Kura Yer Müftüsü...

Ömer Asım Aksoy, 5 nisanda 94 yaşını doldurdu, 95 yaşına bastı. Aksoy'un, İstanbul'dan kızı Esin gelmişti.
Baba, nasılsın? diye sordu. Aksoy, ona şu dörtlükle karşılık verdi:
Doksan dört oldu yaşım / Sayrılıklar yoldaşım / Bedenim çürük çarık / Çok şükür sağlam başım...
Sami Özerdim, Ömer Asım Aksoy'a gelmişti. Söz, Aksoy'un doksan beş yaşına basmasına geldi. Aksoy. Özer- dim'e, Tevfik Fikret'in "Doksan Beşe Doğru" şiirini anımsatarak şunları düştü:
'Doksan Beşe Doğru, Tevfik Fikret'in bir yergisidir / Benimki de yaşamımın son durağı ergisidir." (Ergi, Alı Püs- kültüoğlu’nun Ûztürkçe Sö2lüğune göre 'erişme, ulaşma, erme’ anlamında.)
Ankara'da bugünlerde, nereye baksanız Türkmenistanlılarla karşılaşırsınız. İki bakan, devlet katında on kişi, 33 milletvekili, bilim adamı, sanatçı sayısı 104 kişi. Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın, iki Türkmenistan!! bakan onuruna Hilton'da verdiği yemekle. Kültür Bakanlığı Müsteşarı Emre Kongar'ın Atatürk Orman Çiftliği'nde Merkez Lokantasında, bakanlar onuruna verdiği yemeğe katıldım. Atatürk Orman Çiftliği'ne giderken. DDY sayrıevinin karşısında, bir okul vardı. Okulun bahçesinde, başları ak yaşmaklara sarılı sıkmabaş kız çocuklarını gören Türkmenistanlı rektör Prof. Dr. Karayev Recep Durdi, yanında oturan bayan görevliye sordu:
Bunlar İranlı mı?
Hayır Türk, ama onlar gibi düşünüyorlar!
Vah vah, biçareler!
Prof Dr. Recep Durdi'nin "Çaresizler" dediği, ak yaşmaklar içinde penguenlere dönmüş. İmam-Hatip Lisesi’nin kız öğrencileriydi. Bahçeyi aklı karalı doldurmuşlardı.
Merkez Lokantasında, Müsteşar Emre Kongar, yanında yer ayırmıştı. Geç gittim. Vardığımda yemek bitmek üzereydi.
Prof. Emre Kongar, konuklara tanıtıyordu. Onlar, ‘ekmek’ yerine 'çörek' diyorlardı. Kısa sürede 'çörekçi' olmuştum! Karşılıklı, öztürkçe sözcükleri konuştuk. 'Çatal' yerine 'dürtgüç', 'anahtar' yerine 'açar', 'dürüst yerine 'düz', 'kaşık' yerine 'çemçe' diyorlardı. 'Yüz numara'ya ‘ayakyolu.’ Bizim köylerde de öyle... Kültür Bakanı'nın Türkmenistan'da adı 'Medeniyet Veziri' yani 'Uygarlık Bakanı'. 'Çalışma Bakanı'na Zahmet Veziri' diyorlar. Zahmet Veziri Bayramnur Soyunov. Uygarlık Bakanı da Aşir Murat Mamiliyev.
Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcılarından Gülşen Karakadıoğlu anlattı. Türkmenistan'ı görmüş, köylerindeki yüznumaralarda bile sıcak su varmış. 400 bin kişilik Aşkabat’ta, orası başkent, altı tiyatro, bir opera, bir çocuk tiyatrosu varmış. 4 milyonluk Türkmenistan'da 2300 sinema olduğunu söyledi Gülşen Karakadıoğiu. Altyapı güzel kurulmuş.
Konuklardan Cebbar Mehmet Göklenoğtu, bizim Türk- çeyi güzel konuşuyor. Bir çeşit çevirmenlik de yapıyor arkadaşlarına. Yemeklerde, Murat Annanepesoviç, Veli Mukatov, daha başkalarıyla da tanıştım. Dedelerimin Buhara'dan geldiğim duymuştum. Buharalı bir Turkmenistanlıyla hemşeri çıktık!
Konuklara, Türkmenistan'da, Türkiye'den kimleri tanıdıklarını sordum:
Nâzım Hikmet, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Ömer Asım Aksoy, Agop Dilaçar karşılığını verdiler. Agop Dilaçar'ın Ermeni kökenliyken Türk diline nasıl emek verdiğini konuştuk.
O gün elimde 27 nisan pazartesi günkü ‘Zaman’ gazetesi vardı. Süleyman Ünal'ın yönettiği "Hodri Meydan" köşesinde, "Bu zihniyeti tanıyın" başlıklı yazı şöyle başlıyordu:
‘Beş ay aradan sonra 'Cumhuriyet' gazetesine yeniden dönen İlhan Selçuk ve ekibi, sermaye hariç eski bildiklerini okuyorlar Cumhuriyet'in yayın cephesinde yeni bir şey yok...
Bu arada, gazetenin dönmeye başlayan yazarları da Öztürkçe kelimelerin kullanılması için kalem oynatmaya başladılar. Mustafa Ekmekçi bunların en hızlılarından... (Bilindiği gibi, Ekmekçi domuzu sever ve yeme taraftarıdır.)
Ekmekçi'nin öztürkçe ile ilgili yazısını okuduktan sonra Ankara’dan Said Ali'nin gönderdiği yazıyı size duyuralım istedik..."
Yazı bundan sonra İsmet İnönü'ye, eski Milli Eğitim Bakanı Hasan  li Yücel'e, haksız, insafsız eleştirilerle sürüp gidiyor. Bunlarda insaf sıfır! Yazıyı Türkmenistan!) bakana gösterdim, çok şaşırdı.
Bizim tutucular böyle! dedim, ne yapalım?
Ama, biz de Öztürkçe’den yanayız!
Karşılıklı, Türkçe kaynaklardan nasıl yararlanabileceğimizi konuştuk.
Kimi, işine geldiği gibi konuşuyor. Şarkışla dolaylarında söylenirmiş. "Kuru yer müftüsü" lafı. Müftü, yaşa basmaz, yaşta oturmaz ama kuru yer bulur bulmaz, oraya kurulur, her konuda söyler de söylermiş. Böylelerinin adı "Kuru yer müftüsü" kalmış. Diyelim:
Lazlar da televizyonda lazca konuşsun!
Canım, Laz İsmail bile bunu düşünmedi!
Olsun, konuşsunlar; bundan bir şey çıkmaz! (Amaç, ortalık karışsın!)
O gün çok yoğun geçti. Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak, Başbakan vekili Erdal İnönü’ye gittik. Sonra Cahit Külebi'nin 75 yaşını kutlamaya, oradan da “TRT-TV Prodüktörleri ve Yönetmenleri Derneği”nin kuruluş toplantısına katıldım. Arkadaşlarıma, "Analı, babalı büyüsün!” dedim, başarılar diledim.