver, bir söyleşimiz sırasında anlatmıştı. Ertan Ünver'in babasına Torbalı’da "Kör Ahmet" diyorlardı. Kör Ahmet çook eski solculardandı. 1963 yılında 53 yaşında ölmüştü. Girit'in Kandiya'sında doğmuş, Torbalı'da ölmüştü. Derdini anlatacak denli İngilizce, Fransızca, Almanca konuşur; İtalyancayı, Grekçeyi, Arapçayı bilirmiş. Girit'te Grekçe, Söke'de İtalyanca okumuş okulda Kör Ahmet, ölümünden önce, oğlu Ertan'a, Menderes, Zorlu, Polatkan’ın asılmaları ile ilgili olarak özetle şöyle demiş:
Asmayacaklardı bu adamları! Partiler birbirlerine girecekler, kan akacak! Asmayacaklardı! Şimdi, yapmak istediklerinin gerekçesi oldu. İsmet Paşa ya kadar da uzanır bu iş, tırmandırırlar. Sorunlar çözülmez. Adalet Partililere dikkat edin, onlar ölü verdiler! "
Şevket Süreyya Aydemir, "Menderes'in Dramı" kitabını belki de. Menderes asıldığı için yazdı. Şevket Süreyya da ölüm cezalarına karşıydı. Şevket Süreyya Aydemir, 27 Mayıs'tan önce Adnan Menderes’le oturup, uzun uzun söyleşmişti. Ethem Menderes'le oturup, uzun uzun söyleşmişti. Ethem Menderes'le yakın ilişkisi vardı. "Menderes'in Dramı"nı yazmadan, Aydın'a gidip orada üç ay kalmıştı.
Öüm cezasına karşı olanların başında Cemal Gürsel ile İsmet Paşa var, bunu unutmuyorum. Ölüm cezalarına karşı olan Suphi Karaman'la söyleşiyoruz. Karaman şöyle diyor:
"- 12 Eylül'ün yararları da oldu Türkiye'ye. Bazı karşıt düşüncelerin hızlandırılmasını sağladı. Bunlardan biri de ölüm cezalarıdır; ölüm cezasının kaldırılması düşüncesini getirdi. O denli bilinçsiz işler yapıldı ki Türkiye bu noktaya geldi. Şu DYP-SHP ortaklığı, bu ölüm cezalarının kaldırılması konusunu kesinlikle çözmeli."
Adalet Bakanı Seyfi Oktay’la konuşuyordum "ölüm cezası"nın kaldırılması konusunu. Seyfi Oktay, özetle şöyle dedi:
"- Bizim SHP olarak görüşümüz belli. 1963-1907 arasında ölüm cezalarının kaldırılması ile ilgili olarak verilen yasa önerileri üzerine grup adına konuşmalarımız var. Ölüm cezası ilkel bir ceza, caydırıcılığı olmadığı artık sabit olmuş çeşitli araştırmalarla. Bu çağda uygulanması mümkün olmayan bir ceza. Koalisyon protokolünde öngörülen yasalar hazırlandıktan sonra Ceza Yasası üzerinde çalışmalarımız olacak; bir uzlaşma olursa, bizim programımızda olanı gerçekleştirmeye çalışacağız. Böylesine bir dünyada, insan haklarının ön plana çıktığı, en üst noktada, en saygın yerde bulunduğu bir durumda insanı idam etmek ilkel bir olay, felsefeye ters bir olay."
27 Mayıs’tan sonraki o üç siyasal ölüm cezası çok önemliydi; Talat Aydemir'le Fethi Gürcan asılmışlar; Osman Deniz, Mitli Birlikçilerin yoğun çabaları sonucu kurtarabilmişti Adalet Partililer, üç kişinin asılması için, Deniz Gezmiş’leri bekleyeceklerdi! Ondan sonra hiç durmadı arkası artık.
12 Eylül ün provası 12 Mart’larda yapılmıştı. Prof. Alpaslan Işıklı şöyle diyordu; "ölüm cezaları olmamalı!" Ekliyordu Işıklı:
"- Her şey gibi 27 Mayıs da çelişkili bir olgudur. Birçok çelişik öğeyi içinde barındırır. Baktığımız yöne göre anlamlar taşıyabilir. 27 Mayıs, 1961 gibi anayasayı yaşama geçirmiştir, bu onun olumlu yanıdır ve Türkiye'nin demokratikleşmesi sürecinde çok önemli bir katkı teşkil eden yanıdır. Fakat buna karşılık 27 Mayıs’ta idamlar da usa gelmektedir, ölüm cezası, bugün tarihin çöp sepetine atılması gereken bir yöntemdir."
Gazeteci-Yazar Varlık Özmenek, 27 Mayıs'la ilgili açıkoturumda "darbeler"! karşılaştırdı. "27 Mayıs, öbürleriyle aynı kefeye konamaz!" dedi. Prof. İlber Ortaylı şöyle düşünüyordu:
"- 27 Mayıs'ın da, 1961 Anayasası'nın da matemini tutmaya gerek yok, ruhu Türk toplumuna mal olmuş, yerleşmiştir. Siyasal idam olmamalı, bu çok çirkin!"
Nimet Arzık, belki 27 Mayısçı değildi, ama eski Demokratları da sevmezdi! Menderes'i de çok ağır eleştirirdi. Hoş, sevgili Arzık beni de pek sevmezdi ya! Bir gün hiç unutmam. "Sen kim oluyorsun be!” gibisinden ağır bir yazı yazmıştı. Benim, demokratlardan hoşlanmayışım, "demokrat" olmayışlarındandı!