İşin Aslı Astarı...

Prof. Zafer Paykoç, İsmet Paşa’nın özel sağınıydı. Zafer Paykoç, İsmet Paşa'nın sayrılığının azdığını görerek, ona sigarayı yasaklar; "Paşam, kesinlikle içmeyeceksiniz!" der. Paşa’da, "Peki'’ der, bir süre içmez. Zafer Paykoç, bir gelişinde bakar ki. Paşa'nın parmakları arasında bir sigara!
Hani Paşam içmeyecektiniz! deyince, İsmet Paşa:
Her şeye karışıyorsun! karşılığını verir. Zafer Paykoç alınmıştır:
Paşam, o zaman bana izin verin, kendinize başka bir doktor (sağın) bulun!
İsmet Paşa, Zafer Paykoç'a:
Otur, der, sen haklısın!
Sonra, Atatürk’le ilgili bir anısını anlatır. Atatürk'ün sayrılığı sırasında, sağınlar, ondan gerçeği saklamışlar; sayrılığının böyle önemsiz gösterilmesinden hoşlanmış olmalıydı. Hatta, söylenir, sağın Atatürk'e kaç paket sigara içtiğini sorar Atatürk:
İki paket! deyince, sağın, bunun bir pakete indirilmesi gerektiğini bildirir. Atatürk, sonra arkadaşlarına:
Zaten bir paket içiyordum! diye anlatır. Rakı için de, sağının “bir parmak" kalınlığında rakı içmesine izin vermesi üzerine, kadehe parmağını dik tutarak, “bu kadar" dediği söylenir.
İsmet Paşa’nın Prof. Zafer Paykoç'a anlattığına göre, Atatürk sayrılığının ilerlediği sırada, İsmet Paşa'ya yakınmış, özetle şöyle demiş:
İsmet, bu benim hastalığım (sayrılığım) çok daha önce bütün ağırlığıyla bana anlatılsaydı, o zaman işin başında tam kökten önlemini alırdım, bu noktaya getirmezdim. Bana yeterince anlatılmadı, gerçekler gizlendi!
Bunu anlattıktan sonra, İsmet Paşa, Prof. Zafer Paykoç'a, "Sen haklısın, gerçekleri söylemelisin!" der. İsmet Paşa’nın. CHP Genel Başkanı’yken, genel yazmanı olan Şeref Bakşık, bu olayı, Zafer Paykoç'un ağzından dinlemiş. Ben Şeref Bakşık'tan dinledim. Aliağa’dan dönüyordum; İzmir'de Yüksel Çakmurün odasından, eski bakanlardan 12 Eylül’den sonra hapis yatan Hilmi İşgüzar'la birlikte çıktık; Nadir Nadi için İzmir'de yapılan, ancak henüz açılışı yapılmayan büstü gördük. Oradan, İzmir Fuarı yöneticisi, eski milletvekili Selami Gürgüç'e gittik. Şeref Bakşık oraya geldi, Bakşık'ın İnönü anısını orada dinledik.
Şeref Bakşık'la karşılaşınca, kesinlikte böyle anıları konuşuruz. İnönü, Bakşık'a:
Sigara çok tatlı bir şey! dermiş. Bakşık, bir gün İsmet Paşa’larda yemekteymiş, yemekte Prof. Zafer Paykoç da varmış.
Zafer Bey, demiş Paşa, ben dün gece uyuyamadım! Çok gecikerek uyudum...
Paşam, acaba yemeği geç mi yediniz? Erken mi yattınız?
Hayır, o söylediğiniz saati aşarak yattım!
Şeref Bakşık diyor ki:
Öyle bir şeyi de vardı ki, yemeği bitirdikten sonra, yemeği ne zaman bittiyse, hemen karşısındaki duvar saatine bakardı; sonra yine ünlü İsmet Paşa ihtiyatlılığı, ölçülülüğü ile bileğindeki saatine bakarak, saatleri doğrulatırdı. Tek saatle yetinmezdi. “Yemeği belli bir saatte bitirdim, öyleyse üzerinden şu kadar saat geçtikten sonra uyuyabilirim ancak" diye düşünürdü
Şeref Bakşık, bunları anlattıktan sonra, Paşa’yla Zafer Paykoç'un konuşmasına dönüyordu:
Paşam, erken mi yattınız?
Hayır, dikkat ediyorum.
Alkol falan aldınız mı?
Hayır, almıyorum, almadım!
Konu kapanır. Şeref Bakşık, Zafer Paykoç'a sorar:
Hocam, benim bildiğim, alkol uykuyu daha kolaylaştırır bir öğe diye bilirim. Oysa, İnönü rakıyı içince uykuyu engeller, diye düşündünüz..
Evet doğru, genelde uyku getirici, uykuyu kolaylaştırıcı bir öğedir, bir unsurdur alkol ama, İsmet Paşa da öyle değildir; İsmet Paşa da ters sonuç yapar, uykuyu dağıtır! Heyecanlı psikolojisine öyle etki yapar...
Günlerdir, Cumhuriyet’te; "Ankara Notları”nda, Kuzey Kıbrıs’ta demokrasinin olmadığını, kösteklendiğini anlatmaya çalışıyorum. KKTC'nin oluşmasında, Türkiye'deki generallerin büyük payı var. Kenan Bey, Milliyet'te çıkan anılarında anlatıyor: Amerikalıya şöyle diyor, 1983‘te KKTC'nin ilanı konusunda:
"... Siz acaba, Kıbrıs Türkleri arasında iç durumu biliyor musunuz? Her gün komünistler kuvvet kazanıyor. Bugün Meclis’te çoğunluğa Denktaş, ancak bir farkla sahip bulunuyor. Bu durum devam ettiği takdirde, bundan sonra yapılacak bir seçimde, tahminim sol grup iktidarı ele alacaktır. Rum tarafında zaten komünistler var, Türk tarafında da komünist bir grup var, bunlar birleştiği takdirde, işte o zaman Akdeniz’de, tam Sovyetler'in arzuladığı gibi bir durum meydana gelmiş olur. Acaba, Amerikalı dostlarımız bunu mu arzu ediyor? Denktaş, bağımsızlığını ilan ettikten sonra, anayasanın değiştirilmesi için harekete geçti."
Kenan Bey, 12 Eylül Anayasası’na benzer bu değişikliği de bir müjde gibi veriyor. 1961 Anayasası örnek alınarak yapılan Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası, 12 Eylül 1982 Anayasası'na benzetiliyor. Son kerte antidemokratik bir anayasa! İşin gerçeği, aslı astarı budur...