27 Mayıs’ın 35. yıldönümünde, emekli Kurmay Albay Ertuğrul Alatlı, 25 Mayıs 1981’de Cemal Madanoğlu’na yazdığı mektupla, Madanoğlu'nun yanıtını gönderdi. Önce, Alatlı’nın mektubu:
“Paşam,
27 Mayıs'ı, tüm sorumluluğunu üstlenerek SİZ başlattınız.
Harekât, SİZ'in komutanızda başarıya ulaştı.
Dağılan Emir ve Komuta Zinciri'ni, Kuvvet Komutanlıktan düzeyine kadar, yeniden onaran SİZ'siniz.
Komutayı; Harekât’ın başlatılmasında hiçbir katkısı ve sorumluluğu bulunmadığı halde, mensup olduğunuz Kara Kuvvetlerinin Komutanı’na, Ordu'nun bütünlüğü ve disiplini adına, SİZ devir ve teslim ettiniz.
Türk Demokrasisini, sapık emelleri yönüne sürükleyip, yok etmek isteyenleri SİZ etkisiz hale getirdiniz.
Çok Partili Parlamenter Demokrasi Düzeni, SİZ’in sayenizde, tekrar işlerliğe kavuşabildi.
önünüze serilen tüm nimetleri, elinizin tersiyle, SİZ ittiniz.
Hakkınızdaki tezviratın yol açtığı tüm çağdışı baskılara, başınızı bir milimetre dahi eğmeden, SİZ karşı koydunuz.
Bugün, 27 Mayıs’ın 21. senesi dolarken, tevazu içinde sürdüregeldiğiniz yaşamınızın, arzuladığınız kadar ve arzuladığınız biçimde sürmesini, yüksek niteliklerinizin önünde, bir kez daha hayranlıkla eğilerek diler, saygılarımı sunarım efendim.
Ertuğrul Alatlı, E. Kurmay Albay, 27 Mayıs Plancılarından birisi."
Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu’nun 8 Haziran 1981 günlü yanıtı ise şöyle:
"Azizim Ertuğrul,
Mektubunu aldım, bu kadar koltuklarımı kabartma; 27 Mayıs günlerinde tanışmış olmamamız büyük bir şanssızlık.
Milli Birlikçiler'in işlerine gelmedim. Ne Köksal (Osman) ne hiçbirisi, başlangıçta Gürsel (Cemal) bile benim içtenliğimden çekindiler, benden kurtulmaya bile çalıştılar; nedeni de çok basit; çekememezlikle, kıskançlıkla, olur da hepsini toparlarım korkusuyla bana karşı pek sakıngan davrandılar. Ben, yarı zor, güç göstererek, yarı aralarındaki karşıtlıklardan yararlanarak doğru bildiğimi götürebileceğim yere kadar götürdüm. Neyse bunlar çok geride kaldı.
Çok sonra, bir gün ben, Sezai Okan, Ekrem Acuner, Ankara Gan'nın lokantasında bir yemek yemiştik. Acuner, bir iki kadeh yuvarlayınca dilini tutamamış, şöyle demişti:
Seni nasıl yıktığımızı bilir misin? Subaylara ‘Madanoğlu, Menderes'in asılmasını istemiyor!' diye yazdık ve sen açıkta kaldın.
Yirmi yıldır nerede 27 Mayıs'tan söz açılsa, herkes beni suçlar; ‘Yapamadın' der, ‘Gürsel'in yerine geçecektin' der, 'Şunu yapacaktın' der, ‘Şunu edecektin’ der; böyle bir sürü eleştirinin arasında, senin gibi durumu gerçekçi bir gözle gören, tanımlayan çıkar da, böyle içten bir mektupla beni kutlarsa, ona karşı ne kadar sevindiğimi, ne kadar yürek dolusu ‘sağol' dediğimi bilmeni isterim.
Sana şunu soracaktım: 1 Eylül 1960'ta Afet İnan'ın evinde yapılan protokolde İnönü 'nün imzası var mı idi, yoksa bu protokol sözlü bir anlaşma mıydı?
Bu yıl sıcaklar gecikti, daha denize yeni yeni girmeye başladık. Siz de boğazda çilenizi dolduruyorsunuz.
Ulviye’yle ben hepinizin gözlerinden öperiz."
Cemal Madanoğlu'nun Alatlı’ya mektubunda adı geçen Ekrem Acuner'i aradım. Kendisiyle ilgili olarak geçenlere ne diyeceğini sordum. Şu karşılığı verdi:
Öyle bir şey olmadı. Biz üçümüz böyle bir yemek filan da yemedik. Bir gün odasına, Komutanlık odasına girdim, orada şöyle bir konuşma geçti; dedim ki: “Sen, Adalet Partisi'nin -o zamanki Adalet Partisi’nin- bu anayasada öngörülen reformları yapacağını, memlekete büyük bir hizmet vereceğini tahmin ediyor musun?": “Hem de nasıl? Hem de nasıl, hem de nasıl?" filan dedi. "Unutma bu sözünü, bakalım, öyle mi olacak?" dedim. Bu konuşma geçti. Ondan sonra, kendisi, bizi toparlamaya filan kalktı, onda da muvaffak olamayınca, istifa etti (MBK üyeliğinden) gitti!
Sizi de toparlamak istedi mi?
Evet evet evet. Askeri birlikler, onun verdiği emre uymadı. Bunlar biraz çirkin şeyler de pek söylemek istemiyorum!
Ertuğrul Alatlı’ya, Cemal Madanoğlu'nun sorduğu soruyu, ben de sordum. O protokolde, İsmet Paşa'nın imzası var mıydı, yok muydu? Şu yanıtı verdi:
Bu protokolde iki taraf vardır: Bir tarafta, İsmet Paşa, öteki tarafta Ekrem Acuner, Fikret Kuytak, Refet Aksoyoğlu var. Bir protokol imzalanmıştır. Bu protokolde, (27 Mayıs devriminin ertesinde) normal duruma geçtiğimiz vakit, İnönü cumhurbaşkanlığına adaylığını koymayacak, başkasını da desteklemeyecek. Bunun işareti var anayasada. Anayasaya, siyasal partilerin cumhurbaşkanı adayı gösteremeyeceği tümcesi kondu. Oylama da “gizli" yapılacaktı. (Amaç, Gürsel'in cumhurbaşkanı seçilmesini sağlamaktı.) Bu protokolün imzası sırasında, 14 ’lerin darbe yapacakları olayı ortaya çıktı... 14’ler Gürsel'i de kandırmışlardı. Gürsel’i, 14’lerden çekmek iğin bu protokol yapıldı.
O günlerden bugünlere köprülerin altından çok sular geçti!
Doğan Kasaroğlu İstanbul'da öldü; dün Ankara'da toprağa verildi. Basın Sitesi'nden bir cenaze daha çıktı! Görüşlerimiz uyuşmasa da birbirimizi hiç kırmadık. Eşim Aldoğan'la birlikte eşine, çocuklarına, yakınlarına başsağlığı diledik!
30 Mayıs 1995, Cumhuriyet