Kıbrıs'tan Esintiler... (1)

Yazının başlığına bakıp da, Kıbrıs’ta olduğumu, oradan yazdığımı sanmayın, bu "Ankara Notları”nı Aliağa'dan yazıyorum; ancak günlerdir Kıbrıslı dostlarla Kıbrıs'ı, oradaki yönetimi, orada yaşayan insanların sorunlarını konuşuyorum. Kendim orada olmasam da, kafam orada, o bakımdan her dakika düşündüğüm olayı başlığa çıkmam yadırganmamalı...
Bilmiyordum, öğrendim yıllar içinde, pek çok kişi Kıbrıs yurttaşı olmuşlar! Bunların arasında bir ben yokum gibi geliyor; kimler var? Bülent Ecevit (Haydi o Kıbns fatihi, olabilir!), Ali Tanrıyar (Hacı TÖ'nün bacanağı, ben severim Ali Bey'i, GS'li olsun, ne çıkar), Abdullah Tenekeci (Tenekeci Paşa, Yıldırım Akbulut döneminde Kıbrıs eşgüdüm bakanıydı). Daha çok var, bir örnek daha vereyim; Seren Serengil! Rauf Denktaş için "Seni Seviyorum" şarkısını söyledi diye mi yurttaş oldu Seren Serengil? Elbette değerli bir sanatçı; yurttaşlığı bir öpücüğe mi veriyorlar sanırsınız?
Bunlar iyi hoş da, son üç-dört yılda binlerce kaçak işçi Kıbrıs'ta nasıl yurttaş yapıldı? İşadamları nasıl yurttaş oluyorlar? Kıbrıs’a yurttaş yapılanlar, Kıbrıs toplumunun iç siyasal dengelerini de mi bozuyorlar? Dışarıdan gelenlerin yurttaşlığa alınmalarında kimler yardımcı oluyorlar? Kaşgar Oteli’nin sahibi Eyüp Zafer Gökbilen, altına Mercedes arabayı nasıl almış? Kuzey Kıbrıs'ta demokratlık, sosyal demokratlık değil de, faşoluk mu geçerli? Kuzey Kıbrıs Eğitim Bakanı Eşber Serakıncı hangi eğilimde ki? Bir açıklasın da öğreneyim...
12 Eylül'ü yaşayan Türkiye'de, yıllar var köprülerin altından çook sular geçti; Türkiye, Türk halkı demokrasiye yöneldi; gelgelelim. Kuzey Kıbrıs’ta Rauf Denktaş bir türlü demokrasiyi içine sindiremedi mi? Artık geçti, sindiremez de mi? Kenan Bey'i, Hacı TÖ'yü bundan sonra “demokrat" yapabilir misiniz? Geçmiş ola mı? Seçime girip, seçimi yitireceksiniz, kuzu kuzu muhalefete geçeceksiniz, demokratlık budur! "Ah, keşke şöyle yapsaydım, elimden kaçırmazdım!" demeyeceksiniz. "Elime bir fırsat geçse de, şunu şunu bir astırsam!" demeyeceksiniz. Zor iştir demokratlık, zor zanaattır!
Rauf Denktaş ne mi yaptı? Kuzey Kıbrıs'ın ana muhalefet lideri Özker Özgür’ü bir yazısında büyük harflerle "Baba" yazdı diye mahkemeye verdi, 200 milyon lira tazminat istedi. Mahkeme sonunda Özker Özgür, 60-90 milyon liraya mahkum edildi, Özker Özgür meclisi boykot ettiğinden emekli ikramiyesine elkondu. Haczedildi. Girne yolundaki arsası satışa çıkarıldı. Bu arsayı da kim mi aldı? Denktaş.
Bizim basın, Rauf Denktaş'ı pek tutar! Bilmez ki, Kıbrıs'ta çözüm, Rauf Denktaş’ın oradaki Türk kesiminin tepesinden gitmesine; bir demokrat yönetimin gelmesine bağlıdır. Türk-Rum topluluklarının bir arada yaşamalarına olanak vardır, ancak bu "demokrat” bir anlayışın egemen olmasıyla gerçekleşebilir.
Kıbrıs'tan esintileri sürdüreceğim, kulaklara küpe olması için...
***
Uçakla İzmir’e, oradan Aliağa'ya geçtim. Aliağa Belediye Başkanı Hakkı Ülkü nün çağrılısıyım. Pazar günü Aliağa'da, Gencelli'de "şenlik" var. Hakkı Ülkü'nün Halkla İlişkiler Danışmanı Şahap Bey, havaalanına, üzerinde "Aliağa Belediyesi" yazısı olan bir açık kamyon yollamıştı. Uçakta, halk ozanı Musa Eroğlu'yla birlikteydik. Şoför:
Yolda, isterseniz Menemen’e uğrayalım, orada bir nişan varmış, Şahap Bey’ler orada olacaklar, dedi.
Olur, dedim, uğrayalım! Eroğlu'na "Hoşçakal" deyip ayrıldım.
Aliağa'nın Gencelli'sinde, zeytinlerin altonda, Aliağa Termik Santralı’na direnişin, Danıştay kararını kutlamanın cümbüşü vardı. Bakırçay Belediyeler Birliği'ne bağlı belediye başkanları, Yeşiller, gazeteciler, sanatçılar oradaydılar. Kemal Anadol, termik santralın engellenmesi için Hakkı Ülkü'yle birlikte savaşım vermiş, bu sonuca ulaşmada büyük katkısı olmuştu. Köy Enstitüleri'nde, Tonguç'un sağkolu Ferit Oğuz Bayır, Foça’dan gelmişti. Doç. Meryem Koray. Veli Aksoy, İlhan İrem, Hale Gür, Arif Kemal, Hüseyin Yurttaş, Osman özgüven, Nihat Dirim, Hüseyin Gürer, Yeşiller’den Ali Sarar, Süleyman Güral, Makina Mühendisleri Odası’ndan Fasih Kutluay, Nazmi Yüksel, daha pek çok konuk. Gazeteci Feyzi Hepşenkal, Hürriyet’in "Ege” baskısında güzel bir yazı yazdı; hâlâ termik santralı açmaktan, kurmaktan söz eden Enerji Bakanı Ersin Faralyalı’ya yazısında şöyle dedi:
"... Aslında Ersin Faralyalı'nın adım adım ‘cami duvarına’ yaklaşması umurunda bile değil. Ama takındığı, hak, halk ve hukuk tanımaz o tavır yok mu... Cidden kaygı ve sıkıntı yaratıyor..."
Ozan Hüseyin Yurttaş anlattı, Aliağa yakınındaki "Habaş" çelik fabrikasının yarattığı kirlilikten göz gözü görmüyormuş. Danıştay'ın da kararından sonra Hakkı Ülkü de, köylüler de kararlı; Aliağa'ya termik santralı kurdurmayacaklar, yörelerini kirlettirmeyecekler. Hakkı Ülkü, piknik yapan şenlikçilere "Her mayısın ilk pazarında burada buluşmak üzere" dedi. Sözleştiler...