Necdet Uğurla Söyleşi...

Necdet Uğur, İsmet Paşa'nın Ecevit’e karşı düşündüğü genel sekreter adayıydı. Necdet Uğur, İsmet Paşa'nın demokrasi savaşımında hep yanında oldu. Yakın dostuydu. 12 Eylül'den sonra ise, Erdal İnönü'nün SODEP'in başına getirilmesinde Necdet Uğur'un büyük çabası olduğunu çok kişi bilir. "Hinthorozu" Erdal Bey'in, bu kurultayda adaylığını koymayıp çekilmesini acaba Necdet Bey, nasıl yorumluyordu?
12.9.1993 günlü Hürriyet’te Bülent Çelik'in çizgisi çok hoşuma gitti. Başlığı şöyleydi: "Güle Güle Hinthorozu". Bülent Çelik, Erdal İnönü'nün "Halkımız beni seviyo, ama oy vermiyo" esprisini de koymuştu. İsmail Gülgeç’ten sonra, Bülent Çelik'inde "Hinthorozu" sözcüğünü anması hoş değil mi? Sanatçılar gibi, gazeteciler de birbirlerini kıskanırlar. İş ad açıklamaya gelince pintileşirler: "bir yazar", "bir gazete" der geçerler. Kim? Hangi gazete? Okur bunu merak etmez mi? İlhan Selçuk, adı geçtiğinde açar teşekkür eder:
Yazında, adımı geçirmişsin, teşekkür ederim! Babıâli'nin kuralıdır bu der, gülüşürüz...
Yazarlardan pek ''Hinthorozu” diye yazan olmadı: bir Hasan Pulur, "Ekmekçi'nin Hinthorozu" diye yazdı! Olsun.. Sağolsun!
Bir gün Erdal Bey’le sanatçıları konuşuyorduk. "Oooo!" dedikten sonra, elini salladı:
Çok kıskançtırlar, çok!
Gazeteciler onlardan aşağı kalmazlar!
Necdet Uğur'u İstanbul'da evinde yakalayıp sordum:
Erdal Bey in ayrılışı, benim kanıma göre, demokratik bir davranış. Onun, benim bilmediğim başka nedenleri var mı?
Hayır. Aslında Erdal Bey; politikaya girmek isteyen, politikada iddiası olan bir adam değildi...
Evet...
Erdal Bey'in seçtiği konu ve iddiası müspet bilimdeydi, fizikteydi.
Evet...
Adam onu kendine amaç olarak almış, orda da bütün eğitimini o yolda yapmış, hatta o yolda adını Türkiye sınırındaki fizik dünyasında da duyurabilmiş ve bundan da çok mutlu olan bir adam. Resimsever, fiziksever, müziksever bir adam. Bunun içinde "p" ile başlayan bir şey yok.
Anladım, anladım...
Ondan sonra, yalnız tabii bir aileden.. Yani politika, onun Amerika’ya gidip evleninceye kadar, evinde teneffüs ettiği hava, politika tabii.
-Doğru.
Onun verdiği bir şey vardı, çok yoğun politika yaşanan bir evdi. Hele uzun yıllar, sadece son yıllarda değil, daha önceden beri (ismet Paşa) evinde çalışırdı. Politikayı evinde yapardı, babası için söylüyorum, yani İsmet İnönü, toplantılar için giderdi partiye, ama kendisinin asıl siyasi temaslarını evde yapardı. Yemeğe çağırırdı sonra, kendisi işte, özel önem verdiklerini yemeğe de alıkordu. Evinde yaşanırdı politika. Bu çocuk da yıllardan beri, belki üniversite yıllarından beri, daha öncesinden beri, bu havanın içinde. Yani, politika dünyasına yabancı değil; onu solumuş biri ama, kendine kariyer olarak-çok haklı-kim olsa öyle yapar, öyle bir babanın politikada, arkasında bir tarih olan bir babanın yanında, "Ben de politikacı olayım!" denmez ki.
Doğru.
Adamda heves kalmaz! Nitekim o, çok güze! bir seçim yaptı, fizik seçti; sonrasında da bir kamuoyu oluşup da, kendisi oraya çağrıldığı zaman da, böyle yabancısı olduğu bir iklime gelmiyordu. Kurallarını bilmediği bir dünyaya da girmiyordu. İçinde yaşayıp büyüdüğü, soluduğu, ama kendisine uğraş olarak başka bir alanı seçmişti çok haklı olarak, kim olsa öyle yapardı, seçtiği bir şeydi; bence siyaset havasına girmekle aile ocağının içine girdi adam, soluduğu havanın içine yeniden girmiş oldu. Yabancısı değildi öyle.
Peki, Erdal Bey ayrılacağı zaman sizin haberiniz oldu mu?
Evet! Belliydi. Yani, bunu bir şey diye yaptı. Kendisi için bunun (politikaya girmesinin) bir zorunluluk olduğunu anladı. Çünkü o sırada parti birikiminin dağıtılması isteniyordu. Ama, bir gösterge lazımdı bütün partililere. Görüldüğü zaman, "Tamam, işte bizim toplanacağımız yer burasıdır!" Bir adres lazımdı, bütün CHP'lilere. Bu da hem ait olduğu aile bakımından, hem de bizim CHP'nin saygı duyduğu bir kişiydi. Bir bilim adamıydı, çok dengeliydi, çok dürüsttü, kendini kanıtlamıştı. Üstelik, bizim için hep odak olmuş bir evden geliyordu. Bu bakımdan 12 Eylül sonrasının siyasasında bizim "Ayaktayız ve aynı gücümüzle devam edeceğiz" işaretini vermek için doğru bir adresti.
Peki, bu arada sizin görüşünüze zıt gibi gelen İbrahim Cevahir’in söyledikleri var, ona ne dersiniz?
Yok, yok.. Bir kişi gidecek de, o bir kişiyle konuşacak, ondan sonra o ona heves edecek. Bir defa gördünüz, gayet kişilikli, olayları çok iyi analiz eden ve kararlarını yüzde yüz kendisi alan bir tip. Öyle telkin altında kalacak, "Herkes ısrar etti", dayanamayacak! Öyle bir tip görüyor musunuz karşınızda?
Hayır!
Tam tersine...
Tam Hinthorozu!
Tabii. Babasından kalan bir misyonun o anda ayakta durması için kendisine gereksinimi vardı. Bu da bu gereksinimi gördü. Zeki adamdı. "Hayır" diyemezdi, deseydi kaybederdi. Yoksa, böyle "özenmiş de gelmiş", yahut "politika düşünmüş ", o da fırsat olmuş, binde bir yoktur böyle bir şey.
İsmet Paşa'nın kafasındaki genel sekreter adayı sizdiniz değil mi?
Eeee.. Bilmem, öyle gibi!
Şimdiki durumu nasıl görüyorsunuz? Karayalçın geldi...
Eee, valla, Karayalçın SHP tabanı ndaolumlu bir izlenim bıraktı. Doğal olarak geldi, her kim ki doğal olarak gelir, başarı şansı çoktur. Kendi hata etmedikçe, o rüzgâr onu götürür.