Yahudilerin Nasreddin Hocası Cuha'nın öykülerini, İsrailli Nasreddin Hoca uzmanı Matilda Koen Sarano'dan, yer yerde Beki Bardavid’den dinliyordum.
Öyküler anlatmakla bitecek gibi değil. İsrail’de anlatılan en yeni Çuha öyküsü, otobüsle ilgiliymiş. Çuha, otobüse binmiş, otobüs tıklım tıklım dolu, hiç oturacak yer yok. Çuha, birden bire İsrail İstiklal Marşı'nı söylemeye başlamış, herkes ayağa kalkınca, bir güzel oturmuş! (Necmettin Erbakan, koltuğa nasıl oturdu bakalım? Tansu Çilleri köşeye sıkıştırdı. Yüce Divan korkusuyla ne yapacağını şaşıran Çiller, cuuup Erbakan'ın kollarına...)
Matilda anlatıyor:
"Sicilya'da bir Çuha öyküsü dinledim. Adam şapkasını çıkarmadan başını kaşıyormuş:
Ne biçim kaşınıyorsun? Şapkanı çıkarda derini öyle kaşı demişler.
Sen poponu kaşırken donunu mu indirirsin karşılığını vermiş."
İki adam, bir toprak parçası için kavga ediyorlarmış. Biri:
Bu toprak benim! öteki:
Hayır benim, derken Cuha'ya gidiyorlar. Çuha ikisini de dinliyor. Sonra:
Dur bakalım, toprak ne diyor, diyerek dinliyormuş gibi kulağını toprağa veriyor. Merak edip soruyorlar:
Toprak ne diyor?
Her ikiniz benimsiniz, diyor (dünya malı dünyada kalır!)
Matilda Sarano Koen, Milano'da doğdu. Her zaman kaçmışlar, her zaman kovulmuşlar, her zaman öldürülmüşlerdi. Beki Bardavıd anlatıyordu: 1960’larda Jacobovvsky diye bir film oynamıştı. Onu Danny Kaye (19131987) oynamıştı, o da Yahudiydi. Bu adam, ölmemek için her şeyi yapıyordu. Yaranmaya çalışıyor, neler neler yapıyor. Sonunda yükseliyor, bir yere varıyor. Bu da Yahudi’nin yazgısıydı. Yaşayabilmek için soytarı mı olacaktı, yalvaracak mıydı?
Yahudiler, mülk almıyorlardı. Daha çok altın biriktiriyorlardı. Hep para taşırlardı, altın. Canlarını kurtarmak için altını verir. İspanya'dan da altınlarını verip canlarını kurtardılar, kaçtılar (Yahudiler, Türkiye'de mal mülk alıyorlar şimdi. Burada güvencedeler).
Yahudi'nin şapkası hep başındaydı. Kaçmak için. Bir yerlere yerleşinceye değin Yahudiler, piyano çalmadılar, keman çaldılar. Çünkü Yahudi piyanoyu götüremezdi, kemanı ise koltuğunun altına alıp gitmesi kolaydı. (Erbakan 148 kilo altını niye biriktirdi ki?)
İspanya'da herkes "veba "dan oldu Yahudiler ölmedi, İspanyollar diyorlar ki:
Siz büyücüsünüz, bize vebayı aşılıyorsunuz. Siz vebaya hiç yakalanmıyorsunuz!
Oysa Yahudiler, cuma günü yıkanırlar, kesinlikle et yerlerdi. Kesinlikle protein. Bu binlerce yıl önceden beri böyleydi. Hiç yoksa kasaptan iki tane köfte alacaksın. Yabancı bilim adamları, Yahudilerin vebaya yakalanmamış olmalarını ona yorarlar. Cumaları kesinlikle yıkanma, temizlik. Ayrıca değişik bir giysi. Hiç yoksa bile bir parça daha güzel bir giysi giyeceksin. Paran yoksa, et alamıyorsan iki tane küçük köfte yiyeceksin! Böylece sayrılıklardan, vebadan korundular. Madem öyle, neden domuz eti yemiyorlar ki? Dincilik işte...
Yahudi, altınla parayla mülk almaz, nasıl olsa kovulacak (Damdaki Kemancı gibi). Çuha da da çeşitli kurnazlıklar var, kendini kurtarmak için; ama imamdan, ama papazdan. Yahudiler, Nasreddin Hoca’yı da kendi içlerinde eritmişler. Yahudi yapmışlar Çuha, her şeyle alay eder, tanrı ile kralla, otobüsle, dalga geçer. Geçeceksin. Yoksa, başka türlü yaşayamazsın!..
Cuha'nın evinin karşısında kırk tane harami oturuyordu. Kırk hırsız. (Şimdi hırsızlık moda!) Bunlar, sürekli Cuha’nın canını sıkarlar, bir gün donunu, bir gün tavuğunu çalarlardı. Cuha'nın burasına gelmişti. Bir gün Cuha'ya dediler ki:
Bak, sen ölünce biz senin gömütüne ne yapacağız, görürsün.
Çuha, ölmüş gibi yaptı. Gömütün içinde, kendine bir sığınak, sığınakta da bir pencerecik bıraktı. Elinde de bir mühür.
Aaa, Çuha öldü, dediler.
Kırk haramiler gelip, tek tek donlarını sıyırınca, çıplak popolarına mühürü bastı. Kırkında da mühür çıktı.
Cuha, birden bire canlanıp "Kadı"ya gider. Der ki:
Biliyor musunuz, bu haramilerin kırkı da babamın kölesiydi!
Hadi ordan, nerden çıkardın? Nerde senin babanda para?
Vallahi, bak indir donlarını göreceksin!
Kadı, haramilerin kırkının da donlarını indirir, bakar:
Çuha, haklı der. Kıçınızda mühür var. Kırkınız da Çuha’nın kölesi olacaksınız. Bedava çalışacak, evine, barkına, bahçesine bakacaksınız.
(Matilda, bu öykünün Türklerden alındığını açıklıyor. Zaten olayda "Kadı" oluşundan belli. Türk malı!)
Son bir öykü: Bir Yahudi, bir Müslüman, bir papaz: üçü de hırsız. Bunlar, bir pastaneye girip bir pasta parçası aşırıyorlar. Bunu yiyecekler, ancak üçüne de yetersiz. "Paylaşırsak, hiçbirimize bir şey düşmez" diyorlar. Biri diyor ki:
Şimdi uyuyalım, yarın sabah kalkalım. En güzel düşü kim görürse, pastayı o yesin!
Sabah uyanıyorlar. Hıristiyan anlatıyor önce:
Ben çok güzel bir düş gördüm. İsa Peygamber, beni aldı, göğün yedinci katına çıkardı Ne güzellikler, aman Tanrım! Ne şarkılar, ne kuşlar, ne melekler. Orda olağanüstü bir gece geçirdim!
Sonra sıra Müslümana geliyor, o anlatıyor
Peygamber beni 8. kata götürdü. Kuran okunuyordu. Her şey çok güzeldi, inmek istemiyordum!
Çuha da şöyle dedi:
Ben, beyaz sakallı bir yaşlı gördüm. Bana, “Hıristiyan yedinci katta, Müslüman da sekizinci katta. Onlar, olağanüstü eğleniyorlar, zaman geçiriyorlar. Bu pastayı en iyi, sen otur ye" dedi.
Yahudi pastayı yedi!