8 kasım salı günü, İstanbul'da Cumhuriyet’in yazarlar toplantısı vardı; bir gün önceden pazartesi akşamı gittim. Nazım Hikmet Vakfı Yazmanı Kıymet Coşkun:
-Pazartesi akşamı, Baro Han’ın üst katında “Çatı"da, Nazım Hikmet Vakfı'nın Eva Siao onuruna yemeği var, katılabilirsen seviniriz demişti.
Nazım Hikmet’in ölümsüzleştirdiği Siao'nun 83 yaşındaki eşi Eva'yı görmeyi çok istiyordum. Yemek, Çatıda.. yedinci katta. Asansör de çalışmıyor muymuş? Peki, 83 yaşındaki Eva nasıl çıkacak yedi katı? Ohhhooo, o çoktan çıkmış bile. Çin'de 13. katta oturuyormuş; her gün inip çıkıyormuş merdivenleri. Çatı’nın kapısında, Haşan Özen'i görüverdim. Haşan Özen, Çatı’nın işleticisi.
-Abi, ben sana yardım edeyim dedi, çantamı küçük torbamı aldı. Müzehher Va-Nu gelmedi, belki de yedi katı göze alamadı.
Semih Balcıoğlu ile eşi Emel Hanım oturuyorlar. Bir ara birkaç sandalye ötede oturan İsa Çelik'e gittim:
İsacığım dedim, al şu defteri, yemekte kimler var, bak, tümünün adlarını yaz!
Az sonra İsa'dan şu not geldi:
‘Ben İsa Çelik, eşim Aysın, Mustafa Ekmekçi, Semih Balcıoğlu ve eşi ve öteki arkadaşlar, öteki dostlar, kem küm, hık mık. "
Atıl Ant'la eşi Füsun Ant, Eva Siao'nun yanındalar. Siao'ya çevirmenliği Füsun Ant yapıyor. Bir ara yanıma geldi Füsun Ant:
-Şimdi, dedi, eve gidince kaynanama hava atacağım, “Ben Mustafa Ekmekçi’yle tanıştım" diyeceğim, deli olacak kıskanacak!
Füsun’un kaynanasının adı Sabahat Ant’mış. Ona selam yolladım. Şişindim de! Yemekte büyük ölçüde, Nazım Hikmet Vakfı yöneticileri, Başkan Aydın Aybay, eşi Burçin Aybay, Tarık Akan, Ali Özgentürk, Arif Keskiner, Yusuf Kurçenli, Dilek Çevik, Nevzat Şenol, Nedim Gürsel, Deniz Kavukçuoğlu, Neşe Tuncay, Atilla Birkiye, Koray Düzgören, Vera Feonova, Larissa Lefeodeva, Ayşe Yaltırım (Nazım’ın yeğeni), Güibin Akyavaş, Ahmet Sevindik, Ergin Cinmen, Bülent Ünal, (TÜYAP yöneticisi), Ferhan Şenay vardılar...
Tarık Akan, Eva Siao’yla konuşuyor, konuşma video bandına alınıyor. Eva Siao'nun: "Çin: Hayallerim, Hayatım“ adında bir kitabı "Afa Yayınlan“nda çıkmış. Leman Çalışkan çevirmiş. Kitabı, TÜYAP Kitap Şenliği’nden aldım, daha okumadım. Ankara’ya dönüşte, Çin Basın Ataşesi Xu-Mei' in (Şu Mey okunuyor) kokteyline gitmiştik. Xu-Mei ile eşi Türkiye'den ayrılıyorlar. Xu-Mei:
-Benim, Eva Siao ile yapılmış röportajım var dedi.
Atilla Coşkun sayrıydı, yemeğe gelememişti. Gece, onlarda kaldım. Sabahleyin Kıymet Coşkun'la TÜYAP Kitap Şenliği’ne gittik. Oraya İzmit'ten Oralp Basım da geldi. Oralp söz verdi; tembellik etmeyip senaryoyu yazacak artık, Türkiye'de domuz yetiştiriciliği ile ilgili.
Kitap Şenliği'nde, kitap sergilerinin bulunduğu sokakları gösteren planı inceliyordum. Biri yaklaştı:
-Abi, kaybolduysanız götüreyim sizi, nereye gitmek istiyorsanız demez mi? Bir utandım, hemen planı cebime koydum. İlk iki gün yüz binden çok kişi gezmiş kitap şenliğini. Ne güzel. Kutlarım şenliği düzenleyenleri, onur ödülü alan Adalet Ağaoğlu'nu da. Şenlikte Payel Yayınları'na Şemsa Yeğin’e, Çınar Yayınları'na Aydın Ilgaz'a, Cumhuriyet Kitap Kulübü ile Nazım Hikmet Sergisi’ne de uğradık Oralp’la. “Nazım" imzalı kalemler, anahtarlıklar kapış kapış gidiyordu.
Oralp'la şöyle bir oturup dinlenelim, dediğimizde, Vedat Türkali'nin eski eşi Merih Hanım'la, İsmail Hakkı Güngör'ün eşini görüverdim. Sevgi Özel de bir başka masadaydı bir arkadaşıyla. Oturup söyleştik... Ankara’ya Yakup Kepenekle döndük.
10 Kasım Perşembe sabahı Anıtgömüt’te olanlara hiç şaşırmadım. Böyle olacağı, olayların Anıtgömüt'e dek tırmanacağı belliydi. Buna yalnız kafalarını kuma gömenler şaşırmış görünürler. Süleyman Bey, atv’nin muhabiri Tayfun Talipoğlu’nun sorusunu istemeye istemeye yanıtladı. Doğrusu, yanıtlamak zorunda kaldı. Süleyman Bey, Anıtgömüt'teki saldırıyı gerçekleştiren Mahmut Kaçar için “meczup” dedi. “Meczup" sözcüğü için Mustafa Nihat Özön'ün “Osmanlıca Türkçe Sözlük"üne baktım. Şöyle diyor:
Meczub, A. (Arapça), S. (sıfat) (Cezb'den) Kendine doğru çekilmiş, bir tarafına çekilmiş; Tanrı sevgisine tutulmuş, bu yüzden kendinden geçmiş; divane, aptal. ‘O samimiyetle meczup olarak toplanıyor. - Fikret.
Ne diyor Mahmut Kaçar ifadesinde? “İnsanları, Allah yoluna davet etmeyi görev edindim" diyor. Kendini Tanrı yoluna adamış, Süleyman Bey’in deyimiyle “cezbeye tutulmuş" bir zavallı. Yarın bir de “sayrı” raporu verildi mi biter bu iş burada. Van'da oruç tutmadığı gerekçesiyle, bir genç öldürülmedi mi? Onu öldürenler de “cezbeye" tutulmuş olmalıydılar. Onları, bu duruma getiren politikacılar, yöneticiler kimlerdi? Hangi başbakan cami avlusunda ilk kez takke giydi? Said-i Nursi, nerede sürgündü? Etkiledikleri kimlerdi? Nurcular, yıllar yılı kime, nereye oy verirlerdi? Said-i Nursi’nin DP döneminde, kimler elini öperdi? Yargıtay Başkanı İmran Öktem'in cenaze namazı, kimin başbakanlığında kılınmadı? Genel kurullarda “Müslüman Başbakan", “Milliyetçi Başbakan" diye delegeler kime bağırırlardı? İsmet Paşa’nın “Bir ayağı Konya müftüsünde" dediği kimdi? “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” diyen kimdi acaba? Namazını kim, nerede kılarsa kılar, beni ilgilendirmez. Ama bunları, siyasal çıkar için yaptığını sezersem, ona söylemeyeceğim yoktur. Hem sağlığında hem ölümünde. Süleyman Bey, çok şaşırmış görünüyordu. Niye şaşırıyor? Ne ekersen, onu biçersin!