‘Merhaba Çağdaş Türkiye!’

12 Mart'ın MİT ajanlarından Mahir Kaynak, o civcivli dönemde bir gün, beni telefonla aradı; o yıllar Yeni Ortam'da yazıp çiziyordum; şöyle dedi:
Sizinle görüşmek istiyorum. Sayın Ekmekçi! Ben Mahir Kaynak...
Benimle ne görüşeceksiniz?
Benim hakkımda yazıp çiziyorsunuz, bir de beni dinler misiniz?
Hayır dinlemem, sizinle de görüşmem!
Neden?
Ben MİT ajanıyla görüşmem; çünkü siz, bir şey verirken, bir şey alırsınız. Buraya gelmenizi istemem!
Bir de beni dinleyin!
Hayır!
Okurlar bilirler görüşmek için randevuya bile gerek yoktur gazetede kapıya tekmeyi vuran girer. Ama Mahir Kaynak, görüşmediğim, görüşmek istemediğim tek kişidir. Şimdi, bir zamanlar Cumhuriyet'te çalışmış eski arkadaşlarımızın barındıkları ‘Yeni Yüzyıl'da anılarını yazıyor. Haline baktım da acıdım. Yeni Yüzyılcılara da acıdım. Yazık!
***
Geçen cumartesi, TRT-2'de yayımlanan "Merhaba Çağdaş Türkiye" konulu izlence, belleğimden çıkmadı. Bedia Akarsu, Aysel Ekşi, Bülent Tanör, İlhan Selçuk'un konuşmalarını içeren izlence, meğer, bu konuda düzenlenen dizinin yirmi birincisiymiş. Tümü 26 izlencelik bir diziymiş. Metni Teoman Bilgin, Sinan Turan yazmışlar, yapımcı, yönetici Feride Bilgin, hazırlayanlar: Nurhayat Ağdaş-Kurtuluş Yağmurdereli sunan Murat Karasu, özgün müzik: Mete Sakpınar -Sakpınar, Atatürk’ü, devrimini konu alan çalışmalarıyla tanınıyor, dekor Evcimen Perçin, grafik: Harika Ersever. Tüm emeği geçenleri TRT, montaj ve kamera çalışanlarını kutluyorum. (Telefon: 0212 / 258 99 71, santral 259 72 75'ten 5380)
Okurlara, şunu anımsatayım: O cumartesi günkü izlence, 4 nisan perşembe günü saat 11,30'da TRT 3’te yinelenecekmiş. Çarşamba günleri de GAP TV’de 14.00-15.00 arasında isteyenler, geçmiş izlencelerden birini görebilir, dinleyebilirler.
30 mart cumartesi akşamı saat 21.15'te TRT 2'de "İstiklal Mahkemeleri, Atatürk, Cumhuriyet ve Demokrasi"
konulu izlence var. Uğur Mumcu'nun bir konuşması ile başlayacak.
Bugün, geçen cumartesi günü konuşanlardan İlhan Selçuk’un konuşmasından bir özeti vermek istiyorum. Şöyle diyordu İlhan Selçuk:
"Atatürkçü düşünce, aydınlanmanın. Anadolu'nun koşullarına göre gerçekleşmesi demektir Atatürkçü düşünce dediğimiz zaman, bunun çok yönleri var, çünkü bizim devrimimiz. Cumhuriyet devrimi, bir başka tanımıyla 1923 devrimi, yeryüzünde kendine özgü ve çoğu ülkeye nasip olamayacak bir devrim. Emperyalizme karşı, 'ilk kurşun'un savaşı içinde yetişmiş bir aydınlanma.
Cumhuriyet devrimi, laiklik devrimi, kadın hakları devrimi, Yurttaşlık Yasası devrimi, (tabii dil devrimi) bunlar hepsi birbirini izlemiş ve birbirine eklemlenmiş. Böyle bir durumda, bu denli çok yönlü bir devrim, bir uygarlık devrimi diye de tanımlanabilir. Ve Türkiye için kaçınılmaz bir sonuçtur. III. Selim’den başlayarak II. Mahmut ile devam eden, Tanzimat'ta çeşitli yansımaları görülen, Namık Kemal’le yavaş yavaş halka, aydınlara mal olan bir devrim. Yani, eklemlemek bir devrim. Böyle birdenbire pat diye ortaya çıkmış değil. Tarihte hiçbir şey, birden bire ortaya çıkmaz. Onun muhakkak halk katlarında, aydınlar katlarında, birtakım birikimleri vardır. Ama 1923, devrimi, bunu kökten biçimde gerçekleştirdi. Ve Mustafa Kemal'in büyüklüğü, siyasal dehayla birlikte, aynı zamanda, bunun felsefi kökenlerine inerek, aydınlanmayı bir devlet biçimine dönüştürebilmesidir. Bu da Türkiye için büyük bir mutluluktur. Ve laiklik de bizim demokratik devrimimizin temelidir. Galileo’nun düşüncesi neydi? Bilimsel olarak birtakım araştırmalar yaptı ve dedi ki:
Dünya evrenin merkezi değildir. Ve dünya güneş çevresinde döner!
Bu, o zamanın düzenine karşı çıkmak demekti. Ama özgür düşünce buydu, bilimsel düşünceydi, insanın düşüncesini söyleyebilmesiydi. Hiçbir kayıt kuyut tanımadan insanın düşüncesini söyleyebilmesi, demokrasinin (özüdür). Özgür düşünce olmadan, zaten hiçbir şey olmaz...
... ‘Tarihimizle barışalım, dinimizle barışalım’ gibi savlar ortaya atılıyor; oysa biz tarihimize hiçbir zaman küsmedik.
Şimdi, ‘Tarihimizle barışmak' ne demek? Tarih bir bilimdir. Eğer üniversitelerimizde tarih bilimi, özgürce yapılabilirse, o zaman tarihimizle barışmak değil, tarihimizle tanışmak olanaklarına kavuşuruz.
Osmanlı döneminde tarih olarak ne okutulurdu? Kısası Enbiya (Peygamberler Tarihi), Padişahlar Tarihi; biri takım savaşlar ki bunların da aslı astarı yoktu. 1923 döneminden sonra, tarihimizle barışmaya, tarihimizi öğrenmeye başladık. Tarihimizin girdisini, çıktısını araştırmaya başladık; tarih, bilimsel gerçeklerle araştırılıp, gerçekler ortaya konduğu zaman insana bir şeyler anlatabilir
Eee, bakıyoruz bir Suudi Arabistan, orada bir cumhuriyet devrimi, bir aydınlanma devrimi yok; ya da bir İran? Onlar tarihleriyle barışık mı? Yani, acaba karanlıkta yaşamak mı, bir insanın tarihiyle barışmak demek? Tarih de bir eleştiri süzgecinden ve bilimsel süzgeçten geçer. Bana sorarsanız, ancak cumhuriyet devriminden sonra biz Osmanlı tarihini öğrenmeye başladık. Ve basımevinin bulunuşundan, 1928 harf devrimine değin tüm Osmanlı'da basılan kitap sayısı 25 bin; 25 bin kitap nedir ki ? Bir ev kitaplığı. Nasıl insan tarihiyle barışabilir ki ? Bu 25 bin kitap, 250 bin kitap olmadan. 1 milyon 250 bin kitap olmadan, üniversiteler devreye girmeden, tarihi didik didik etmeden ve onları öğrenmeden tarihimizle nasıl barışırız? Atalarımıza karşı görevimizi yapmış olacağız, tarihimizi araştırırsak, onu bilimsel ölçütlerimizle ortaya koyarsak; bence cumhuriyetten sonra biz, tarihimizle barışmaya başladık…"