“49'lar Dosyası", İsveç'te yaşayan, orada sağın olarak çalışan Naci Kutlay'ın son yapıtı. Fırat Yayınları arasında çıkmış. Otuz beş yıl önce, 1959 yılında evleri, işyerleri, polisin yaptığı “ani bir baskın "la aranan Kürt kökenli 40 kişi tutuklanır. Sonradan sayılan 49’u bulduğu için bunlara "49'lar" denir. Bunların çoğu sonradan, Türkiye'de tanınmış kişiler olacaklardır. Aralarında şunlar da vardır
Nurettin Yılmaz, Ziya Şerefhanoğlu, Medet Serhat, Yaşar Kaya, Ziya Acar, Necati Siyahkan, Fevzi Kartal, Musa Anter, Canip Yıldırım, Şerafettin Elçi, Naci Kutlay, Ali Karahan, Şevket Turan, Esat Cemiloğlu...
Tutuklanıp yargılanan sanıklara basında “Kürtçüler"denmektedir. Kimi hüküm giyer, kimi aklanır. Birçok sanık da o yıllar öğrencidir. Demokrat Parti iktidarının son yılları denilebilir. DP yönetimi, polis, bunları komünistlikle suçlayıp Amerika'dan yardım almayı ummaktadır. Şerafettin Elçi’nin yorumu böyledir. Olay, Kürt kökenlilerin, o yıllar Gazi Orman Çiftliği'nde pikniğe benzer bir toplantı yapmaları ile -polisçe- ortaya çıkarılmıştır. Yaptıklar konuşmalar teybe alınmış, Ahmet Muşlu adında biri, aralarına ajan olarak girmiştir. Gülhane Askeri Tıp Akademisinde Maliye Şube Müdürü olan Şevket Turan, bir gün arkadaşlarına şöyle der
Ben hastaneye gidiyorum, ortalığı berbat ediyorum. Kimse olmadığı zaman camı aşağıya sarkıtıyorum. Ufak bir şey ile bakarsın bir rüzgâr vurdu, paldır küldür cam çerçeve gitti. Ben bunlara her gün beşer onar liralık zarar veriyorum. Ama beni dinleyenler de o, şekilde zarar verirse, bugün bunları iktisaden çökertmek, mefluç etmek lazım. Fakat ben bir kişi olarak harekette bulunursam, sonra nazarlarını bana tevcih ederler, ayağımı bağlarlar. Fakat bu şekilde her yerde başlarına bir bela gelirse, bir felaket, yani orman yangını, oraya bir ateş, orman yansın, köprüleri çökert. Bir köprü en aşağı 100.000 lira. Ben bunları yapabilirim, sabote edebilirim. Bu saboteyi yaptın mı, bunlar iktisaden birbirlerini yerler ve mahvolurlar. Balıkesir'de birkaç tane orman yaktım. Biliyor musun Bursa yangını ne zarara mal oldu? Bu şekilde bir hükümet devrilir, başka türlü devrilmez. Onlar bizi ordu ile mahvederler, yüz sene belimizi doğrultamayız. (Bir konuşmasında da Kürtlük konusuna değinir.) İçimize yerleşmekte olan filiz halinde bir şey, bir mevcudiyet vardır. Bu mevcudiyetin korunması hariç tesirlerle olabilir. Eğer onlar bizi desteklerlerse ve bize verecekleri talimat dahilinde biz hareket edersek, o zaman neşvü nema bulmak mümkün olabilecek. Aksi halde biz yine dünya yüzünde yağımızla kavrulup, küçüle küçüle mahvolur gideriz...
Binbaşı Şevket Turan çoktan ölmüş: sağ olaydı, bugün de böyle düşünüp düşünmediğini, yanlışım sürdürüp sürdürmediğini sorardım. Kürdoğlu Binbaşı Şevket Turan'ın yanlışını bugün bir başka Kürdoğlu Abdullah Öcalan sürdürüyor. Hem de cinayetler işleyerek; Kürt, Türk demeden, yaşlı, genç, kadın, çocuk demeden öldürerek. Buna başta Kürt kökenli aydınların karşı çıkmaları gerekirdi. Yere düşen bir damla kanın hesabı sorulmalıydı. Ölen kim, nereden olursa olsun, öldürenden sorulmalıydı. Diyarbakır’ın Kulp ilçesinin Hamzalı bucağına yapılan PKK saldırısı, burada 19 kişinin öldürülmesi, PKK'nin işlediği son cinayetlerden biridir. Bu yol yol değildir. Sormak gerekir:
Kürdoğlu nereye?
Yapılanlar, işlenen cinayetler, şovenlikten, ırkçılıktan başka bir şey değildir. Cinayet işleyenlerin. “Gelin birlikte yaşayalım, biz kardeşiz" demeye hakları yoktur. Deseler de kim inanır? Apo, Güneydoğu'da bir savaşa girmiştir, ama bu savaşı yalnız askere karşı değil, çoluk çocuğa, silahsız insana karşı yapmaktadır. Apo, ellerini kana bulamıştır...
Apo, bu büyük desteği Suriye'den aldı. Suriye’de askerlik çağına gelen Kürt çocukları, bu görevlerini Suriye ordusunda değil. Apo'nun buyruğunda, onun kamplarında yaparlar. Suriye bu gençlerin ailelerine her ay 100 dolar yardım yapar. Suriye, şimdiye değin, Apo’nun tüm gereksinimlerini karşıladı. Suriye'de 500 bine yakın Kürt var. Suriye yönetimi, Apocuları Irak’a yolladı. Karaçolan'da, Raniye'de eğitim görmeye başladılar. Bu kış döneminde, biraz çalışmaları kıstılar. Ancak ilkyaz gelince, yukarıya, Türkiye'ye çıkacaklar. Apo'nun “ateşkes'' istekleri filan saçmaydı. Apo zaman kazanmak istiyordu. Eğitim yeri olan Karaçolan, Celal Talabani’nin karargâhıydı. Orada bir okul açıldı, buna “Eylem Okulu" adını verdiler. Başına Mey Şivvar getirildi. Mey Şivvar, Celal Talabani'nin yardımcısıydı. Eski KOMALA’yı kuran kişiydi. Karargâhta, Irak Kültleriyle Ermeniler de vardı. Karargâhta 250-300kişi vardı. Bunlar Türkiye'deki Kürt-Türk çocuklarını öldürmek için hazırlık yapıyorlar...
Mesut Barzani ile Celal Talabani’nin araları şeker renk miydi? Dört ay önce İran'a giden Mesut Barzani, İran'da önemli bir anlaşma imzaladı. İran, Barzani'den Kuzey Iraktaki Kürtleri sindirmesini istedi. Barzani, bunun üzerine, ivedi, Süieymaniye ile Erbil bölgelerinde Apocuların eylemlerini kıstı. Bu durumda Kuzey Iraktaki tüm Kürt eylemleri "Kuzey Kürdistan“dedikleri, Türkiye’nin Güneydoğusuna yönelebilirdi. Türkiye sınırları, yolgeçen hanı değil miydi?
1920'li yılların başlarında bir Mustafa Kemal'in arabası vardı, şoförü bir Kürt çocuğuydu. Başbakan İsmet Paşa sürücüye sorardı:
Kürdoğlu boş musun?
Boşum Paşam!
Beni Başbakanlığa bırakıver...
Mustafa Kemal'in, İsmet Paşa'nın canlarını emanet ettikleri Kürt çocukları, bugün Türk çocuklarına düşman edilmek isteniyor!