Mustafa Barış'ın Mektubu...

Avrupa Eğitimciler (pedagoglar) Derneği İkinci Başkanı Mustafa Barış, mektubunda özetle şöyle diyor:
"... Ses tellerim iyileşmek üzere. Önümüzdeki sömestr ders vermeye başlayacağım. Çin'deki dil, din ve ırkları araştırdım. 50'nin üstünde dil sayısı, kırkın üstünde ırk, üç büyük din ve pek çok sayıda küçüklü büyüklü mezhepler. Din savaşları yok. Fakat rejim eleştiriliyor. Orada da Pasternak'ların ağızları düğümlü... Buna karşın Çin 'den de öğrenilecek çok şey var. Birçok kentte, Köy Enstitülerimize benzer sanat okulları var. Kısa kaldığım Japonya ise, yeni kurduğu üniversitelerini Ortaçağ Almanya modelinden yararlanarak köylerde kurmakta. Rektör Y. Kimura.
Türkiye Köy Enstitüsü modelini incelettik, derken alay mı etti, yoksa sözleri övgü müydü anlayamadım! Japon, gülerek şöyle dedi:
Türkler düşünür, yabancılar kullanır!
Çay içerken, dargınlığımın farkına varmış olacak, ekledi:
Türklersiz ve Türkiye’siz artık dünya düşünülmüyor. Demirel’i ve Ecevit’i siyasetten ile dünya tanıyor. Koç, Eczacıbaşı ve Sabancı gibi adlar da iyi sıradalar.
Bir de şöyle bir öneride bulundu:
İşçi ve öğrenciye çok para vermeyin, çok eğitim verin. Üretim arttıkça onlar da zaten paylarını alırlar. Köy Enstitülerinizden biz bu düşünceyi çıkardık.
Biraz da Avrupa'dan ekler: Yugoslavya dramı çağın yüzkarası. Almanlar 2. Dünya Savaşı suçunu başka uluslara da paylaştırmak niyetindeler (gibi)! Avrupa’nın tek vahşisi biz değiliz mi demek istiyorlar?
Sırp zulmünden Birleşmiş Milletler askerlerince tesadüfen kurtarılan anne A. Aneloviç. Mostar'a getirildikten sekiz hafta sonra (dilini yitirmiş) konuştu:
-14 yaşındaki kızımı çırılçıplak soydular ve arkasından, önünden ırzına geçtiler. Sonra bana büyük bir ateş yaktırdılar. Büyük bir feryat duydum, odaya geldiğimde kızımın memelerini ayakta kesiyorlardı. Çıldırarak birini ısırmaya başladım. Sonrasını bilmiyorum. Kızımın memelerini kızartıp yemişler. Kızımın başka yerleri de kesik olarak ormanda bulunmuş. (Birleşmiş Milletler kayıtları 16014 Mostar).
İki aydır Avrupa Pedagoglar (eğitimciler) Akademisinden gözlemci olarak Avrupa sığınma yurtlarındaki çocukların eğitim olanaklarını hazırlıyorum. (Boşnak ve Sırp çocukları).
Büyük insanların adı yanlış konmuş. Yamyam azması dense iyi olmaz mı? Hele o borsalarda. localarda oturup generallerle şampanyalarını içenler...
Almanya'da da Türk insanı olarak rahat değiliz. Sinirler gergin. Usu başında bir büyükelçi Onur Öymen buradaydı. Sorunlara ve olaylara anında sahip çıkıyor, Avrupa işçisinin gerçekten moralini yüksek tutuyordu. Böyle başarılı bir insanı merkeze aldılar. Yeni gelen büyükelçimiz Almanca bilmiyor... İki aydır gazetelerden izlediğim saldırılar 200'ün üzerinde. Milyarlarca mark (Türk işçisinin paraları) zarar. Bizim Meclisimiz de 8. maddeyle sanki çelik çomak oynuyor. Milletvekilliğinin ulusal ve dünyasal sorumluluğu yok mu? Şimdi de tatildeler. (Bana göre, seçildikleri günden ben tatildeler).
Bu arada bir önerim var: Diyorum ki, önce Türkiye'nin 'iç solu’nu barıştırsak. Nuh deyip peygamber demeyen Sayın Bülent Ecevit’e, bu kaçırılmaz fırsatta bir kez daha rica etsek ve olmazı olur yapsak... 2000’e giderken yılları yazık etmesek... Bu yalnız benim ricam değil. Binlerce DSP'li ve CHP’linin üst yöneticilerinden bekledikleri. Hep halktan istiyorlar, hep halktan alıyorlar, fakat halka zırnık vermiyorlar...
Böyle bir hareket, hem iç barışı, hem de Türk-Kürt sorununu kolay çözer inancındayım. Birçok yeni, Başbakan ya da Başbakan Yardımcısı olacağım diye geleceklerim heba etmemeliler. Milli takımlarda oyuncu ayrımı gözetilmez.
Siyasal dostluklarla, özel dostluklar böyle zor günlerde gündeme gelmeli. Sayın İlhan Selçuk’a büyük iş düşüyor. Barış grubunun başında olursa, solcu liderlerimiz O'na kolay kolay hayır diyemezler. Oktay Akbal, Yekta Güngör Özden, Melih Cevdet Anday, Ahmet Taner Kışlalı, bir araya Türkiye için gelemezler mi?
İkinci bir Sivas'ın yanışını beklemek şart mı? Sayın Ahmet Taner Kışlalı’nın yazdığı gibi, ‘güzel şeyler' bekliyoruz. (Rahmetli Abdi İpekçi bugünlerde nasıl aranmaz!?)
Bir haber: 28-29 ekim günlerinde Sayın Serdar Erdost’la birlikte DSP'nin Avrupa'daki yandaşlarının ilk kurultayını ve konfederasyonunu gerçekleştireceğiz. Bu toplantıyı Türkiye 'den de gazetecilerimizin onurlandırmasını istiyoruz. Yönetim Kurulu'nun verdiği ilk ad sizinki. Sayın Ahmet Taner Kışlalı'yı da sizinle birlikte bekliyoruz. Çağrılmak istenen iki ayrı ad şöyle: Sayın Hasan Pulur ve Sayın Emin Çölaşan.
İzlenceyi ve çağrıları Viyana organizasyonu sekreterliği (DESOF) en kısa zamanda postaya verecek. Olumlu yanıt bekleyeceğim.”
Mustafa Barış, yıllardır Almanya'da yaşıyor, Esslingen’de oturuyor, dünyayı dolaşmadığı zaman. Yurdunu, insanlarını çok seviyor. Özetlediğim uzun mektubundan anlaşılıyor bunlar. Prof. Server Tanilli ile kuşkusuz tanışıyorlardı. Bir fırsat bulursam, ikisiyle de bir arada olmak isterim doğrusu. (Server Tanilli’nin işçi, emekçi dostu dayısı Nezihi Tokar 87 yaşında öldü; dün toprağa verildi. Tanilli’ye, tüm yakınlarına başsağlığı diliyorum).
***
Dün, ağabeyim Halit Ziya Ekmekçioğlu’nun ölüm yıldönümüydü. Öldüğü zaman, “Çocukluğumun Ölümü..." başlıklı bir yazı yazmıştım. O benim gibi değildi, inançlıydı, dindardı. Beni en çok sevenlerdendi, kardeştik. Dün O’nu, sevgiyle, saygıyla andım. Anamı, babamı da...