1965 seçimleri öncesiydi, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar bir gün:
Seni aday göstermek istiyoruz, olur musun diye sordu.
Gazetemle konuşmam gerekir, yanıtını verdim.
Gazetenin sahibi Ercüment Karacan'ı aradım
Ercüment Bey, böyle böyle, ben milletvekili adaylığı için öneri aldım, ne dersiniz?
Aday olabilirsin, dedi, ancak milletvekili seçilince gazeteden ayrılman gerekir. Bizim kuralımız bu!
Eh, peki diyecektim ki bu kez O sordu:
Hangi partiden aday oluyorsun?
TİP'ten!
Ha, dedi, Ercüment Bey, o zaman aday olur olmaz gazeteden ayrılman şart TİP’in adaylığı, öbürlerinin milletvekilliğinden önemli..
Durumu, Mehmet Ali Aybar'a anlattım:
Ekmekçi arkadaş, sen gazetenden hiç ayrılma! Bize gazetende yardımcı olursun... dedi
TİP’ten adaylık olur da galiba zaten listede yer doldurmak için adaylığa çağrılmaktaydım sanıyorum.
İlk deneyimim bu. Ondan sonra da öneriler geldi, ya haberim olmadan CHP Merkez yönetiminde adım oylandı, kabul edilmedim, ya da kendim reddettim.
Bunlardan biri, Mustafa Üstündağ’ın önerisiydi, Meclis kulisinde oturuyordum. Çevremiz kalabalıktı, söyleşiyorduk. Mustafa Üstündağ geldi, oturdu. O CHP'de en yetkili yerlerde:
Sayın Ekmekçi, sizinle biraz görüşsek!
Görüşüyoruz ya işte!
Hayır, baş başa bir görüşsek, diyeceklerim var da.
Benim de domuzluğum üstümde:
Canım, görüşüyoruz ya işte! Dayanamadı:
Sen adaylık düşünüyor musun, bana onu söyle!
Bunu diyeceğini biliyordum sanki. O CHP Konya milletvekiliydi. "Seçimlere birlikte girelim" demek istiyordu. Teşekkür ettim:
Hayır, Mustafa Bey, teşekkür ederim, ben gazeteci kalmak istiyorum. Bu ülkenin gazeteciye gereksinimi yok mu?
Gitti, kırılmış gibiydi 1977 seçimleri öncesi sevgili dostum Recai Kocaman, bir gün eve geldi, yakın komşuyduk. CHP’den adaylığımı koymam için ısrar ediyordu. En sonunda eşime:
Hanımefendi, yarın sabah saat 05.00'e değin, bana bildirsin. Siz de ikna edin de kabul etsin deyip gitti. O gün listeler Yüksek Seçim Kurulu'na verilecekti.
Kısmeti yine teptim! Milletvekilliğinin gazetecilerden bir şeyler koparıp gittiğini biliyordum sanki. Bir de gazetecilik, yazarlık sanki, milletvekilliği için kullanılıyor gibi geliyordu bana Meclis’e gidip, ne yapıyorlardı sanki?
1980'den sonra Necdet Calp’in Halkçı Parti kuruculuğu, milletvekilliği önerileri vardı. Teşekkür ettim. Önce:
Veto ederler, beni istemezler, dedim.
Siz evet deyin, gerisine karışmayın diye karşılıyordu. Ekliyordu: "Emekli olunca da mı düşünmeyeceksin?”
Mete Akyol'un bir sözü var, hiç unutmam Ecevit, kendisine öneride bulunduğunda:
Efendim, siz bana yalnız demeç verebilirsiniz. Ben de sizden yalnız demeç isteyebilirim!
Milletvekilliği arkasında koşup, aday olabilmek için çırpınanlara acıyorum!
Basının çıkmazlarını, içinde bulunduğu durumu düzeltmek için neler yapılması gerektiğini sorsanız, hiçbiri mangalda kül bırakmaz
Meclis'e gitmiş gazeteciler, ne yapmışlardır bir bakın. Belleğimde, bir Şeref Bakşık kalmış, olumlu not alabilen...
Erdal Bey mi yönetimde, O’nun gözüne girip bir adaylık koparmak için yapmayacakları yoktur. Deniz Bey gelince durum değişir, bu kez O’nun gözüne girilmesi gerekir.
DYP’den aday olması beklenen bir gazeteci, hoop, Bülent Bey’in DSP’sinden İstanbul adayı değil mi? Bülent Bey’lerle bir İsrail gezisi, ardından Bülent Bey den Tansu Çiller’i yeren bir iki demeç, ardından milletvekilliği adaylığına; basın bu denli oyuncak, eski Türklerin deyişiyle "kepaze" olmadı! "Üçkâğıtçılar" Meclis'e dolacak diye ödüm kopuyor…
En çok da "ayrılıyorum" diye, gazetesine “hoşçakal" yazısı yazan, sonra da kazık yiyen dosta acıdım. Bunları yazıp eleştirdim diye, bana gücenenler olabilir. Hiç gücenmesinler, şimdiye değin ekmeğini yedikleri basını kullandıkları için iğneyi biraz da kendilerine batırsınlar..
Bir arkadaşım şöyle dedi:
DSP’de, Bülent Bey'den çok, Rahşan Hanım’la çevresinin, takımının sözü geçiyor. İsmet Solak Bülent Bey'e çok yakındı; Rahşan Hanım, bu durumu kıskandı. Çünkü O, bir kişinin Bülent Bey’e çok yakın olmasını. O'nu etkilemesini istemez.
Hürriyet’ten İsmet Solak aday olmayacağını söylemesine karşılık Bülent Bey diretiyor:
Siz nüfus cüzdanınızı filana bırakın, biz adaylık sorununu çözeriz diyor. Diyor ama başaramıyor. Kırklareli'nden liste başına koymayı düşündüğü İsmet Solak'ın dördüncülüğe kaydırıldığını görünce:
Bir yanlışlık olmuş, o zaman İsmet Bey'i İstanbul'dan gösterelim diyor ya, boşuna. İsmet'in kısmeti İstanbul'da da kesiktir. Rahşan Hanım’ın çevresinde, kimilerinin -haksız olarak-"cunta" dediği ekipte kimler var?
Başta Rahşan Hanım’ın kardeşi Asude Aral, bayan Yaşar Mengi, bir kişi daha varmış, ya onu bulamadım...
Bu yazının başlığını, "Nasıl Aday Olmadım” değil de "Neden Aday Olmadım" koyacaktım, övünmek gibi olmasın diye vazgeçtim, iyi mi?
30 Kasım 1995, Cumhuriyet