Işıklar’ın Savaşımı: (4) Bir Ders, Bir Açıklama...

Diyarbakır Tabipler Odası, tüm milletvekillerine, Fehmi Işıklar’ın durumu İle ilgili olarak bir mektup gönderdi. Diyarbakır Tabipler Odası Başkanı Dr. Mahmut Ortakaya imzasıyla yollanan mektup şöyle:
“Anayasa Mahkemesi, 1962 Anayasası’nda yer alan, o dönemin hukuk anlayışına uygun, çağdaş devlet ilkelerine aykırı, antidemokratik 84. maddeye dayanarak, oylarımızla seçilmiş milletvekilimiz Sayın Fehmi Işıkların milletvekilliğine son verme kararını almıştır.
Bu karar demokrasiye vurulmuş bir darbedir. Hukuku ve demokrasiyi savunması gereken siz parlamenterlerin bu karara tepki göstermenizi ve anayasanın 84. maddesinin kaldırılması için gerekli çabaya katılacağınızı demokrat olmanın bir gereği olarak bekliyoruz."
Fehmi Işıklar'ın, Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin kendisine "Demokratik savaşımı ile ilgili Özel Dayanışma Ödülü" verdikleri sırada, yaptığı konuşmayı, ardından Anayasa Profesörü Bahri Savcı’nın konuya değinen görüşlerini yayımladım. Prof. Bahri Savcı bir sorum üzerine şunları da söylemişti:
"Yargıçlar, özellikle yüksek mahkeme yargıçları, günlük siyasal polemiklere girmezler. Girerlerse, hem kendileri, hem de onlardan adalet bekleyenler rencide olurlar.
Yargı mercileri evvela müspet mevzuat? uygulamak zorundadır. Hele çok açıklık varsa bu mevzuatta, başka türlü hareket edemez. Ama, bazen açıklık yoktur, müspet mevzuatla, yüksek hukuk prensipleri arasında, yahut mevzuatın birbiri arasında çözülmemiş, formüle edilmemiş açıklıklar olur; bu açıklığı, yargı mercii, yüksek hukuk ilkelerinin esprisi içerisinde yorumlayarak uygular veya uygulamayı yönlendirir. Bütün ülkeleri bağlayan. Birleşmiş Milletler Bildirgeleri, uluslararası bildirgeler var; yüksek mahkeme bunu iç hukuk mevzuatına göre çözer."
Prof. Bahri Savcı, tüm yüksek yargıçların kulağına küpe olması gereken, şu tümcesiyle bitirdi konuşmasını:
"Yüksek yargıçlar, günlük yaşamın içine girmezler. "
Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, "Işıklar'ın savaşımı..." başlıklı "Ankara Notları" ile ilgili olarak bir düzeltme gönderdi, Özden'in 29 temmuz günlü düzeltmesi şöyle:
"Sayın Ekmekçi,
Cumhuriyet gazetesine ve okuyucularına saygım gereği bu düzeltmeyi gönderiyorum.
Fehmi Işıklar'la ilgili olarak belirgin bir yanlılıkla (bu evrede "yandaşlık" demiyorum) sürdürdüğünüz yazıda mahkememize ve bana ilişkin anlatımlar hem gerçeğe hem de hukuka aykırıdır. Özetle:
1- Anayasa Mahkemesi Fehmi Işıkların milletvekilliğini düşürmemiş, Anayasa’nın 84. maddesinin 3. fıkrası gereği söz ve eylemleriyle kapatılmasına neden olduğu partiye ilişkin kararın TBMM’ye tebliği ile üyeliği sona ermiştir. Anayasal zorunluluk kanımca da doğrudur. Devleti ve demokrasiyi güçlendirmek yönünden de yerindedir.
2- Partiyi kapatma kararı mahkemenindir. Benim kişisel kararım değildir. Tersine yayınlar mahkememize ve üyelerine saygı ile bağdaşmaz.
3- Fehmi Işıklar la akraba olduğumu söyleyen gazetecileri 'araştırdım, kayınbiraderimin kayınbiraderinin dünürü olduğunu öğrendim. Akrabam değil. Olsa ne çıkar'?...' diye yansızlığımı vurgulayan bir halk deyişiyle yanıtladım. Hatır için mi oy kullanacaktım?
4- Karara yönelik eleştirilerle hukuk dışı değerlendirmelerin haksızlığı herhalde kararın yayımlanmasıyla daha İyi anlaşılacaktır.
5-Işıklarla bir kez protokol gereği yan yana oturdum. Bir kez mahkemeye ziyaretime geldi. İki kez de telefonla aradı. Sözlü açıklamayla İlgili sorusunu 'Kurallara göre dinlenmeniz olanaksız ama yine de mahkemenin takdirinde' diye yanıtladım.
HEP’lilerle ve partileriyle ilgili bir sözüm asla olmadı. Milletvekillerinin sorumluluğu dava açıldığı tarihte parti üyesi olmaları koşuluna bağlıdır. Davayı önceden bilemeyeceğimize, dava tarihinden önce o partide milletvekili ise parti değiştirse de sorumluluğu kalkmayacağına, davadan sonra üye olurlarsa sorumlu tutulamayacaklarına göre, yeni partiyle ilgili bir söz söylememin gereksizliği ve anlamsızlığı açıktır. Kaldı ki kendileri partiler kurup partiler değiştirmişlerdir. Dava tarihinden sonra girdikleri söylenen partide bir tehlike yoktur ki Işıklar'ın söylediği doğrultuda bir konuşma geçmiş olsun. O milletvekilleri HEP'te kalsalardı şimdi bağımsız olurlardı.
Görülmektedir ki suçlama ve karalama çabaları boşunadır. Terbiye sınırlarını aşan sözler ve davranışlar yakışıksız ve yararsızdır. Benimle ilgili sav ve söylentileri bana sorup gerçeğe uygun yazma olanağı varken yaptığınız yayını sizden beklemezdim. Sorduktan sonra istediğinizi yazabilirdiniz. Herkes, herkesin ne olup olmadığını, ne yapıp yapmadığını bilmektedir. Hukuk devleti, demokrasi, güçler ayrılığı, anayasa yargısı konusunda yeterli bilgisi olmayanların demeçlerinin de önemi yoktur. Devletin ‘tek’liğini, ülkenin 'tüm'lüğünü, ulusun 'bir'liğini insan hak ve özgürlüklerini dürüst ve yansız bir hukukçu olarak ilerici çizgide her zaman savunacağım. Ülkeyi ve ulusu da kapsayan devletin, güvencemiz olan hukukun hiçbir nedenle hiçbir gösteriye feda edilmesine olur vermemeliyiz. Bilginizi rica ederim. İyi dilekler ve saygı ile."