Anlatacaklarım, basında filan çıkmadı; çok kimse bilmez; ben de bilmezdim.
1970'lerin başında Türkiye İşçi Partisi (TİP) Dördüncü Genel Kurul Toplantısı, Ankara'da Dışkapı'daki Yi-Ba Çarşısı'nda yapıldı. Bizim Yılmaz Gümüşbaş izlemiş o zaman; ben de oradaydım. Ancak TİP'in içindeki kulisleri, hizipleri ayrıntılarıyla bilmiyordum. Parti içinde gruplaşmalar var; Mehmet Ali Aybar Grubu var; Aybar, Çekoslovakya olayı tartışmaları sonucunda genel başkanlığı yitirmiş, ancak daha partiden ayrılmamış. Yi-Ba Çarşısı'ndaki genel kurulda, en güçlü grup Milli Demokratik Devrimciler Grubu, Doğu Perinçek, Vahap-Seyhan Erdoğdu, Atilla Sarp filan yanı başında. Güçlüler! Bir de "Emek” Grubu var; bunlar da Behice Boran, Sadun Aren, Nihat Sargın, Minnetullah Haydaroğlu ile arkadaşları... Bunların dışında, Kürtler var. Bunların örgütleri yok. Tarık Ziya Ekinci, Kemal Burkay ile arkadaşları. Sözcüleri Kemal Burkay...
Kültlerin örgütleri yok ama, kendilerini hemen her toplantıda belli ediyorlar. Örneğin, yoklamalarda adları okunduğu zaman Kürtçe karşılık veriyorlar; "Burda" demiyorlar. “here" ya da "livire” diyorlar.
Genel kurulda Divan Başkanı Cemal Kral, İzmir'den.
Behice Boran ile arkadaşları, Genel Kurul’u Aybarcılara kaptırmak istemiyorlar. Ortadaki gruplar içinde biriyle işbirliği yapmadan kongreyi alamayacaklarını düşünüyorlar; Aybarcılarla olanaksız, zaten ayrılmışlar. Aybar, daha önceki genel kurulda yenilmiş ama, henüz istifa etmiş değil. 4. Genel Kurul yapıldığı sırada Genel Başkan Şaban Yıldız; Aybar, genel başkanlıktan ayrıldıktan sonra, Mehmet Ali Aslan Genel Başkan oldu, sonra o da ayrıldı. Şaban Yıldız geldi. Genel Başkan o.
Emek Grubu’ndan kimileri karar verdi:
Kürtlerin oylarıyla birleşirsek, çoğunluğu elde ederiz. Sorun da zaten buradan kopuyor. Nihat Sargın, yine Emek Grubu'ndan Minnetullah Haydaroğlu'na şöyle der:
Ben partiyi (TİP’i) MDD’cilere yedirmemi Minnetullah Haydaroğlu, sözünü sakınan takımından değil:
Sen yedirmezsin ama, bir yiyen bulunur! karşılığını verir.
Burada, bir noktayı belirtmeliyim. Yazıda adları geçenlerin hemen hemen tümü benim yakın arkadaşım. Hepsini ayrı ayrı seviyorum. Amacım, kimseyi kırmak da değil…
Emek Grubu, Kürt kökenli delegelerle işbirliği yapar, ancak onlar, "Yönetim Kurulu" listesine oy da vermeyip, beyaz oy kullanırlar. Üstelik, yayımlanan karar taslağına kendi istedikleri gibi tümcelerin geçmesini sağlarlar. Bu eylem kararı, TİP'in Anayasa Mahkemesi'nce kapatılmasına yol açar!
Genel Kurul'dan çıkan karara, bir başına Minnetullah Haydaroğlu karşı çıkar. Israrlara karşın. Yönetim Kuruluna girmez, oyunu kullanır çıkar. Onur Kurulu üyeliğine, sonra da Onur Kurulu başkanlığına seçildiğini, ertesi gün öğrenir. Onun düşüncesi de alınmamıştır. Ancak o da Emek Grubu'ndandır. Kürt kökenli delegeler, genel kuruldan sonra:
Biz TİP'i kullandık! demektedirler. Emek Grubu’ndakiler de:
Biz de (onları) kullandık! derler. Haydaroğlu, bir gün MDD'ci bir arkadaşına:
Siz farkında değil misiniz? İçinizde polis kaynıyor! deyince arkadaşı:
Biliyoruz ama, biz onları kullanıyoruz! yanıtını verir.
Bunda da Lenin'den esinlendiklerini söylüyorlardı. Lenin demiş ki: "Amaca ulaşmak için, her aracı kullanabilirsiniz!”
Çıkarmak istediğim ders şudur: Kimse kimseyi kullanmamalı!
TİP, kapatılmakla kalmadı; 12 Mart geldi; TİP yöneticileri cezaevlerini doldurdular. Minnetullah Haydaroğlu ile birlikte, savunma tanığı olarak. Sıkıyönetim’de tanıklık ettik!
Minnetullah Haydaroğlu’na sormuştum. Şöyle diyordu:
"Benim en başta itiraz ettiğim konu, ‘Türk ve Kürt sosyalistleri' deyimi. Yani, bir parti içinde bunun olamayacağını ileri sürmüştüm. Türkiye sosyalizminin davası içinde, elbette bir Kürt olayı var; onu inkâr etmiyoruz ama, yalnız ve yalnız her meselenin önünde, yasal (legal) bir partinin kapanmasına neden olacak biçimde, mevzuata aykırı olarak, Kürt meselesinin tek sosyalist dava olarak, ortaya konması yanlıştı. Ben diyordum ki, biz kendi yolumuzu tayin edelim. Sadun Aren'in demecinde söylediği gibi, gelen gelir, gelmeyen gelmez. Ne yapalım, seçimlerde yitirirsek. yitiririz. "
4. Genel Kurul da çıkan kararda, bir yerde özetle şöyle denmekteydi:
"... Türkiye’nin doğusunda Kürt halkının yaşamakta olduğunu,Kürt halkı üzerinde baştan beri hâkim sınıfların, faşist iktidarlarının zaman zaman kanlı zulüm hareketleri niteliğine bürünen baskı, terör ve asimilasyon politikasını uyguladıklarını,
Kürt halkının yaşadığı bölgenin Türkiye’nin öteki bölgelerine oranla geri kalmış olmasının temel nedenlerinden birinin kapitalizmin eşitsiz gelişme kanununa ek olarak, bu bölgede Kürt halkının yaşadığı gerçeğini göz önüne alan hâkim sınıf iktidarlarının güttükleri ekonomik ve sosyal politikanın bir sonucu olduğunu…
Bu nedenle Doğu sorununu bir bölgesel kalkınma sorunu olarak ele almanın hâkim sınıf iktidarlarının şoven milliyetçi görüşlerinin ve tutumunun bir uzantısından başka bir şey olmadığını,
Kürt halkının anayasal vatandaşlık haklarını kullanmak ve diğer tüm demokratik özlem ve isteklerini gerçekleştirmek yolundaki mücadelesinin bütün antidemokratik, baskıcı, şoven milliyetçi akımların amansız düşmanı olan partimiz tarafından desteklenmesinin, olağan ve zorunlu bir devrimci görev olduğunu...
... Kabul ve ilan eder.” (Sadun Aren, “TİP Olayı” kitabı, S. 190).
Yazımın başında söylediğim, "Kimse kimseyi kullanmamalı” derken, çıkardığım dersin, çok geniş kapsamlı olduğunun bilinmesini de isterim. Örneğin, kadın erkek ilişkilerinde kimse birbirini kullanmamalı, politikacılar “din"i, inançları kullanmamalı. Daha uzar gider bu. Herkes düşünsün!
Kendini de kullandırmasın!
28 Kasım 1995, Cumhuriyet