Köy Enstitüleri Vakfı: (7) Aziz Nesin: "Güzel Bişey Varsa, Kapanır!"

Dr. Engin Tonguç’un Köy Enstitüleri ile İlgili olarak anlattı­ğı şeylerin hemen hemen hepsine katılmadığını söyleyen Aziz Nesin, “Yalnız Köy Enstitüleri falan değil, eski iyi şeyler neler varsa, onları eleştirir duruma gelip aşmalıydık. Halbu­ki, biz onları kurtaralım diye onları savunmaya uğraşıyoruz. Ama n ’apalım, başka çaremiz yok. Memleket o denli kötüye gidiyor ki..." diye konuşmasını sürdürüyordu. Aziz Nesin, 'Başta Atatürk. . Atatürkçülük, onları eleştiremedik.." diyor konuşmasını şöyle sürdürüyordu:

... Kaç yıl oldu, Atatürk öldükten sonra hâlâ hâlâ Atatürkçülük! Atatürkçü de olamıyoruz. Ki Atatürkçü olmak gerekir mi gerekmez mi o ayrı bir konu. O noktaya bile gelemiyor. Köy Enstitüleri de öyle. Köy Enstitüleri, bu 'Vakıf kurulunca, benim bildiğim şudur: Köy Enstitülerine ilişkin bütün eleştirileri çok dikkatle gözden geçirip, onlara haklı nedenlerle ya­nıt vermek, ille karşı gelmek değil. Çünkü, onların kimileri haklıdır. Köy Enstitüleri ile ilgili eleştirilerin kimine ben katılı­yorum. Haklı olduğuna inanıyorum. Ama neden öyle yapıl­mıştır? Niçin yapılmıştır? Çok ilginç. Tek parti döneminde Köy Enstitüleri kurulmuştur. Elbette, köylünün ilerlemesi, kalkınması için kurutmuştur, ama bazı ilerleme ve kalkınma­ların nedenleri de bir önceki nedenleri bakımından yine kö­tü.. Bunları da bilmek gerekir. Bunlara düpedüz karşı gelmek değil, bunları bilip, olumlu yanlarını alıp, düzeltmek gerekir. Bugün Köy Enstitüleri, o haliyle bile devam edebilseydi, Tür­kiye elbette, bu noktada olmayacaktı.

Aziz Nesin, olumlu olarak kurulup kapatılanların ilk ikisini Böyle saydı; Halkevleri ile Köy Enstitüleri. Olumlu olarak açı­lıp, sonra vazgeçilen biri daha vardı. Aziz Nesin, onu da şöy­le anlattı:

Üçüncü olumlu şey. 'Aman ne yapsak da kapatsak' diye uğraştığımız 'yedek subay öğretmenliği’dir. Kurumlaşama­dı. Kurum değil çünkü. 27 Mayıs‘ın getirdiği, rastlantı olarak mı getirdi, ayağına mı takıldı, nasıl oldu bilmiyorum, ama bu Türkiye'nin kalkınmasında Köy Enstitülerine yakın başarı sağlayacak bir işti'. Hemen kapattılar! Çünkü, biliyorsunuz sanatta da yararlı oldu, yardımlaşmada da yararlı oldu. Bu­rada arkadaşlarımız söylediler. Köy Enstitülerinin en büyük şeyi, uygar bütün ülkelerde olduğu gibi köyü kentleştirmekti. Oysa bugün biz, köyü kentleştiremiyoruz, kenti köyleştiriyo­ruz. İstanbul, 10 milyon nüfuslu bir köy. Köy Enstitüleri yürü­medi ve köyleri kentleştiremedi. Kenti arıyor insanlar doğal olarak; çünkü köy. gayet açık olarak ilkeldir, yabanıldır, ora­dan kurtulmak gerekir? Köyün coğrafyasından kurtulmak değil, köye kenti götürürseniz kurtulur insan. Kafa yapısı ba­kımından, ekonomik bakımdan böyle kurtulur köylü. İkincisi de tabii, korkusuz, özgür bir insan yetiştirmek. İşte, üç tane kurum var ki bana göre Türkiye Cumhuriyeti 'nin, tabii Musta­fa Kemal'in ilkeleri filan dışında, işte ayrı onlar, bize özgü değil onlar. Bunlar, tam tamına bize özgü olmasa bile bizden çok kaynaklanmış, kendimize özgü bir olay otmuş. İşte Fay Kirby 'nin kitabında yazdığı gibi bunları kapatmışız kesin. Za­ten güzel bişey varsa, bunlar kapanır.

Kaynağa, eğitim kaynağına gelince: Bizim ilk eğitimcileri­miz, Türk olarak Osmanlı döneminde ilk aydınlarımız asker­lerdir. Bütün sanatçılar, büyük ressamlar, askerdir. Ondan sonra yazarlarımız, biraz daha sonra olmakla birlikte, asker veya aristokrat, aristokrat bizde yok aristokrasi, soylu, sara­ya mensup insanlardır. Bunu anlamak çok kolay. 'Edebiyatta isimler sözlüğü'nün hangisini açarsanız açın, bakın isimle­re, onlar kesinlikle zengin sınıf çocuklarıdır. Bir Abdülhak Hamit'tir, şudur budur, o insanlar öyle olmuşlardır, aydın öl­müşlerdir, devrimci olmuşlardır. Hep, ülkenin ilerisinde as­kerler, ondan sonra bu soylu sınıflar, saray mensubu sınıflar, ondan sonra işte Galatasaray, daha sonra Mülkiyeliler, son­ra da Köy Enstitüleri olmuştur. Şimdi de imam-hatipler!.. Kabul etmek gerekir ki doğrudur. Bu neyi gösterir? Köy Ens­titülerinden niye bu kadar aydın çıkıyor? İnsanlar, nerede okuma olanağı, fırsatı bulurlarsa, orada okuyup yetişiyorlar. Fakir sınıf. Türk halkının yoksul sınıfı, kimdir onlar? Askerler veya soylular olabiliyor tabii, askeri okullara gidiyorlardı, orada uyanıyorlardı; Mülkiye'ye gidiyorlar, orada uyanıyor­lardı. Galatasaray 'a gidiyorlardı, zenginler orada ilerici olu­yorlardı veya aydın oluyorlardı, kendi ölçülerine göre. Köy Enstitülerine gidiyor, orada oluyordu. Ve şimdi Sivas'ta.. La­netliyoruz, kızıyoruz (ilan, ama onların ortamında ben olsay­dım, siz olsaydınız, biz bizi Öldüren insanlar olacaktık. Onlar bizim yerimizde olsaydı, yani bizim gibi yetişmiş olsalardı, kendi kendilerine, bugünkü tavırlarına, düşüncelerine düş­man olacaklardı. Demek ki ortam yapıyor bu insanları..

Bunun en güzel örneği Türkiye; ilk Batı'yla değinen insan­lar, askerler. Topçu, harita okulu vb. Hep bunlar, Batı'dan geliyor, oradan değiniyorlar. Uygarlıkla değinen insan olu­yorlar. Uygarlıkla değinmezler, işte bu son eğitim kurumu, imam-hatipler gibi ters yandan olursa onlar gelişiyor. Ve on­lar da 'Teknoloji atalım Batı dan, ama ahlakı almayalım, bi­lim alalım, fen alalım' derler, örnek olarak da Japonya’yı gösterirler. 'Çünkü Japonya geleneklerini bozmadı, ulusal geleneğini sürdürüyor, ama Batı’nın bütün uygarlığını aldı' derler. Bizim Batı ile ilişkimiz, Japonya ile çok yakın, aynı ta­rihlerde. Japonya bu noktaya gelmiş, biz gelememişiz. Ama. olmuyor işte. İş te, bu konuda Köy Enstitülerinin önemli bir rolü oldu...

(Aziz Nesin’in ilginç konuşması, gelecek yazıda da süre­cek.)

Köy Enstitüleri Vakfı'na parasal katkıda bulunmak isteyen­ler: Talip Apaydın, Mahmut Makal, Prof. Dr. Yakup Kepenek adına açılan Ankara'da TC Ziraat Bankası Yenişehir Şubesi'nde 26810 nolu hesapla, Pamukbank Ankara Merkez Şubesi'nde 03216 330 nolu hesaba yatırabilirler.