İsveç'te Yaşam!.. (1).

İsveç Radyosu’ndan Gülseren Engström gelmişti Ankara’ya, bir gün kalıp gidecekti. Gülseren, yıllar önceden tanıdığım arkadaşımdı. İsveçli eniştemiz Göran Engström’le evlenmeden önce, soyadı Ergün’dü. Gülseren Ergün, Mülkiyeliler Birliği’nin eski İstanbul Başkanı Hüseyin Ergün’ün kardeşi. İsveç’te evlendi, Sara adında bir kızı, Kari Emil adında bir oğlu oldu. İsveç’te de çok dostlarım var, Hosrov var, Emine var, Kutlaylar, Karabudalar var. Gülseren gazeteci, tutturdu:
Ankara ’ya gelmişken seninle bir konuşma yapmak istiyorum!
Biz de o gün arkadaşlarla sözleşmişiz, Gölbaşı’na Şahin Sevin’in alüminyum fabrikasına gideceğiz. Gülseren Engström’e önerdim:
Haydi sen de gel, orada yemekte konuşuruz!
Dursun Kut, UBA’dan Özden Alpdağ, Cumhuriyetten Ziya Aksoy, bir de Şahin Sevin, iki arabaya doluştuk. Teoman Erol ölmeseydi, o da olacaktı. Orada Teoman’ı da anacaktık. Şahin Sevin’in “Mekon Alüminyum Fabrikası"nı dolaştıktan sonra Sevin bizi, Gölbaşı’ndaki Chez Le Belge’e (Belçikalının Yeri) götürdü!
Yemekten sonra sıra konuşmalara gelmişti. Gülseren öbürleriyle konuşurken biraz uyudum. Sıra bana geldi. Gülseren’e:
Sana konuşurum, ama sen de bana konuşacaksın!
Tamam! dedi.
Gülseren’e, İsveç'te politikacıların, yüksek dereceli bürokratların yaşamlarını anlatmasını rica ettim.
İsveç’te yaşam özelliği, eşitlik, sadelikmiş. Öyle bizdeki gibi cafcaflı şeyler yokmuş. Gülseren anlatıyordu:
“İsveç Kralı'nın kızkardeşı Christina, Kızılhaç örgütü'nün Başkanı. Gazeteciler sordular:
Evde, işi ütüyü kim yapıyor? Çamaşırı kim yıkıyor?
Ütüyü ben yapıyorum. Çamaşırı da kocam, çamaşır makinesine koyuyor!"
Gülseren’e soruyorum.
Başbakan’ın yaşamı nasıl?
İlginç bir örnek vereyim isterseniz: Olof Palme öldürülünce, “Başbakan'a özel konut olsun" diye bir karar çıktı, güvenlik nedeniyle. Bir konut, Meclis'e yakın bir yerde, eski bir yapı onarıIdı. Büyük de bir şey değil, ama Başbakan Ingvar Carlssonda 130 metrekarelik küçük bir villada oturuyordu. Bir kenar mahallede. Yani, İsveçli bir işçinin bile sahip olabileceği ölçüde bir bina. Ingvar Carlsson’un eşi komşularından ayrılmak istemiyordu, konuta taşınmak istemedi. Ingvar Carlsson, karısını ikna etti, taşınacakları sırada gazeteciler sordular: “Taşınacak mısınız” diye. Ingvar Carlsson utandı, kendisine özel bir işlem yapılacağı için. Basına şunu söyledi: “Eşim evet dedi, sonunda iki nedenden ötürü taşınmak istiyorum: Bir, güvenlik önlemlerinden ötürü, daha az masraflı olacak, çünkü 'konut' meclisin yanında. İkincisi komşularım, polislerin beni korumalarından ötürü çok taciz olmuşlardı. Herhalde, onlar da biraz başlarını dinleyecekler. "
İsveç'te kaç milletvekili var?
-439.
Lojmanları var mı?
Hayır, lojmanı olur mu? Milletvekilliği maaş olarak fazla bir şey getirmiyor. Onun dışında iktidar olarak da bir ayrıcalık vermiyor. Politikaya soyunan soyunuyor, çekirdekten yetişiyor o kadar.
Başka örnekler var mı?
Memurlar Sendikası (PSO) Genel Başkanı’nın ABD'den konukları geliyor. Başkan, “Konukları nereye götüreyim yemeğe" diye düşünürken şoförü “isterseniz bir gece kulübüne götürelim” diyor. Gece kulübüne gidiliyor. Oldukça yüksek bir hesap geliyor. Bu hesap da örgütün bütçesinden ödenmiş oluyor. Bu ortaya çıktı. Çok ayıplandı. Bir kez, konuklarını gece kulübüne götürmesi çok ayıp. İkincisi de hesabı sendikadan ödetmesi daha da ayıp! Başkan, bu nedenden ötürü özür diledi. “Ayıp ettim” dedi, görevinden ayrıldı. Bir örnek daha: 8 milyonluk İsveç'te, İsveç İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun 2.5 milyon üyesi var. Bu örgüt, Sosyal Demokrat Parti'nin yan örgütü. Politikaları birlikte saptanır, İşçi Sendikalan Konfederasyonu Başkanı, partide görev alır. Sendikanın başkanı, bir konut şirketinin yönetim kurulunda üyeydi. Şirketin adı BPA, yönetim kurulu, buna genel piyasada ne kadar ücret alınıyorsa, o kadar ücret vermiş. “İşine son verilirse de şu kadar tazminat ödenecek” denmiş. Bu piyasa ölçülerine göre yüksekçe bir rakam. Bunu basın ortaya çıkarınca, bütün sendikalar ayağa kalktı. Özellikle, Maden İşçileri Sendikaları başı çekiyordu. Onlar:
İdeolojisi olan bir örgütün başkanının bu ortamda yüksek ücret alması yakışmaz dediler.
Adam özür diledi, görevinden ayrıldı. Böylece, siyasal yaşamına da son vermiş oldu. Sadeliğe bir örnek daha vereyim: İsveç'in zengin ailelerinden biri var, Vallenbery, onun karısı bizde jimnastikçi olarak çalışıyordu. Bu kadın, İsveç’te Kral ailesinden de zengin bir ailenin gelini. Niçin? Çünkü, önemli olan para değil, kendi kendini gerçekleştirmek. Mesleği neyse, onu yapıyor. Saçı düzgün. Bizim meslek sayrılığımız var ya, çok çok stresten filan ağrı oluyor. Gittim, masajımı yaptı. Sütyenime gözü takıldı:
Aaa, dedi, siz Güneyli kadınlar böyle çok cicili bicili güzel şeyler giyiyorsunuz değil mi? Biz Kuzeyli kadınlar, çok sallapatiyiz!