Bursa Özel Tip Cezaevi’nden Selâhattin Şimşek, (PKK'dan yatıyor on uç yıldır) mektubunun sonunda, ''Köşenize hoş geldiniz” demiş. Selâhattin Şimşek'in 20.4.1992 günlü mektubu şöyle:
"Sayın Mustafa Ekmekçi,
Birazcık kendimden bahsetmem gerekirse; öğretmenim, evli ve ortaokulda okumakta olan iki çocuk babasıyım. PKK'lı olmak savıyla yargılandım. 13 yıldır cezaevindeyim. Bu 13 yıl içinde yaşadığım haksızlıkları, korkunç işkenceleri, insanlık dışı uygulamaları kelimelerle ifade etmek asla mümkün değil. Tanrının cehennemindeki yaşantı bile yaşadıklarımın yanında kocaman bir hiç kalır. 1981-1982 yılı, 12Eylül asken darbesi döneminde yargılandığım, yalnızca 2 yıllık süre içinde, kaldığım Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde 42 insanın cenazesinin çıkması bile yargılandığım dönemin koşullarını, o kural tanımaz, hukuksuz, korkunç ortamını açıkça ifade etmeye yeter sanırım.
Acılarla dolu geçen bu 13 yıllık cezaevi yaşamımda, her kafası bozulan görevli, yetkili, olayların büyümesini önleyemeyen her hükümet ben ve benim gibi tamamen savunmasız, tutsak insanlardan öç almaya kalkıştı. Boğazlayıp durdular... Varsa yoksa, sopa şiddet!
Yargılanmamın adil olmadığı konusuna değinmeyeceğim burada. Zaten 5 generalin ağzından çıkan her buyruğun kanunlaştığı 12 Eylül askeri darbesinin o hukuksuz koşullarında yargılandım. Yargılanmam her yönüyle bir rezalet örneği! Kâğıt kalemin, konuşmanın, kıpırdamanın bile suç ve yasak olduğu koşullarda yapılan yargılanma adil olabilir mi? Bu da yetmiyormuş gibi, çok duyarlı olması gereken basınımız, 'eşkıyalar, hainler, bölücüler, gözü dönmüşler adalet önünde hesap veriyorlar' başlıklarıyla alkış tutuyordu.
Belki diyeceksiniz ki. ‘O özel bir dönemdi ama, şimdi yeni bir dönem başlamış bulunuyor, adalete güvenin. Ama bu adaletsizlik bugün de sürüyor. Bunun en son örneği de, 31.3.1992 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin 3713 sayılı 'Terörle Mücadele Kanununun geçici 4 maddesiyle ilgili olarak 'şartla salıverme' konusunda verdiği ayırımcı karardır.
Bildiğiniz gibi, çıktığı günden beri yoğun tartışmalara neden olan ve tartışmaları bugün de devam eden 'Terörle Mücadele Kanunu'nun geçici 1. maddesi, 8 Nisan 1991 gününe kadar işlenmiş suçlar için sanıkların lehine olan 'şartla salıverme' hükmünü düzenlemiş, geçici 4. maddede ise TCK’nın 125 ve 146. maddelerine giren suçları işleyenlerin bu imkândan yararlanamayacaklarını hüküm altına almıştır
İstanbul ve Ankara sıkıyönetim askeri mahkemeleri de 'Terörle Mücadele Kanunu'nun geçici 4. maddesiyle 146. maddesinin şartla tahliye kapsamı dışında tutulmasının anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. Aynı konuda, aynı gerekçeyle, o dönemin ana muhalefet partisi SHP’nin de iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurusu olmuştu.
Yapılan başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi: ‘... İndirimde aykırılık ve ayırım getirmek, yasakoyucunun kesinleşmiş hükmünden önceki evreye dönük suça ve suçluya göre uygulama önermesi, şartla salıverme kavramının niteliği ile çelişir.
... Cezanın infazı ile işlenen suçun türüne bağlı olmaksızın, suçlunun topluma uyum sağlaması ve topluma yeniden kazandırılması amaçlanır.
... Aynı miktar cezayı alan iki hükümlüden birinin sırf suçunun türü nedeniyle daha uzun sure ceza çektikten sonra şartta salıverilmesi, cezaların farklı çektirilmesi sonucunu doğurur.
... İnfaz yönünden eşit ve aynı durumda bulunan mahkûmlar arasında şartla salıverme bakımından ayrı uygulama, anayasanın 10. maddesinde öngörülen yasa önünde eşitlik ilkesine ve anayasanın 2 maddesindeki hukuk devleti ilkesine uygun düşmemekte ve bu aykırılığın haklı bir nedeni de bulunmamaktadır...’ gerekçesiyle, sıkıyönetim askeri mahkemelerinin iptal istemini haklı bulmuş ve TCK’nın 146. maddesinden yargılananlar serbest bırakılmıştı.
Yani, Anayasa Mahkemesi’nin bu gerekçesi, bu kararı TCK’nın 146 maddesiyle aynı nitelikte olan 125. maddesi ve TCK'nın diğer tüm maddeleri için geçerli olduğu tartışılmaz açıklıktadır. Ama Anayasa Mahkemesi, 125. maddeyi bu incelemesinin kapsamı dışında tutmuştu. 'Kürt-Türk ayırımı yapıldı' şeklinde kamuoyunda tepkinin yoğunlaşması üzerine Anayasa Mahkemesi yetkilileri. Mahkememize 125. madde ile ilgili başvuru olmadığı için incelemedik, vatandaşlarımız arasında ayırım söz konusu değildir' türünden açıklamalar yapmak zorunda kalmışlardı.
Hemen peşi sıra da Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi. 'Anayasa Mahkemesinin şartla salıverme'de 146. madde ile ilgili kararının 125. madde için de geçerli olduğunu gerekçe göstererek bakmakta olduğu davalarda 125. maddeden yargılanan ve 10 yılım doldurmuş olan idam cezalı sanıkları da 'şartla salıverme'den yararlanarak serbest bıraktı.
Ama Anayasa Mahkemesi 146. madde ile ilgili kararından 7 ay sonra (31.3.1992 tarihinde) 125. madde ile ilgili olarak açıkladığı kararında, 125. maddeden yargılanan insanları 'şartla salıverme' hükmünün kapsamı dışında tutmuş bulunmaktadır...”
(Öğretmen hükümlü Selâhattin Şimşek'in mektubu daha uzun. Kalanı ile bu konudaki yazıyı salı günü vereceğim.)
3 Mayıs 1992, Cumhuriyet