İstanbul’a, Nadir Nadi'nin ölüm yıldönümüne giderken yanıma Nadir Nadi'nin Perde Aralığından kitabıyla, Cevdet Kudret'in "Kalemin Ucu" kitabını almıştım. “Kişiyi yaşatmak için, yaşamak gerek" diye düşünürüm. "Ankara Notları”nı da öyle hazırlarım; önce yazacağım kişi olmalı, onu yaşamalı, ondan sonra onu yazabilmeliyim. Cevdet Kudret öleli, şunun şurasında ne oldu? Ölümünden sonra eşimle birlikte, İhsan Kudret'e bir başsağlığı telgrafı çekmiş, üzüntülerimizi bildirmiştik. İhsan Kudret'le beni yıllar önce, arkadaşım Samire tanıştırmıştı; onlar ikisi de Karayolları'nda çalışıyorlardı. O yıllar, Cevdet Kudret'i yazılarından, “Cevdet Kudret Selek" olarak tanıyordum. Cevdet Kudret'i, Ayşe İlhan'a-"İki gözüm Ayşe'ye- söyledim; Cevdet Kudret'i çok iyi tanıyordu:
Tanırım, dedi, tanımaz olur muyum, çok severim. Kütüphaneye gelir, bizden kitap ister, araştırmalarını yapardı. Cevdet Kudret'i iyi tanırım!
İki gözüm, "Kalemin Ucu"nda, bir Sabahattin Ali bölümü var, onu çok seveceksin!
Olur sevgili Ekmekçi, okurum!
Birlikte yaşayınca, Cevdet Kudret'le, Nadir Nadi'yi birbirlerine çok yakın buldum. İkisinde de bir alçakgönüllülük, bir "Doğrucudavut”luk, kendisiyle dalga geçme niteliği, neme gerek, çok hoşuma gitti! İçin için kendimle dalga geçmeyi ben de severim. Yurtdışında bir yerlerde yitip kaybolduğum zaman, kimi okurlar:
Yav, göndermesinler şu adamı dışarıya, yine bir yerlerde kaybolacak! diye tasalanırlarmış...
Perşembe sabahı Cumhuriyette vardığımda, Sami Karaören'le, Alev Coşkun, Erol Erkut, Hüseyin Gürer'i, gömütlüğe gitmek üzere bekler buldum.
Hah, dediler seni bekliyorduk; şimdi gidebiliriz!
Beni mi bekliyorlardı, yoksa arabaların hazırlanmasını mı, pek bilemeyeceğim, içimden o anda öyle bir şey geçti! Bırakıp gitselerdi, Edirnekapı gömütlüğünü bulurdum sora sora artık! Ya da, bir başka grupla giderdim...
Nadir Nadi'nin gömütü başında çok kalabalık filan değildik. Berin Nadi, götürdüğümüz kırmızı çiçekleri serpti; sarı çiçekler de gelmişti, onları da serpti, oradaki tüm Nadilerin göm liflerine. Sarı-kırmızılı çiçekler. Berin Hanım:
Galatasaray oldu! dedi.
Nadir Nadi’nin yıllan Galatasaray'da geçmedi mi?
Gömütlükte Berin Nadi, özgen Acar, Hikmet Çetinkaya, Alev Coşkun, Erol Erkut, Uğur Mumcu, Sami Karaören, Hüseyin Gürer, Mücap Ofluoğlu ile eşi Filiz Ofluoğlu (eski adıyla Filiz Karabey). Cumhuriyetin emektarlarından Hüsnü Usta (Turcan) ile şimdi Milliyette yazan Ali Sirmen vardılar Gömütlükten gazeteye döndük. Berin Nadi, arkadaşlara, Nadir Nadi için "lokma" yaptırmıştı. Biz ise, saat 13.00'de Ayazma da, Nadir Nadi'nin "Perşembe Yemekleri'nden birini canlandıracak, orada öğle yemeği yiyecektik. Bir grup, arabalarla "Ayazma "ya gittik; Berin Nadi de, "Beş dakika oturur, kalkarım" diye bizimle geldi. Vardığımızda, daha önceden gelip oturanlar olduğunu gördük. Turhan Selçuk. Salih Şanver, Gürbüz Barlas, Yavuz Gör, Osman Nuri Torun, masayı donatmışlar beyaz peynir, kavunla rakıları parlatıyorlardı. Necdet Uğur orada mıydı, sonra mı geldi? İlhan Selçuk, Uğur Mumcu sonradan geldiler. Perşembe kadrosu şöyleydi: Berin Nadi, Sami Karaören, Mücap Ofluoğlu. Necdet Uğur, Turhan Selçuk, Salih Şanver, Gürbüz Barlas, Yavuz Gör (Emekli elçi), Osman Nuri Torun. İlhan Selçuk, Uğur Mumcu. Uğur Mumcu yeşilaycı. O, su içiyor!
Ayazma’nın arkası, kilise; önü meyhane. Şimdi karşısına, bir de cami yapılmış, tamam olmuş!
Haydi bakalım Nadir Nadi için!
İçiyoruz. Çok kimsenin haberi yok. Sami Karaören, Yaşar Kemal'i bulamadığını söyledi. “Perşembe yemekleri" bizim Ankara'daki “cumartesi yemekleri”ne benziyor.
Perşembe yemeklerine katılanlar, hesabı eşit olarak ödüyorlar. Yalnız Uğur Mumcu'yla ikimizden:
Ankaralılardan almıyoruz! diye almadılar.
Ben, daha önce Ayazma'ya değil, Filiz'deki toplantıya katılmıştım. ‘Ayazma’ ilk ‘perşembe yemekleri'nin lokantası...
"Nadir Nadi'yi Uğurlarken" kitabında. Nadir Nadi öldükten sonra, yazılan yazılar, yollanan iletiler yerelmiş. Girişte. Berin Nadi 'sen gideli...’ başlığıyla şunları yazmış:
"Sen gideli kah bir gün, kah bin yıl gibi... Bu yalnızlıkta tek dayanağım, elli yıllık onurlu yaşamımız.
Bütün varlığını adadığın Cumhuriyet'i senin izinde olan arkadaşlarınla, aynı amaçla yürütmek çabasındayız. Bize yardıma ol Nadir'ciğim..."
Perşembe günü ‘Ankara Notları’nın sonunda şunu yazmıştım:
"...Gerçek gazeteci Nadir Nadi’yi Cumhuriyette yaşatmak boynumuzun borcudur. Yazacakları okurları yaşatır. Nadir Nadi'yi yaşatan okurlara selam olsun!”
***
Düzeltme: 'Tekin İleri Dikmen’le..." başlıklı yazılarda kimi sözcük yanlışları olmuştur, ikinci yazıda, ‘Gurazii Müslim’in...", “Niyaziyi Mısri" olacaktı. Son yazıda ise "Refir-i Am” sözcüğü "Nefiri Am" olacaktır. Bir de, ilk yazıda geçen, kapatılan CHP'yi kuran yurttaşın soyadı "Güngör" değil, "Bingöl" olacaktı, düzeltirim.
25 Ağustos 1992, Cumhuriyet