Kıbrıs'tan Esintiler (4) Gözünü Sevdiğim Özgürlük

Kuzey Kıbrıs'ta olanlar, bir polis romanı gibi sürükleyicidir. Çok kişi belki bilmez; Türkiye’de İlhami Soysal'ı 8 Eylül 1966’da Ankara'da dövdüren Yarbay Salih Raci Tekin’in, 1967’de Kuzey Kıbrıs’ta, "Kontr-gerilla" uzmanı olarak, Rumlara karşı genç Türk öğrencileri yetiştirdiğini duyunca şaşırıp kalmıştım. Bu gençler, "Mücahit’Ierdi! Salih Raci Tekin geçtiğimiz aylarda Türkiye'de öldü! Çift tabanca taşıdığı için "Ringo" diye anılan Salih Raci bir kavgada mücahitlerden dayak da yedi! Dayak olayından sonra Lefkoşa’daki kamptan alınıp Geçitkale’ye verildi.
Kıbrıs’ta, demokratik bir federasyonun kurulabilmesi için, iki kesimde de "demokratik” bir yönetimin kurulmuş olması gerekli, zorunlu. Gözlemlediğim kadarıyla Kuzeyde bunu ileri sürmek çook güç. Kuzey de örgürlük de demokrasi de yok!
1973 yılında, Ahmet Mithat Berberoğlu’na, Cumhurbaşkanı yardımcısı olmaması için yapılan baskıları anlatmıştım; CTP Genel Başkanı Ahmet Mithat Berberoğlu, o sırada Ankara'ya geldi, kendisiyle görüştüm. "Yeni Ortam" gazetesinde bu baskıları yayımladım. "Barış " gazetesinde de çıktı. Bu baskılar yayımlanınca. Kıbrıs’taki Cumhuriyetçi Türk Partisi yöneticileri; Berberoğlu, Naci Talat, Fadıl Çağda, daha başkaları, bu haberleri, yorumları toplarlar, "Anavatan Basınında Kıbrıs Demokrasisi" başlığıyla basıp dağıtırlar. Bildiriyi dağıtan CTP yöneticileri hemen tutuklanırlar, duruşmaları “gizli” görülür, hüküm giyerler. Berberoğlu, Naci Talat, daha birkaç arkadaşları bir süre hapiste yatarlar. İşte insan hakları, işte özgürlük, işte demokrasi!.. Polis romanının en heyecanlı yerine geliyoruz, Özker Özgür’ü dinliyorum; AST’ta konuşuyor
”... Kuzey Kıbrıs'ta 1981 seçimleri yapıldı, generallerin benimsediği Ulusal Birlik Partisi, seçimleri kaybetti. O zaman Mecliste 40 sandalye vardı. 19’unu kazandı. Çoğunluğu sağlayamadı. Muhalefet 21 sandalye kazandı ve hükümeti kurma durumuna geldi. Üç parti bir araya geldik; Cumhuriyetçi Türk Partisi, Toplumcu Kurtuluş Partisi ve Demokratik Halk partisi. Ve bir koalisyon hükümeti kurmaya karar verdik. Anlaştık da. Hükümet programı, protokol, falan filan bütün formaliteleri tamamladık. Hükümeti kurduk, kuruyoruz; elçilikten bir haber; o zaman Ulusu hükümetiydi. Generallerin Dışişleri Bakanı İlter Türkmen memlekete, Kuzey Kıbrıs'a geldi. Bizi elçilikte bekliyor. Tamam, gideriz! Biz herkesle konuşuruz.' Gittik, hükümeti kurmak üzere olan üç parti başkanı. Soruyor şimdi İlter Türkmen:
Ne yapıyor muşsunuz siz?
Hükümet kuruyoruz! Seçimleri kazandık, hükümet kuruyoruz.
Peki, hükümet kurunca ne yapacaksınız?
Hükümet programını yaşama geçireceğiz, ne yapacağız?
O zaman Kıbrıs Türk Federe Devleti idi, onun anayasası var, Anayasada öngörülen şu var, bu var Anayasayı yaşama geçireceğiz, hükümetin öngördüğü programı uygulayacağız, falan...
Ben size diyorum ki, siz bu hükümeti kuramazsınız!
Niçin kuramayız?
Ankara öyle istiyor!
Vallahi ben Ankara'nın böyle bir şey isteyeceğine inanmıyorum! dedim.
Ben size o kadarını söylüyorum!
Toplantı bitti. Ertesi gün, Demokratik Halk Partisi Genel Başkanı, partisinin genel başkanlığından istifa etti, milletvekilliğinden de çekildi. Ve biz 21 ’i kaybettik. Niye istifa etti Demokratik Halk Partisi Genel Başkanı? Nedeni ortada. Yani, buradan giden baskılar sonucu istifa etti ve Ulusal Birlik Partisi'ne azınlık hükümeti kurdurtuldu. 1965’e kadar Ulusal Birlik Partisi o şekilde idare etti! 1985'te de UBP seçimleri kaybetti, 1985’te de zorla iktidarda tutuldu. Ama ondan önce, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne dönüştürülmesi olayı var, 15 Kasım 1983’te. CTP ve TKP, devletin adının değiştirilmesine karşıydı. 'Ne gereği var?' diyorduk. Kıbrıs Türk Federe Devleti, anlaşmalara da uygun bir ad. Eğer biz KKTC'yi ilan edersek, bu, Türkiye'nin garantörlüğünü de tehlikeye düşürür, çünkü Türkiye, bütün Kıbrıs’ın toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını garanti eden bir ülke. Türkiye buraya barış için asker gönderdi, adayı ikiye bölmek için asker göndermedi, diyorduk ve karşı çıkıyorduk. Ama Denktaş, Kenan Evren'i, Kenan Evren de Denktaş'ı ikna etmiş olacaklar ki, Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin adını, illa ki değiştirmek istiyorlardı. KKTC, 15 kasımda ilan edildi. Bundan sonrasını Denktaş'ın ağzından aktarmak istiyorum. 14 kasım gecesi Denktaş bizi, 40 milletvekilini sarayına çağırdı. Bir yemek verdi. Yemekten sonra kendisi anlatıyor, diyor ki: Konuyu, yani KKTC'nin ilanını, geceyarısına doğru açtım. TKP ve CTP itiraz etmeye başladı. Kendilerine ‘gereken çoğunluğun var olduğunu' duyurdum. Buna isterlerse katılacaklardı. Fakat ‘cumhuriyet’e 'hayır' diyen partilerin yeni dönemde faaliyet göstermelerine izin verilemezdi!' Yani TKP ile CTP’yi kapatma tehdidinde bulundu Denktaş, bu aşamada, ‘Ya oy verirsiniz ya da partilerinizi kapatırız' dedi. Bu tehdidi açıkça yaptığını, Denktaş, kendi ağzından naklediyor. Biz gittik partilerimize, düşündük, taşındık, parti olarak hayatta kalmayı yeğledik. Tabii, doğru bir karar mı verdik, doğru olmayan bir karar mı verdik, bunu tarihe mal ediyoruz; ama, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanında tehdit vardır, baskı vardır! Yani Kıbrıs Türk toplumunun özgür iradesiyle ortaya çıkmış bir devlet değildir KKTC!"
Gözünü sevdiğim özgürlük! Bugün 19 Mayıs; gençliğin, tüm özgürlüklerin bayramı. Kutlu olsun!