Köy Enstitülü Nadir Nadi...

Nadir Nadi'nin Evet Yazık Oldu! başlıklı yazısı, 31 Ocak 1976 günkü Cumhuriyette çıkmış. Yazıyı kıvanarak okudum. Şöyle:

“Türk toplumunu karanlıktan kurtararak kısa zamanda aydınlığa kavuşturacak bir buluş olarak Köy Enstitüleri kuruluşunu bütün Atatürkçüler sevinçle karşılamışlardı. Köyden gelen çocuklarımızın burada bize özgü bir yöntemle eğitildikten sonra tekrar köye dönerek köyü uyandırması, oraya uygarlık ışığını serpmesi ulusal kalkınmamızın dürtücü gücü sayılıyordu.

İkinci Cihan Savaşı başlangıcına rastlayan bu cesur atılım bizim gözümüzde Atatürk devrimciliğine yapılacak katkıların en önemlilerinden biri idi ve bunun şerefi de herkesten önce Sayın İnönü'ye ait olmak gerekirdi. Zira enstitülerin mimarı bilinen Hasan Ali Yücel’de, İsmail Hakkı Tonguç'u ve çalışma arkadaşlarını da işbaşına getiren, onlara destek olup başarılı olanakları sağlayan devrin Milli Şefi Sayın İnönü'den başkası değildi.

Yazık ki, geleceğimiz hesabına büyük umutlar veren bu cesur atılım yarım kaldı. Çetin Altan'ın deyimiyle cici demokrasiye geçildikten sonra Köy Enstitüleri kuruluşu da dumura uğratıldı. İmam-hatip okullarına, Kuran kurslarına, ortaçağımsı gerici kuruluşlara feda edildi.

Bu acı sona varılmasında köyün uyanmasından korkan ağalar, tefeciler ve aracılar takımının birinci derecede rolünü inkâr etmemekle beraber biz, Sayın İnönü'yü de kusurlu bulduğumuzu şimdiye değin çok yazdık. Sayın İnönü seçimleri kaybetmek, hatta gerekirse cici demokrasiyi ertelemek pahasına da olsa başladığı esere devam etmeli, onu canla başla savunmalı idi kanısındayız. Hiç değilse kendi eliyle diktiği bir fidanı ‘Varsın başkaları söksün' dememeli, onu gene kendi eliyle budamaya vicdanı elvermemeli idi.

Bugüne dek bu konuda hiç konuşmayan Sayın İnönü, bir emekli öğretmenin yayımladığı bir açık mektup üzerine nedense kendini savunma ihtiyacına kapılmıştır. Öğretmene verdiği kısa cevapta, CHP iktidarı süresince Köy Enstitülerine ilişilmediğini yazarak ‘Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç yanlış fikirlerinden dolayı değiştirilmemişlerdir. Aleyhlerinde devamlı olarak yapılan iftiralardan hem kendilerini hem de Köy Enstitülerini sükûnete getirmek için görevlerinden ayrılmışlardır ve yerlerine gelen haleften. Hasan Âli ve Tonguç’un eserlerine aynı azim ve inançla devam etmek kaydıyla getirilmişlerdir' diyor.

Sayın İnönü'ye göre Köy Enstitüleri 1950'den sonra kapatılmıştır ve çok yazık olmuştur

Yazık olmasına elbette yazık olmuştur, ama biz yukarı ki düzeltmede esaslı birtakım yanlışlar bulunduğunu, söylemeden edemeyeceğiz.

Sayın İnönü herhalde unutmuş olacak, CHP döneminde Köy Enstitülerine ilişilmediği doğru değildir. Rahmetli Hasan Âli Yücel istifa etmemiş, 1946'dan sonra kurulan hükümetin dışında kalmıştır. Onun yerine getirilen Reşat Şemsettin Sirer’in ise Köy Enstitüleri konusunda karşı zihniyeti temsil ettiğini yurdumuzda bilmeyen kimse yoktur. Daha sonra aynı görevi Sirer'den devralan Tahsin Banguoğlu'nun da belki Sirer'den de öteye bir enstitü düşmanı olduğunu Halk Partili arkadaşlar herhalde inkâr etmeyeceklerdir. Doğum kontrolünü bile sosyalist icadı sayacak kadar bilimsel gerçeklere aykırı düşüncelerin sahibi olan bu kişiye Köy Enstitülerini emanet ederken onun devrim çizgisinden şaşmaksızın büyük eseri aynı azım ve inançla yürütebileceğine nasıl güvenilirdi?

Gerçek şudur ki, 1946 havası içinde şahlanan muhalefet karşısında o zamanki CHP iktidarı bir ödüncülük politikasına kaymış, bir yandan imam-hatip okulları, bir yandan türbeleri açarken, öte yandan enstitülerin ruhunu zedeleyici bir yol izleyerek tutuculara hoş görünme çabasına girmiştir. Bu yolda o kadar ileri gidilmiştir ki, Kenan Öner’e karşı açtığı hakaret davasını kaybedince komünistliği sözüm ona resmen tescil edildi kaygısıyla Hasan Âli Yücel'in Ulus 'taki yazılarına ilgililer tarafından son verilmiştir. O zaman bu Atatürkçü ve çalışkan eğitimciye kucağını açan 'Cumhuriyet' olduğu için, durumu yakından bilmekteyiz.

Evet, Köy Enstitülerinin adı 1950'den sonra değiştirilmiştir. Ama daha önce kuruluşun ruhu öylesine zedelenmişti ki, buna eskilerin dediği gibi, artık belki de zaruret hasıl olmuştu " (Nadir Nadi, "Ben Atatürkçü Değilim", Çağ Pazarlama 12. bası. S: 97-99: İlk basımı 1982'de yapılan yapıtı Nadir Nadi, Oktay Akbal’a adamış).

Dün Tevfik Fikret'in ölümsüzlüğe varmasının yıldönümüydü, bugün Nadir Nadi’nin. Tüm ilerici aydınlar gibi, onlarda “aydınlıklar, ışıklar içinde yatsınlar"

***

Köy Enstitülerinin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç, enstitülülerin çocuklarını da Köy Enstitülü sayar, enstitüleri savunanları da onlardan ayırmazdı. Enstitülerde okumadığım halde, “Köy Enstitülü" diye adım çıkmıştı. Gazeteciler, “O, Karaoğlan Köy Enstitüsü'nden'" derlerdi Tonguç’a göre Nadir Nadi, dört dörtlük bir Köy Enstitülüydü. Köy Enstitülü olmak, uygarlığın, çağcıllığın, Atatürkçülüğün de ölçüsü değil miydi? Köy Enstitüleri, bu denli baskılarla kapatılmasalar, belki buğun o kuruluşları savunan değil, eleştiren durumda olacaktım, daha güzel olmaları için. Gericilerin “Komünist yuvası" dediği, karaladığı kuruluşlara gülle dokunamazdım!

Bugün piyasada, “Atatürkçü" geçinen yığınla kişi var; bir inceleyiniz: Nâzım Hikmet'e “vatan haini", Köy Enstitüleri'ne "Komünist yuvası" gözüyle bakıyorlarsa, bunlar gerçek değil, “düzmece" Atatürkçülerdir!

Düzeltme: 18 Ağustos Pazar günü çıkan "Ankara Notları"nda, “normal" karşılığı olarak kullanılan “düzel" sözcüğü “güzel" diye düzeltilmiş. “Düzel”i Prof. Cem Eroğul buldu. Hüseyin Hatemi “sayrı", “sağın" gibi sözcüklere takıldığı gibi buna da bozulacak, biliyorum. Umurumda değil.