Türkiye Büyük Millet Meclisi, Danışma Kurulu’nun önerisi üzerine 10 Nisan 1996 günlü birleşiminde, 45 yıl önce yapılmış olan TBMM kapalı oturumunun açıklanmasını kararlaştırdı. Bu kapalı oturumun tutanakları, yine TBMM tarafından yayımlandı.
Kapalı oturumda, yapılan konuşmaları okuyunca. "Bu ülkeyi kimler, nasıl yönetmiş?" sorusu, kişinin usuna takılıp kalıyor.
Komünist akımlarla savaşım adı altında, ceza yasasında bazı değişiklikler yapma amacını güden kimi çalışmaların altında, bu ulusun gözü gibi baktığı Köy Enstitülerinin nasıl -sinsice- yerle bir edilmek istendiği anlaşılıyor. Yerle bir ediliyor da. 16 Kasım 1951 yılının kapalı oturumunda geçen kimi konuşmalardan parçalar vermekle yetineceğim.
Kapalı oturumda, sayın üyeleri aydınlatmak için, Askeri Yargıç Şevki Mutlugil adında biri, "komünizm" konusunda bilgiler veriyor. Uzun konuşmasının bir yerinde şöyle diyor:
"... Bizde ve komşu memleketlerde ilköğretim, daima komünistlerin köy köy nüfuz ve istismar için müracaat ettikleri bir sahadır.
1926 senesinde hususi idarelerin ilköğretim müesseselerine bakamaması, bilhassa öğretmenlehn maaşlarının verilememesi, oldukça kalabalık bir ilköğretim kadrosunu gayri memnun hale sokmuştur. Hepimizin hatırladığımız bu devir, hele İzmir ve İstanbul'da, bu ademi memnuniyet havasından komünistliğe doğru kaymalara sebebiyet verilmiştir...
…..Köy Enstitülerinin başına getirilen İsmail Hakkı Tonguç, hususi münasebetleri itibariyle sol anlayışı ile münasebeti bulunan bir zattır. Fakat ilk Tedrisat Umum Müdürlüğü’nü deruhte ettikten sonra bilhassa Ferit Oğuz 'un (Bayır) yakın yardımıyla işleri çevirmeye başlamıştır.
Köy Enstitüleri hususi bir hava ile beslenmeye başlamıştır. Bu müessesenin belkemiğini teşkil eden zatların koyu birer Marksist oldukları su götürmez bir hakikattir. Bir taraftan da, yeni yetiştirdikleri elemanları türedikçe vazifeye almak yolunu tutmuşlardır....
…Hasanoğlan hakikaten enstitü haline sokulmak istenmiştir. Burada köy müziği sol eller vasıtasıyla beslenmekte ve köyun her cephesi etüd mevzuu olmakta idi.
... Bir daha şayanı dikkat bir noktayı arz etmek isterim; Hasanoğlan’ın havadan aldırılmış fotoğrafı elimizdedir. Bu fotoğrafta görüleceği üzere müzik salonu diye yapılmış bir salona, hiçbir mimari münasebeti olmadan ‘orak’ şekli verilmiştir. Burası resmi bir devlet mektebidir. Bu neyin sembolüdür? Burada esen taşkın bir hava, çekinmeden bu binaya bu şekli vermiştir ."
Tutanakları okuyunca görüyorum, konuşmalar bir mahalle kahvesi dedikodusundan öteye gitmiyor.
Başkan - Söz Başbakanındır. Buyurun efendim.
Başbakan Adnan Menderes (İstanbul) Muhterem arkadaşlar, muhterem eski Milli Eğitim Bakanı (CHP’li R. Şemsettin Sirer) arkadaşımın sualini bugünkü Milli Eğitim Bakanı arkadaşımız (Tevfik İleri) daha tafsilatlı olarak cevaplandırırlar. Bendeniz ancak kendileriyle vaktiyle aramızda geçen bir iki mukalemeyi (konuşmayı) hatırlatmak lüzumunu hissettim.
Kendileri Milli Eğitim Bakanlığı’na getirildikleri zaman bu Köy Enstitülerinin ne kadar fena maksatla kurulmuş olduklarını ve bu fena maksadın izlerini ve neticelerini silip ortadan kaldırmak için büyük gayretler sarfetmekte olduklarını ve fakat bu işin gizli açık birçok taraftarları ve himaye ediçileri bulunduğu için büyük müşkülat içinde bulunduklarını bana ifade etmişlerdi. Bu sözleri kendilerinın de hatırlayacaklarını tahmin ederim. (Bravo sesleri)...
Reşat Şemsettin Sirer (Sivas) -... Adnan Menderes arkadaşım beni hatıralarımı canlandırmaya davet etti. Hatıralarımı nakletmek hususunda biraz evvelinden başlayacağım. 1943 senesinin sonlarında idi; yahut 1944 senesinin ilk aylarında idi. Arkadaki Meclis gazinosunda Sayın Menderes ’le bir masanın başında yine bu konuya temas ettik. Enstitülerin gidişatını ben beğenmiyordum. Biraz evvel ismi telaffuz edilen adam etrafımı kandırmıştı, iğfal etmişti. (Tonguç Baba mı? sesleri). Evet, Tonguç Baba Bütün hüsnüniyet sahiplerini, bütün iyiniyet sahiplerini iğfal etmişti Tonguç Baba’yı defederken hiçbir mukavemetle karşılaşmadım.
Arif Nihat Asya (Seyhan) Sizi niye kandırmamıştı?
Reşat Şemsettin Sirer (Devamla) İcraatıma devam ederken. 500 kişi(lik) kadrodan 400 kişiyi ayırırken hiçbir taraftan güçlük görmedim, yardım gördüm. Bana manen yardım edenleri içinde Demokrat Partili arkadaşlarımız da vardı...
Başbakan Adnan Menderes (İstanbul) -. Arkadaşlar, kendileri büyük gayretler saffettiler, biliyorum, büyük ıstıraplar çektiler onu da biliyorum. Kendileri Milli Eğitim Bakanlığı’ndan çekilmek zorunda kaldılar. Kendilerine hatırlatmakla hatıralarım canlandırmış, ihya etmiş olurum.
Milli Eğitim Bakanlığı’ndan çekildikten sonra kendileriyle kısa bir konuşmam oldu. Bana dediler ki; ''Uğraş(t)ım. 400 tane muzır elemanı bunların arasından söktüm attım, fakat biz de devrildik." Bu konuşmada Hakkı Gedik arkadaşımız da beraberdi. (Soldan şiddetle alkışlar).
Reşat Şemsettin Sirer (İstanbul) Allaha çok şükür, bu 400 kişinin hepsi hasta insanlar değillerdi. Yalnız enstitüleri, şimdi arzedeceğim sebepten dolayı çabuk kurmuştuk. Kaliteye fazla dikkat etmeden enstitüler kadrosu teşkil olunmuştu... Bu acele edişin büyük saiki bir an evvel Türkiye’de demokrasiyi kurmak idi. (Soldan gülüşmeler) Yoksa sandığa atacağı kağıdı okumasını bilmeyen, sandığa atacağı kâğıda yazmasını bilmeyen bir kitle ile demokrasi olamaz (Soldan gürültüler, gülüşmeler). Her şeyden evvel, her şeyden mukaddem ve vazifemiz bu milleti okuryazar hale getirmektir. (Soldan gülüşmeler)...
Not: Reşat Şemsettin Sirer, Hasan li Yücel'den sonra, 1946 da Milli Eğitim Bakanlığı’na getirilen CHP'li idi. Görevinden alındıktan sonra, Tonguç'a “Senin belini kıracağım!’' demişti 1953 ara seçimleri kampanyasında, bindiği cip devrildi, beli kırıldı, öldü. (1903-2 Ekim 1953).
7 Mayıs 1996, Cumhuriyet