Işıklar'ın Savaşımı... (1)

TBMM Başkanvekili Fehmi Işıklar’la Meclis’te konuşuyorduk; Fehmi Işıklar’a, Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin "Özel Dayanışma Ödülü" ile derneğin 15. yıl kalemini sunacaktık. ÇGD’den genel yönetim kurulu üyesi arkadaşlarım, Nezih Danyal, Veli Özdemir, Göksel Bozkurt, birlikteyiz. Günlerden cumartesi, aşağıda Lozan'ın 70. yıl kutlamaları var. Fehmi Işıklar, bizlerle görüşmek için, verilen aradan yararlanıp, "TBMM Başkanlığı" odasına çıkmış. O odadayız. Biz içeri girerken bir haber geldi:
TRT gelmiyor!
İçimden güldüm. TRT’yi çiftlik gibi kullanan “naylon gazeteciler”in, tutumları hiç değişmeyecek miydi? Orası bir "arpalık" olmaktan çıkamayacak mıydı kim gelse?..
Fehmi Işıklar a, sıkıdenetimin (sansürün) kaldırılışının 85. yılında, basının içinde bulunduğu durumu, karşılaştığı baskıları anlattık. Onun da başı dertteydi. Faşist 12 Eylül Anayasası'nın 84. maddesine göre milletvekilliği, Anayasa Mahkemesi kararıyla düşürülüyordu. Bir arkadaş, Fehmi Işıklar'a sordu:
Yekta Bey in akrabası mısınız?
Hayır!
O nereden çıktı?
Ben bilemiyorum, buna da üzüldüm. Yekta Bey'i severim; beğendiğim insanlardan birisi. Birdenbire bu kararı nasıl verdi onu bilemiyorum. Karara muhalif kalabilirdi.
Fehmi Işıklar, Anayasa Mahkemesi kararını eleştiriyor, şöyle diyordu:
Bant çözümüne dayandırılıyor; bant çözümünde de iddianamede. 2.5 sayfalık konuşmamda, parantez içerisinde 43 yerde "anlaşılamamıştır" yazıyor. Bu "anlaşılamamış" kaç kelime, kaç cümle, kaç paragraf, belli değil. Bu "anlaşılamamış" şeylerde ben yeniden suç mu işlemişim, ne olmuş? Suçlanan yerler, hepsi normal, HEP Genel Başkanı'yken yaptığım konuşmalardı. Ben bunu duydum, beni de yazdılar, "üç kişilik savunmaya gir" diye. Savunmamı hemen hazırladım, gittim.
Sözlü olarak verdiğimiz yeteri kadar dikkate alınmıyor diye, belge haline getirdim; altmış dosya hazırladım, gazetecilere dağıtayım diye getirdim. Ara kararı verdiler:
"HEP'le üyelik bağı olmaması nedeniyle dinlenmemesine..."
Konuşma, bani çözülmesinde "anlaşılamamış"; bir de dinlenmemişim; anlamadan, dinlemeden veriliyor bu karar. Ve bir cinayet bu! Kesin hukuk cinayeti bu. Kesin hukuk cinayeti!
İlginç yanı şu: 1971 yılında, Anayasa Mahkemesi karar vermiş; "Bant çözümü delil sayılmaz." Arkasından Erbakan'ın davasında konu olmuş, bant çözümü delil sayılmamış. O bir siyasi dava. Daha da ötesi, İsmail Özdağların rüşvet olayı davasında, bant çözümü delil sayılmamış. On sene ceza istemişler, sekiz senesi bant çözümüne dayandığı için, onu çıkmış, iki yıl "görevi kötüye kullanmaktan" vermiş. “Bant çözümü delil değildir" demiş. O bant çözümünü inceledim, "anlaşılamamış" yer de yok, benimki gibi. Hep anlaşılmış, buna rağmen delil sayılmamış.
Şimdi, senin verdiğin karar, bir milletvekilliğini düşürüyor; diyor ki düz mantıkla:
Biz bunu Anayasa'nın 84. maddesine göre verdik. Parti kapandığı için onun milletvekilliği düşüyor.
Şimdi bu, çok büyük bir kamufle. Öyle değil. Benim konuşmama dayandırıldığından dolayı (parti) kapandığı için düşüyor. Bu yüzden çok ciddi bir hukuk cinayeti. Anayasa Mahkemesinden beklemiyordum. Hani, bir ilde, ilçede mahkemede hüküm giysen, üst mahkemesi vardır, bunun (üst) mahkemesi yoktur. Şimdi bu hata nasıl düzeltilecek? Uluslararası mahkemeye gideceğim; bundan kim zarar görecek? Türkiye. Biz, Abdullah Baştürk, ben, bu tür insanlar, şekillenmişiz; herkes biliyor, Mustafa Ekmekçi silah kullanmaz; herkes biliyor, Fehmi Işıklar, silahı milahı tasvip eden bir konuşma yapmaz. Sen, devlet olarak ilan ediyorsun, dağdaki "Ben gerillayım!" diyen gençlere:
Öldürmemişsen gel, senin hakkında bir şey yapmayacağım! diyorsun.
Nereye gitmiş o genç? Kürdistan'ı kurmaya. Ben ne demişim?
Barışçı yoldan çözelim, demişim Kürt sorununu.
Benim hakkımda bu kararı veriyorsun. Peki, o genç inanır mı? Sen 2.5 yıl önce konuşma yapan adamın milletvekilliğini düşürüyorsun, üstelik de tanınan biri; sahip çıkanlar olur, demokratlar, aydınlar sahip çıkar bu adama. Şimdi ne oldu? 45 dakika İsviçre televizyonu çekim yaptı; çocukluğumdan aldı; normal olarak, bir hükümet başkanını atıyor beş dakika; Almanya Parlamentosu davet ediyor, SPD Başkanı. Şimdi dünya yavaş yavaş kıpırdamaya başladı; neden? Bizim resimlerimiz, 1980 ihtilalinden sonra, afiş olmuş:
Abdullah Baştürk’e özgürlük, Fehmi Işıklar'a özgürlük! diye. Afiş olarak yapıştırılmışız. Bu mücadeleden sonra, dört yıl içerde yatmışız; gelmişiz, milletvekili seçmiş halk. Demişler ki, Avrupa Topluluğu kamuoyu;
Sahip çıktık, sahip çıktığımıza değmiş; bu adamlar gittiler, milletvekili oldular.
Bütün kötülemelere, karalamalara rağmen; öyle bir Avrupa kamuoyu var hakkımızda. Ne hakkın var, Türkiye’yi o kadar kötü göstermeye?