Cumhuriyet okuru, savunman Sadiye Ünver’den aşağıdaki mektubu aldım:
"Sayın Mustafa Ekmekçi,
Merhaba, Sadık bir okurunuzum. Uzun süredir size ulaşmaya çalıştım, iki faks çektim, olmadı, şimdi yeniden yazıyorum. Çevre korunması ve doğal beslenme ile ilgili sık sık işlediğiniz iki konu ortak düşüncelerimizdendir.
Domuz beslenmesi ile ilgili düşüncelerinize aynen katılmaktayım. Kefir konusunda da yazılarınızı izlemekteyim. Asıl size yazmaktaki amacım, ‘kefir.’ Bu sağlıklı içeceği yaklaşık iki yıldır yapıyorum ve çevremde tanıtma çalışmaları sürdürüyorum.
Konuyu daha sık ve ayrıntılı ele almanızı beklerken kefir mayası isteyen okuyucularınıza yardımcı olabileceğimi de bildirmek isterim. Mektup, faks ve telefonla istekte bulunanlara kefir mayası verebilirim. Adres ve telefonlarımı yayımlayabilirsiniz.
Yeşili bol, temiz bir çevrede sağlıklı yaşam dileklerimle saygılar."
Savunman Sadiye Ünver, İstanbul'da yaşıyor. İş telefonu: 0 212/ 231 00 99, faks no: 232 64 50.
Sadiye Ünver, güzel bir iş yapıyor. Bedri Rahmi Eyuboğlu, bir şiirinde, "Güzel, faydalı olmalı" der. Çok kişinin kupon gazetelerini alıp yazarlarını da okumadan kupon toplaması karşısında Cumhuriyet okuru Sadiye Ünver'in davranışını ne denli övsem az.
Burada bir üzüntümü de belirtmeden geçemem. Kupon gazetelerinde yazı yazan yazarların çoğunu yakından tanırım. Yıllarımızı birlikte geçirdik çoğuyla. Okunmamanın acısını en iyi biz yazarlığa soyunanlar biliriz. Cumhuriyet kupon gazetesi olsa ben de orada çalışır olsam, duyacağım acıyı yaşayabilir misiniz? Çoğu da şöyle ya da böyle üne kavuşmuş kişilerdir. Ancak ellerinde, kendilerini yenileyecek bir fırsat bile kalmamış. Aziz Nesin’in ölümünden sonra yayımlanan "Mum Hala" adlı “günce"sini okuyorum. Aziz, şu tümceyi, 1952'de mahkemede düşmüş:
"Kendi rekorunu tazeleme çabasını göstermeyen sanatkâr, ününün tabutunu taşımak zorunda kalır."
Biz de yazının sanatçısı sayarız kendimizi. Neden tabutumuzu yaşarken taşıtıyorlar omzumuzda?
Cumhuriyet'te zaman zaman yazarlar toplantısı yaparız. Hiçbir arkadaş, "Tirajımızı arttırmak için biz de kupon dağıtalım, okuyucuyu öyle kazanalım" demez. Böyle bir şey usunun ucundan geçmez. Tartışmaların konusu, "okura nasıl iyi gazete verebiliriz" üzerinedir hep.
Kupon gazetelerinde çalışan, yazıp çizen çok değerli yazarlar da toplanıp gazetelerinin patronlarına direnebilirler.
Siz madem kupon dağıtarak gazete satabileceğinizi hesaplıyorsunuz, öyleyse buyurun devam edin. Ama bizim onurumuza dokunuyor "Promosyonu, bu yarışı kesmezseniz, biz yokuz" diyebilirler.
Neden diyemiyorlar? Bu denli ucuzladı, kokuştu mu yazarlık uğraşı?
Avrupa'larda baskılar yapanlar, orada promosyon yapamıyorlar. Çünkü yasak. Basın ahlakına aykırı da onun için yasak! Diyeceğim, suç yalnız, gazete patronu ile okurda değil, yazarı unutmayın...
Uzgöreçlerin özelleri de "promosyon" basınından ayrı mı? Eskiden Anadolu'da, haberleşmenin bir çeşidi olarak "tellal" bağırtılırdı. Açık arttırmalar, eksiltmeler, tellal aracılığıyla yapılırdı. Özel uzgöreçlerden kimilerinin sunucularını izlerken, tellallar takılıyor usuma:
Koş vatandaş koş, ihale var, yok mu? Sen de katıl!
Kurban Bayramı geldi geçiyor. Dana etinin yenilip yenilemeyeceğine ilişkin kupon basınında bir yazı okudunuz mu? Ürkü (panik) haberleri dışında bir şey göremedim ben.
Konuyu "Ankara Notları”nda üç kez işledim. Yardımcı Doçent Tanıl Kocagöz'le Prof. Şemsettin Ustaçelebi’nin “dana etinin -beyin ile sakatatı dışında-" yenilebileceğine ilişkin görüşlerini aktardım. Nasıl ilgi çektiğini anlatamam. Bir bayan okur:
Bundan sonra neyi yiyip neyi yiyemeyeceğimi size soracağım, dedi. ODTÜ'de sağın Leon Namer:
Çok yararlı bir iş yaptın, yazdığın iyi oldu! diye kutladı.
Kutsal çölde, hacca gidenlerin de dönüşü başlayacak; Suudi Arabistan'da olup bitenleri öğrenebilecek miyim? Hacı adayları daha uçaktayken biri, ses çoğaltırdan (hoparlörden) yolculara seslenmeye başlamıştı.
Hac sırasında başınıza kotu bir şey gelir de bunu dönüşte anlatırsanız günaha girersiniz!
Lafa bakın siz, hacda soyulup soğana çevrilseniz, her türlü kötülüğü görseniz de bunları kimseye, -tabii özellikle gazetecilere- anlatmayacaksınız; anlatırsanız, günaha girersiniz!
Bir hacı adayının. Suudi Arabistan'da soyulduğunu "Sabah" gazetesi yazdı. Kimlerin başına kimbilir neler geliyor? Hacdan sonra, kimler canına kıyacak, nereden bileyim? 12 Eylül’ün civcivli günlerinde, hac yolunda, neler olmuştu kimse yazamadı.
Kefir olayı Kıbrıs’ta da yayılmış. Prof. Celalettin Koçak, kefirden söz eden Kıbrıs gazetelerini verdi. “Kıbrıs”, "Ortam” ve "Halkın Sesi" gazeteleri, kefirin yararlarına geniş sayfalar ayırmışlardı. Sanırım, kefir kullananlar, Türkiye'de milyon aştı. Bu, okurlar arasında da bir “kefir dostları dayanışması" yarattı.
***
25 Nisan Perşembe akşamı BBC'de, saat 21.00’de “domuz eti ile gericilik” konusunda tartışmanın çıkacağını yazmıştım, 18 Nisan Perşembe günkü "Ankara Notları”nda. Türkiye'de çanak anteni olanlar izleyebilmişler. BBC’nin "World Service" kanalında yayımlanmış. Rotterdam’dan Ali Kaymak telefon etti, o izlemiş. “İzlence güzeldi, yarım saatten uzun sürdü" diyor.
30 Nisan 1996, Cumhuriyet