Zaman zaman düşünüyorum, 2 Temmuz Sivas olayının yıldönümü, yarından sonra; Köy Enstitüleri kapatılmamış olsaydı. Türkiye, Sivas olaylarım yaşamayacaktı.
Ankara'da “Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı” konulu bir toplantı yapıldı. Cumhuriyet okurları yakından bilirler, Köy Enstitüleri konusunda, hemen hemen en çok yazı yazanlardan biriyim. O günkü toplantıda, başka gazeteci de yok muydu ne? Toplantıyı 150-200 kişi dinledi. Ama, öyle ilginç konuşmalar yapıldı ki bunları yüz binlerin dinlememiş olması kanımca eksik olacaktı. O nedenle, konuşmaların bir bölümünü olsun yazmak istedim.
Toplantıyı, yazar Osman Bolulu yönetiyordu. Bolulu, ilk konuşmayı Dr. Engin Tonguç'a verdi. Toplantıya katılan Aziz Nesinin en son konuşmasını Başkan Bolulu uygun görmüştü. Dr. Engin Tonguç, konuşmasına şöyle başladı:
Şimdi, esas konuşmaya girmeden önce, özür dileyerek kendi kişisel durumumla ilgili bir iki tümcelik bir açıklama yapmak istiyorum: Beni lütfen, kan bağıyla, bu işle ilgili, belli bir kişiye bağlı bir insan olarak kabul etmeyin. Elimden geldiğince, karınca kararınca, Köy Enstitüleri konusunda bir şeyler yazıp çizmeye çalışmış, herhangi bir vatandaş gibi kabul edin. Aksı halde, ben kendimi kan bağı nedeniyle ortaya çıkıp birtakım sözler söylemeye çalışan ve bunu sömüren bir kışı gibi hissediyorum ve rahat konuşamıyorum.
Eğer bu önerdiğim kişilikle beni kabul ederseniz, ben rahatlıkla hem Köy Enstitüleri’nden hem Hakkı Tonguç (an (1893-23 Haziran 1960) söz edebileceğim
Şimdi, esas konuya gelince, önce, konunun tümünü bu denli kısa bir zamanda, hele başkan da bu kadar sıkıştırırken ele almak mümkün değil. Ben sadece. Köy Enstitüleri hareketi, acaba dünya eğitim tarihi içerisinde evrensel bir boyut taşıyor mu taşımıyor mu, eğer taşıyorsa hangi niteliklerinden dolayı taşıyor? Mümkün olduğunca, kısaca değinmeye çalışacağım.
Konuyu nicelik ve nitelik açısından ele aldığımız zaman, bir kere nicelik açısından görüyoruz ki bütün dünyada yapılmış eğitim denemelerinde, büyüklükte. Köy Enstitüsü boyutunda bir deneme yoktur. Örneğin, özellikle iş eğitimi konusunda, eğitimde reform yapmak isteyen eğitimcilere baktığımız zaman, Heinrich Pestalozzi (İsviçreli eğitimci 1746-1827), sadece birkaç okul açabilmiş; Georg Kerschensteiner (1854-1932) Münih ve çevresindeki okulların yöneticisi olarak, düşündüklerinin sadece bir bölümünü uygulayabilmiş, John Dewey (1859-1952) aynı şekilde, Sovyet eğitimcilerinden P. Blonsky gibi eğitimciler, yine aynı şekilde istediklerinin tümünü uygulayamamışlar; oysa, Türkiye ’de Köy Enstitüleri, sayısal olarak, çok büyük bir eğitim deneyi; dünya eğitim tarihi içerisinde, boyutlar çok büyük ve sürekli olarak da. bu boyutları büyültme çabasını göstermiş yöneticiler.
Bir kitaptan aldığım bir olayı kısaca anlatacağım:
1943-44 yıllarında, Köy Enstitülerinin sayısını arttırarak çok fazla miktarda öğrenci alma eğilimi var. Bunun da nedeni. politik zeminin giderek kaypaklaşması ve giderek bir karşı akımın gelme tehlikesinin belirmesi. Genel Müdür (Hakkı Tonguç) Arifiye Köy Enstitüsü’ne gidiyor: Arifiye Köy Enstitüsü Müdürü ile birlikte ellerine metreleri alıyorlar, gidiyorlar, yatakhaneleri ölçüyorlar:
Acaba, daha ne kadar çocuk sıkıştırabiliriz buraya? diye.
Ama, istedikleri sayıya bir turlu ulaşamıyorlar. Genel Müdür sıkıştırıyor; Arifiye Köy Enstitüsü Müdürü, sonunda bir gün isyan ediyor, diyor ki:
Ben Arifiye Köy Enstitüsü'nün müdürüyüm, Arifiye yatakhanelerinin müdürü değilim! Eğer benim bu işi yeterince başaramadığım kanısındaysanız beni görevden alınız.
Tonguç, havayı yumuşatıyor Onun üzerine mudur, bir soru soruyor kendisine:
Peki, diyor, sız olsaydınız ne yapardınız benim yerimde okul müdürü olarak? Kitabında diyor ki anlatırken: Verdiği yanıt karşısında çarpıldım!’ Tonguç ün yanıtı şu:
Ben, 1800 öğrenci alırdım: 600'unu dersliklerde çalıştırır. 600 ü çeşitli işliklere gider çalışırdı 600'unü de yatakhanede uyuturdum!
Yani, okulu üç vardiya çalıştıracak! (kahkahalar) Tabii olacak gibi iş değil, fakat eğilim bu ve telaş bu..
Ceyhun Atıf Kansu'yu bir gezisine götürmüş, birlikte, yıl 1943-44 yine.
Yol boyunca. Sana ah, bir on yıl daha verseler! dedi. diyor. Yanı, boyut bu denli büyük.
Bir ikinci özellik, dünyada yapılmış hiçbir eğitim denemesinde, olağandışı birtakım koşullar nedeniyle siyasal destek, Köy Enstitüleri’ne verildiği kadar büyük değil. Yanı, siyasal otorite hiçbir biçimde. Köy Enstitüleri’nin içerisindeki eğitim işinin yürütülmesine, eğitim ilkelerine karışmamış. Bu da çok önemli. Ve olağandışı birtakım koşullarda ortaya çıkmış bir oleyy. Nitelik açısından olayı ele aldığımız zaman, bu da öyle sanıyorum ki dünya eğitim tarihi bakımından. Biz Köy Enstitüleri’nin değerini ve yerini henüz, daha tam olarak ortaya koyamadık ..
***
(Engin Tonguç’un bu çok önem verdiği konuşmasının arkasını, gelecek "Ankara Notları”nda vereceğim. Burada okurlara bir duyuruyu yinelemek istiyorum: Vakfın kuruluşunun ilk imecileri arasından Talip Apaydın, Mahmut Makal, Prof. Dr. Yakup Kepenek adına Vakıf kuruluşunu gerçekleştirmek amacıyla, TC Ziraat Bankası Ankara Yenişehir Şubesi’nde 092 16 330 numaralı hesap açılmış bulunuyor. Vakıf kuruluşuna parasal katkıda bulunmak isteyenlerin, bu hesaplardan birine. Talip Apaydın, Mahmut Makal ya da Yakup Kepenek'in birinin adını belirterek para yatırmaları gerekiyor. Adlardan biri belirtilmezse banka, “Henüz vakıf kurulmadı, vakıf adına bir hesap yok" diyerek yardımları geri gönderebiliyor. Adlardan birinin yazılması zorunlu.)