Kıbrıs'tan Gizli Haberler...

Kıbrıslı okurumdan mektup aldım, şöyle diyor:
"Adanalı toprak ağasıyla, Detroitli otomobil fabrikatörü,
İki Dallas domuzu gibi benzerler birbirine.
Hasan Hüseyin.
Biliyorum domuzları seversin. Bize de sevdirdin. Ozan yaşasaydı belki bugün değişik sözcükler kullanırdı.
Sevgili Mustafa Ağabey,
Biraz okuyup yazmayanlardanım. Sana iyi günler dilerim.
27 Ağustos 1995 tarihli 'Ankara Notları’nda benim mektubumu yayımlamıştın. Teşekkür ederim. Rauf Bey'in tepkisi çok ama çok sert olmuştu. Küplere bindi. Fırtına oldu; esti, biçti, kesti; beni düşman ilan etti. Bulsa bir kaşık suda boğacaktı. Ben kimsenin düşmanı değilim. Türkiye'yi, Yunanistan'ı, doğayı, Kıbrıs’ı yansına razı olmayacak kadar çok seviyorum.
Denktaş, ateş püsküren açıklamasında, 'Kıbrıs davası keskin virajlarda' dedi. Evet, 32 yıldır hep dinliyoruz. Kritik dönemler, keskin virajlar bitmiyor. Karikatür çizebilsem, şöyle bir karikatür çizecektim; Arabanın camları kırık, lastikler patlak, motor çalışmıyor. Direksiyonda Rauf Bey. Keskin virajlarda gidiyoruz!
Rauf Bey, açıklamasının bir yerinde, ‘Davadan haberimiz yok' dedi. Rauf Bey'in danışmanlarından biri de Sayın Hocam Mümtaz Soysal'dır. Sayın danışmana, Kıbrıs sorununda, danışmanlık yapmaya hazırım. Bu nasıl sosyal demokrat? İnan, üzülüyorum.
Rauf Bey, mektubum için ‘pislik dolu yazı' dedi; o yazı anlayan için yurt sevgisi, insan sevgisi, doğa sevgisiyle doluydu. Pislik olan neydi? Nadir Nadi'nin, Uğur Mumcu'nun anısına dikilen, Aziz Nesin'in anısına dikilecek olan ağaçlar mıydı? Yoksa, yangını söndürmek için döktüğüm ter ve gözyaşları mı?
Sevgili Ekmekçi, Denktaş’ın açıklamasını köşende aynen verdin. Ben gücenmedim, kızmadım da. Yalnız acı acı güldüm. Yanıtın çok güzeldi: ‘Rauf Bey, Rumlarla bozmuş!’ Yazdıklarının hepsi gerçek ve güzeldi. İşte ispatı: KKTC kurtuluş yıldönümünde, Türk uçakları Güney Kıbrıs hava sahasını ihlal etmiş. Rumlardan şikâyetler falan. Denktaş'tan demeç: 'Türkiye, tüm Kıbrıs'ın garantörüdür. Uçabilir.' Peki, Yunanistan da Kıbrıs'ın garantörü, Yunan uçakları Girne üzerinde uçsa, Rauf Bey ne buyurur?
Köşende Emin Dırvana’dan söz etmen beni sevindirdi. Bu da Sayın Rauf Bey’e, Kıbrıs davasını çok iyi bildiğinin ispatı. Sayın Emin Dırvana'yı 2-3 yıl kadar önce kaybettik (ölüm ilanını Cumhuriyet gazetesinde gördüm). Emin Dırvana, Kıbrıs ve Türkiye'yi çok seven bir elçimizdi. 1960'ların başında egemenlere (daha başımızdadırlar) ‘Otur oturduğun yerde, Türkiye'nin okula, hastaneye, yola ihtiyacı vardır, savaşa değil!' demiştir. Egemenler onu Kıbrıs'tan uzaklaştırmak için ellerinden geleni yaptılar ve arkasından 1963 olayları geldi.
Ekmekçi kardeşim, şu satırları köşeni işgal için yazmıyorum. Ama alıntı yapmak istersen özgürsün. Biliyorum, sizlerin dertleri başınızdan aşkın.
Tonguç Saba’yı, Hasan  li Yücel’i Sabahattin Ali'yi Köy Enstitüleri'ni bizlere çok güzel anlatıyorsun. ‘Ankara Notları’ndaki 'Dik Durun Ulan' (9 Kasım 95) çok güzeldi. 22 Eylül 95'te Sayın Tanilli’nin 'Ekmekçi’nin Kalemi’ yazısı benim düşüncelerimi de yansıtır. 7 Aralık 95 tarihinde de bizlere Ahmet Tan’ı, Mumcu'nun kalemiyle çok güzel anlattın.
Yavru vatandan kısa haberler:
Ormanlarımızı yaktık. Arkasından nutuklar salladık: ‘Yeşil Kıbrıs yapacağız, kasımda her şey hazır, 6 milyon fide dikeceğiz. Fide değil, para yardımı yapın!' (Yöneten)
Aralık ayının ortalarına geldik. Alman öğrenciler, izciler falan birkaç yüz fide diktik. Kıbrıs Gazetesi’nin haberi: '50.000 fidemiz var'. 6 milyon nerde, 50 bin nerde? Kıbrıs'ta fide dikmek için en elverişli aylar kasım ve aralık aylarıdır. Yeşillendirme: Fiyasko.
Kıbrıs’ın sarı altını narenciyeden özetler: Bir zamanlar 100 milyon dolar döviz getiren narenciyeyi sıfırlamak başarısını gösterdik. Bugün, limonata yapacak limonumuz da yok. Yakında Mersin'den ithal edeceğiz.
Zeytin ağacının anayurdu Kıbrıs'tır, dersem şaşacaksın Ekmekçi. Zeytin ağacı çok uzun ömürlüdür. Lüzinyanlardan (Venedikliler) kalan zeytin ağaçlarımız vardı. Sürmedik (Domuzlar olsa, yararları olurdu). Bakımını yapmadık. Çoğunu kuruttuk. On binlerini de yaktık. Gereksiniminin çok üzerinde zeytin ve zeytinyağı üretiyordu bu ada. Bugün Türkiye'den zeytin ve zeytinyağı ithal ediyoruz.
Birde bizim kara bir altınımız vardı: 'Harup' çikolatanın özü. En güzel hayvan yemi. Onları da farelere yem yaptık.
Sebze, meyve, patates; durum hiç de iç açıcı değil. Patatesin en güzelini yetiştiriyorduk bir zamanlar. Bugün patates lüks! İthal ediyoruz.
Sevgili Ekmekçi, yukarıda yazdıklarım çok gizlidir; sakın bizi yönetenler ve egemenler duymasınlar. Davaya büyük zararı olur! Ben düşman, sen vatan haini ilan edilirsin.
Bunları kendine dert etme Ekmekçi, ünlü şanlı medya her şeyin çaresini bulur. Boyalı basınımız her derde devadır. Şişmanlık sorununu da çözdük. Yakında Çin'den gelme harika zayıflama sabunlarına kavuşacağız!
Saygılarımla."
***
Ecevit'in mavi gömleğinin öyküsünü bilmediğimi yazmıştım. Öğrendim, kir tutsun diyeymiş. Güvercinin öyküsünü de sonradan anımsadım: Kıbrıs'ta, 1974'teki savaşın adını "Barış Harekâtı" koymuştuk ya, ak güvercin uçurmalar o zaman tuttu. 1974'ten beri Kıbrıs sorununu çözmeyen, çözemeyen Ecevit'in başı güvercinlerle dertte mi ne? Uçurulan güvercinler, dönüp yine Bülent Bey'in omuzuna mı konuyorlarmış? Uçup gitseler ya!