Eski Devlet Bakanı, Tokat Milletvekili İsmail Hakkı Birler’le söyleşiyoruz. Konumuz, Türkiye'de “lider" geçinenlerin durumu. Ona göre politikacıların -zaten "mazbut olmayan"- ahlakını da uzgöreçler (televizyonlar) bozmakta. Şöyle diyor İsmail Hakkı Birler:
"Dışişleri Bakanı'nın ağzına tutuyor mikrofonu:
Efendim, bu Doğu, Güneydoğu Anadolu'da, hayvancılığın geliştirilmesi için neler düşünüyorsunuz diyor. Dışişleri Bakanı’nın vermesi gereken yanıt:
Bunu lütfen, Tarım veya Hayvancılık Bakanı ile görüşün değil mi? Hayır, başlıyor anlatmaya. Hayvancılık Bakanı’nın ağzına tutuyorlar:
Bizim gümrük birliği ile ilişkilerimiz size göre nasıl gelişecek? Onun da:
Bunu lütfen Dışişleri Bakanı ile görüşün, demesi gerekirken o da başlıyor anlatmaya. Herkes, her şeyin en iyisini biliyor, en doğrusunu biliyor! Yani:
Ben bilmiyorum diyen yok. ‘Bu konuyu incelemedim. Ben bilmiyorum. Kaldı ki bu konunun yetkilisi var. Üstelik bileni var, ona sorun!' I-ıh...
Herkes, her şeyi biliyor: Bir, bu olanaksızdır. İki, doğru değildir. Bir kişi, her şeyi bilirse, başka adamlara gerek kalmaz. Uzmanlık dallarına gerek kalır mı?”
İsmail Hakkı Birler'e soruyorum:
Peki, lider nasıl yetişir?
Lider kendi kendine yetişmez. Elbette ki kişisel çabası, eğitimi, kültürü, yetiştiği çevre, aile çevresinden, çelik çomak oynadığı çevreden başlayarak elbette ki bu birikimlerin hepsinin etkisi vardır, “Ben lider olmaya karar verdim. Sorbonne'da okudum yetmedi, Harvard’da okudum yetmedi, Boğaziçi'ni bitirdim yetmedi, Çin’e gittim yetmedi. Ben lider olmaya karar verdim!” Hayır olamazsın! Lider (önder) olayların içinden çıkar. Öyle bir olay olur, olaylar öyle gelişir ki hiç ayırdına (farkına) varmadan lider ortaya çıkar. Hani, böyle, “Yav, arkamdan beni iten kim” diye bağırır insan. Hani, kız denize düşmüş; vapurdan, boğulmak üzere. Delikanlı hemen atlamış, kızı kurtarmış. Bunu da çıkarmışlar. Herkes alkışlıyor. Çıkar çıkmaz. “Beni arkamdan kim itti” demiş! Onun kızı kurtarmak için falan atladığı yok. Orda işte, kahraman oluyor o, alkışlanıyor. Lider, olayların içinden gelir, olaylar lideri yaratır. Her olaydan da lider çıkmaz yani. TV karşısına geçip hatır hutur kırıtarak da lider olunmaz, değil mi?
İsmail Hakkı Birler'in anlattığı, İsmet Paşa’nın "kurtarıcı" ile ilgili sözleri usumdan çıkmıyor. Şöyleydi o konuşma:
"Bütün uluslar, sıkıntılı anlarında, sıkıntıya düştükleri zaman, mutlaka bir kurtarıcı çıkarırlar içlerinden. Bu, bütün uluslar için geçerlidir. Bütün uluslar arasında bu açıdan en velût (doğurgan) ulus Türk ulusudur. Ama unutmayın ki en velût ulus olan Türk ulusu da bir kurtarıcıyı beş yüz yılda bir kere ancak çıkarır. O nedenle, kurtarıcı beklemeyeceksiniz, kahraman aramayacaksınız. Sorunlarınızı sade vatandaşlar olarak siz çözeceksiniz..."
İsmail Hakkı Birler’e sordum:
İsmet Paşa'nın bu konuşmasını çok kimse bilmez değil mi?
İsmet Paşa, bu sözleri 1971 'de Türk-İş salonunda yapılan bir CHP il başkanları toplantısında söylemiştir. Benim büyük mutluluğumdur, İsmet Paşa ile uzun yıllar birlikte çalıştık. Bunu yaşamımın en önemli yılları sayıyorum. İsmet Paşa'nın hazırlıksız, notsuz kürsüye çıktığına ben tanık olmadım. En basit toplantıda bile. O gün, beş-altı saat sürdü il başkanları toplantısı. Bütün il başkanları konuştular. Bu, dinledi. Duyamadığı sözleri, not yazıp verdik eline. Sonunda çıktı kürsüye, toplantının kapanış konuşmasıydı bu. Telefonla sizinle konuştuğumuz gibi ya da rakı sofrasında söyleşiyoruz biçemiyle (üslubuyla) ilk kez tanık olduk, uzun bir konuşma yaptı. O konuşmada geçti bu sözler. Tarafımdan not edilmiştir o. Aynen böyle...
İsmail Hakkı Bey, size çok teşekkür ederim!
İsmail Hakkı Birler, yaşıtım. O da 1927 doğumlu.
Suşehri'nde doğdu. 1957 seçimleri sırasında Tokat’ta savcı yardımcısıydı. Seçimlerde, CHP Tokat’ta kazanınca Demokrat Parti ileri gelenleri, "Bu savcı yüzünden seçimleri yitirdik" diye hakkında soruşturma açtırmak istediler. İsmail Hakkı Birler, ayrılmaya kararlıydı. Ancak soruşturmanın sonucunu beklemek istedi. Bakanlık, "işlem yapmaya gerek görülmediği" kararını verdi. O da 1958 yılının başında yıldırım telgrafla ayrılarak Turhal ilçesinde savunmanlığa başladı, CHP’ye yazıldı. Tokat'ta il başkanı oldu. (1965); 1969-1973 seçimlerinde milletvekili seçilerek iki dönem milletvekilliği, 1974’te de Ecevit hükümetinde Devlet Bakanlığı yaptı. 1977 seçimlerini ise kazanamadı. Yargıtay’dan emekli Nuriye Hanım'la evli, bir kızı var. İstanbul’a yerleşti.
***
1995 yılını da devirdik. Acı tatlı günler geçti. Can dostlar yitirdik: Kemal Sülker, Muzaffer Sencer öldüler, kendisini Leyla Çambel'in evinde tanıdığım müzisyen Veli Gerasim ölmüş, haberim bile olmamış. Leyla söyleyince, diyecek laf bulamadım. Sanatçı Gülay Uğurata da 1995’te gitti. Veli Gerasim, ünlü ressam Nimetullah Gerasim ile balerina Nedime Gerasim'in oğluydu. Veli Gerasim, 1948’de Şanghay'da dünyaya gelmiş, 4 yaşında piyano çalmaya başlamış. Veli Gerasim, Leyla Çambel'in can arkadaşıydı...
2 Ocak 1996, Cumhuriyet