Niyazi Altunya’nın Mektubu: (2) İki Ayaklı İnekler!

Eğitim emekçisi, emekli öğretmen Dr. Niyazi Altunya, mektubunda şöyle diyor:

“Sevgili Ekmekçi.

Barıştan ve demokrasiden yanayım. Ama, hiç kimse geçmişte ve bugün olanları unuttuğumu sanmasın. Kimse melek kesilmesin. Çünkü, son zamanda demokratlığa soyunanların birçoğu, hâlâ eski huyundan vazgeçmiş değil. Geçmişte direksiyonun başında, olanların birçoğu bugün ‘Tavşana kaç, tazıya tut’ görevi yapmaktadır. Birkaç örnek:

Çankaya’nın babası Demirel, iktidarda bulunduğu 1966-80 arasında (arada çok az kesintilerle) tarihimizin en büyük ‘öğretmen kıyımını’ yapanlardandır. Son numarası da İLKSAN’la ilgilidir. 1993 bütçesinden İLKSAN’a üç yüz milyar lira vererek, dostu Kemal Ilıcak’ı ve onun İLKSAN yönetimindeki uzantılarını kurtarmak istemiştir. Üstüne gidilince de ‘Ben verdim, verdimse verdim’ biçiminde kabadayılık yapmıştır. Bunları unutmadık.

Meslektaş Erbakan’ın en büyük armağanı, dinci, kadrolaşmayla öğretmenler arasında ve eğitim sisteminde bölücülüktür. Sendika yasasını engelleyenler arasında partisi de vardır. Okullara ahlâk dersini koyduran partisi, bugünlerde ahlâksal bir sorun olan Yüce Divan yolunu tıkamakla meşguldür. Beni yakından ilgileridiren bir olay, partisinin Ankara Sincan Belediye Başkanı’nın 1994 yazında sendika şubemize saldırısına ve eşyaların talan edilmesine seyirci kalmasıdır.

Bugünlerde mafya tarafından burnu kırılan ve ‘geçmiş olsun’ demekten kendimizi alamadığımız Mesut Yılmaz, sadist polislerine 9 Mart 1996 günü Ankara’da sendikalı arkadaşlarımızın burunlarını kırdırmıştır. Bu kadar da değil: şu anda birçoğu meslekten ihraçla yüz yüze getirileri sendika yöneticisi öğretmenlerin dosyaları O’nun genelgesiyle. O’nun zamanında hazırlanmıştır. Sendikamızı kurduğumuz için, başımıza pişmiş tavuğun başına gelenleri getiren de kendi iktidarıdır.

Milli Eğitim Bakanı, sendika kurduğumuz için bizi, ahlâksız ilan etmiş; Ankara Valisi, sendika başvurusunu almamış, şimdi kendisini terkeden İçişleri Bakanı, sendikaları yasaklamaya kalkışmış, Ankara Valisi, beni açığa almış, Bakan da arkadaşlarımı Ankara dışına sürmüştür.

Yıllarca öğretmenlerin sırtından iktidar olup son seçimlerde onları kapı dışarı eden CHP’nin (önce SHP, sonra CHP) Çalışma Bakanı yıllarca ‘sendika şov’ yapıp sendikaları yasasız bırakmıştır.

Kimi sendikamızda muhalefet örgütleyerek bizi bölmeye kalkışan, kimi dişimizle tırnağımızla donattığımız sendika bürolarımızı partileri için hortumlayan minikler de sırtımızdan beleşçilik yapmaktadırlar.

Öğretmenler için hiçbir olanak sağlayamadığı gibi, öğretmenevlerini satılığa çıkaran, öğretmenleri dışlayıp öğretmen olmayanları mesleğe atayan, emeklilikle öğretmen göçünü seyreden meslektaş Sağlam ise, Öğretmenler Günü’nde, öğretmen ve öğrencileri, büyüklere hediye vermeye ve el öptürmeye götürmüştür. Partizan yönetici tutumları da ürünlerini vermeye başlamıştır

Sevgili Ekmekçi,

Mektupta biraz fazla kara boya kullandığımın farkındayım. Ama, moralim gayet iyi. Emeklilik yıllarımı boşa geçirmiyorum. Durmadan okuyup yazıyorum. Geleceğe de umutla bakıyorum. Bizim öğretmenliğimiz, sizin kaleminiz var oldukça karamsar olmayız.

Biz, öğretmen ucuzluğundan gelecek yıl yararlanacağız. Sen bu yıl yararlanmışsın. Bu öğretmenler haftasında, öğretmen Süheyla Altunya’nın tedavisi öncelik taşıyor. Artık hastaneler (senin ‘sayrıevleri’) bize eskisi gibi bedava bakmıyorlar. Ne yapalım. önce canımız.

Sevgilerimle...”

***

DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’in, Refah Partili kimi üyelerin çeşitli yerlerde yaptıkları konuşmalar saptayarak, Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı başvuru. Refahçılarla, onların destekçilerini hayli öfkelendirmişe benziyor. Nuh Mete Yüksel’in yaptığı ise sadece görevi. O, bu görevi yapmazsa sorumlu olurdu. Siyasal Partiler Yasası, siyasal partilerle ilgili yasakları sıralamıştır. Yok efendim, RP çok büyükmüş de: ona dokunmaya kimsenin gücü yetmezmiş de: falan filan, fırt zırt, ayın oyun, fıstık...

Şeriatçı gazetenin yazdıklarına göre, Nuh Mete Yüksel, “Refah Partisi’nin kapatılmasını” istiyormuş. Refah Partisi’nin kapatılmasını -gerekiyorsa- o değil, Yargıtay Başsavcısı isteyebilir. Elinde yeterli belgeleri varsa...

DGM savcısının istediği, RP’li Bakan Necati Çelik, Milletvekili Hasan Hüseyin Ceylan ile Şevki Yılmaz Adalet Bakanı -eski gezici vaiz- Şevket Kazan, bir de RP’li Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe’nin konuşmaları ile ilgili. Bu sözleri, partinin genel başkanı 148 Erbakan ya da yetkili kurulu söylemiş olsaydı, o zaman Yargıtay Başsavcılığı, partinin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açardı. Şimdi, pek korkulacak bir şey yok. Başsavcılık sadece, bu kişilerin partiden uzaklaştırmasını ister, o denli basit (Siyasal Partiler Yasası Madde 101). Başsavcı RP’yı uyarır da, o da bunları çıkarmazsa, o zaman külahlar değişir, iş RP’nin kapatılmasına gelebilir. 148 Erbakan, bunları bildiği için mi, “şeriat” özlemi kokan sözleri pek kendisi söylemiyor da başkalarına söyletiyor? Ne bilelim?..

Şevki Yılmaz, Danimarka’da konuşurken, bir dinleyici sorar

Siz böyle diyorsunuz ama, sizin eski Diyanet İşleri Başkanı’nız başına şapka giyerek Meclise gidiyor, buna ne dersiniz? Şevki Yılmaz karşılık verir:

Biz bununla iki ayaklı inekleri kandırıyoruz! Siz ona bakmayın...

Bakalım, iki ayaklı inekler kimlermiş?