Karadeniz Kadınlarına Övgü...

Turizm Bakanı İrfan Gürpınar'ın düzenlediği, yerli yabancı bir dolu gazetecinin katıldığı Karadeniz gezisinde, beni çok şaşırtan izlenimler edindim.
Önce, çeşitli gazetelerde köşe yazan arkadaşlarımızın, ikide bir sürdükleri Temel fıkralarının baştan sona uydurma, daha kötüsü yanlış olduğunu saptadım. Nasıl mı? Bir kez Temel, o hoş fıkraların kahramanı değil. Eli tabancasında, sinirli, öfkeli biri. Fıkraların özünde bir ters mantığın yattığı sezilebilir. Bir yabancı gazeteci. Karadeniz fıkralarının ününü duymuştu: Turizm Bakanı İrfan Gürpınar'dan bir ricada bulundu:
Bana bir Karadeniz fıkrası anlatır mısınız?
Bakan düşündü, “Ne anlatsak acaba?" diye. Sonra şu fıkrayı anlattı:
“Bizde temel atmalar, büyük törenler, kutlamalarla yapılır. Kurban kesilir, söylevler verilir. Tören bitince de alkışlanır. Karadenizli bir grup, böyle bir tören düzenlemişler: Tutmuşlar Temel'i, karga tulumba yardan aşağı fırlatmışlar. Arkadan da alkış... Adamın biri yetişip sormuş ‘Ne oldu’ diye. Karşılık vermişler:
Biz de temel attık!"
Yabancı gazeteciye baktım: Notları aldı, neden sonra güler gibi yaptı!
Daha önceleri şöyle biliyordum: Karadeniz’de kadın çalışır, erkek sırtüstü yatar ya da kahvede kâğıt oynar. Bir genelleme yaparsak bu aslında Anadolu'nun tüm erkekleri için böyledir denilebilir, üç aşağı beş yukarı. Ama Karadeniz’de bana anlattıkları şaşırtıcı idi. Karadeniz'de ataerkil değil, anaerkil bir yapı egemendi. Erkeğin değil, kadının sözü geçiyordu. Evi çekip çeviren, çocukları büyüten, çayı, tütünü, fındığı toplayan oydu. Bunu da severek, isteyerek yapıyordu. Karadeniz erkeği çalışmak zorundadır. Bu amaçla dışarıya çalışmaya gider. Çalışıp döndükten sonra, kadın onu çalıştırmaz.
“Benim erkeğim dışarıda çalıştı, döndü. O dinlensin, kahveye gidip eğlensin!"diye düşünür. Çünkü zamanı gelince. Karadenizli yine yollara düşecektir...
“Nataşalar" akın etti ya Karadeniz kıyılarına; gazetelerde haberler, hiç de Karadeniz kadınları açısından iç açıcı değildi: Yok erkekler baştan çıkarılıyor, yok şöyle, yok böyle...
Bir fıkra anlattılar bunun üstüne. Şöyle: Nataşalar gelince. Karadenizli gelinler, aralarında imza toplayıp yetkililere başvurmak istemişler, “Gitsin bu Nataşalar" diye. Orta yaşlı bir kadına -diyelim adı Emine olsun- gitmişler, onun imzalamasını istemişler.
Emine Abla, Nataşalar burdan gitsin diye imza topluyoruz, sen de imzalar mısın?
Emine karşılık vermiş:
Ari kızlar, sizin haliniz var, benim artık halim yok. Onlar, bana yardımcı oluyorlar!
Tam da Sinop’a adını veren Amazon Kraliçesi Sinope'nin torunlarına yakışır bir yanıt mı ne?
Ünlü Grek düşünür Diyojen de Sinop'ta doğmuş. Güpegündüz, elinde fenerle dolaşırken sormuşlar “Ne yapıyorsun" diye.
“Adam arıyorum!” demiş.
Nataşaların gelişi, Karadeniz uşağını bir ölçüde eğitmiş, topluma katılmada bunun da yararı olduğunu söylediler.
Karadenizli kadının hoşgörüsünü, anlayışını, Karadeniz’i dolaşırken gözledim de. Çamlıhemşin'de, sırtında küfeyle çay yaprakları taşıyan genç kadına sordum:
Çok ağır mı, kaç kilo var sırtındaki?
45 kilo!
Üstünde bir de torba var, o kaç kilo?
On kilo da o gelir!
Merdivenleri tırmanıyordu yüküyle. Yukarıdaki evlerden birine gidiyordu kuşkusuz. Uzgöreççiler (televizyoncular) sesleniyorlardı:
Geriye dönüp bir bakar mısınız?
Genç kadın dönüp bakıyordu. Gülümsüyordu da...
★★★
Yukarıda, Karadeniz insanının çalışkanlığına değinmiştim. Öyle çalışkan biri. SSK Ankara Doğumevi Başsağını (başhekimi) Doç. Dr. Bilal Sert. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis’in önerisiyle görevinden alınmak isteniyor. Geçen aylarda, Hürriyet’te, Interstar’da yayımlanmış bir iki uyduruk haber mi bahane ediliyor, bilmiyorum. Sosyal demokratlar bu yanlışları yapa yapa eriyip gidecekler, onu iyi biliyorum. Şimdiye değin, pek dokunamadım, deneyimsizdiler, "Sağ bir partinin kucağında iş görmek kolay değildir" diye düşünürdüm. Ama kendilerine ayrılan bakanlıklarda haksızlıklar, partizanlıklar yaparlarsa bu bağışlanamaz bir ayıptır. Bir gün insan içine çıkamaz duruma gelirler.
Doç. Dr. Bilal Sert. Trabzonludur. Bir Karadeniz uşağı. Gördüğü yurtiçi, yurtdışı eğitim onu daha da bilemiş. Hizmet edebilmek için çırpınıyor.
Sigortalıların sayrıevi kapısında yığılmalarını önlemiş, uygar ülkelerdeki gibi, saatinde muayene edilmelerini sağlamış sayrıların (hastaların).
Polikliniklerden istenen her çeşit laboratuvar incelemelerinin sonuçlan aynı gün veriliyor Etlik'teki bu sayrıevinde.
Sağınların (hekimlerin) klinik tedavi öncesi, sağınların muayehanelerine gitmeleri önlenmiş... (Devlet Bakanı Yıldırım Aktuna, muayehane açmayan sağın için, “kolhoz ineği" derdi. Bilal Sert, kolhoz ineği gibi çalışıyor, yanındakiler de öyle).
SSK Yönetim Kurulu, perşembe günü toplanıp Doç. Dr. Bilal Sert’in görevinden alınıp alınmayacağı konusunu karara bağlayacak. Uyarı görevimi yapayım dedim!