İlkay Adalı'yla Söyleşi...

Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı’yla konuşuyordum; kendisine başsağlığı diledim:

Çok teşekkürler yazınız için de, çok güzel bir yazı oldu. Çok sağolun! Sizin gibi birkaç gazeteci çıksa, tamam! Böyle olmazdı...

Serinkanlılığına hayran kalmıştım; ne diyeceğimi şaşırdım:

Her ana, benim gibisini doğurmaz! dedim.

Evet!

Üç çocukları vardı, iki kız bir oğlan. Kızların adları: İl, Kut, erkeğin adı da Er. Üçü de tek heceli. İl 32, Er 27 yaşındaydı. İl ile Er Türkiye'deydiler. İkisi de dokumacılık (tekstil) işlerinde çalışıyorlardı. İl, işinde çok başarılıydı. Kut ise, Kıbrıs’ta annesinin yanındaydı, O’nun belli bir işi yoktu.

İlkay Adalı, Aile Mahkemesinden emekli olmuştu. Kutlu Adalı'nın öldürülmesinden sonra, Kıbrıs’ta çok görkemli bir cenaze töreni düzenlendi, bunu Basın-Sen düzenledi. 5 bin’i aşkın kişi katıldı cenazeye. 97 örgüt cenazede birleşmişti.

Üç kardeş, törenlerden sonra. Rauf Denktaş'a gittiler. Ondan istekleri vardı; bu isteklerini bildirdiler. Bu isteklerden kimileri şöyleydi:

İşsiz olan kardeşleri Kut Adalı'nın işe alınması.

Kutlu Adalı on yıl boyunca “mücahit" olarak çalışmıştı; 50 yaşında emekli ederken mücahitlik aylıklarını ödememişlerdi. Bu hakları verilmeliydi.

Kutlu Adalı’nın öldürüldüğü sokağa adı verilmeli, boş bir arsa olan önü yeşil alan yapılmalıydı.

Kıbrıs’ta oturan anneleri ile kardeşlerinin can güvenlikleri sağlanmalıydı. Ayrıca. Türkiye'de bulunan iki kardeşin sık sık Kıbrıs’a gelebilmeleri için uçaklarda indirim yapılmasını sağlayacak basın kartı verilmeliydi. Kutlu Adalı “basın şehidi" değil miydi?

Rauf Denktaş, üç kardeşin istekleriyle ilgileneceğini söyledi... İlkay Adalı:

Sizinle, son Dikili Şenliği'nde karşılaşıp tanışmıştık! dedi, konuşmuştuk yolda; Kutlu bana etek filan almıştı, anımsadınız mı eşiniz de vardı.

Cumhuriyetle Kutlu Adalı ile ilgili yazılarım, Kıbrıs’ta “Yenidüzen" gazetesinde yayımlanıyormuş. Sevindim.

Kutlu Adalı’nın alçakça öldürülmesinden sonra, eve Çevik Güç gelmiş, arama yapmış. Evi talan edip gitmiş.

Kutlu Adalı'nın eşi İlkay Adalı'nın telefonunu yazıyorum. Cumhuriyet okurlarının onları yalnız bırakmayacaklarına, acılarını paylaşacaklarına güveniyorum. (Telefon: 0 392/227 40 89).

İlkay Adalı ile konuşmamızın ardından, İstanbul'da yaşayan, orada çalışan kızı İl aradı. Ona da Oya Adalı söylemişti: “Ekmekçi’nin yazısını okuyun, Kutlu Adalı’yı yazmış!" diye. İl Adalı (Aydoğdu) 1963’te doğmuştu, savaş çocuğuydu, kundakta sığınaklara götürülerek büyümüştü. 1962’deki iki gazetecinin yataklarında öldürüldüğünü öğrenerek büyümüşlerdi. Bunlar, 23 Nisan 1962'de öldürülen Cumhuriyet gazetesi yazarları Ayhan Hikmet’le Ahmet Muzaffer Gürkan’dılar. 34 yıl sonra, Kutlu Adalı’nın ölümü de ilginçti, sanki birincisine benziyor gibiydi...

Polisler, il Adalı'dan, kardeşlerinden yardım istiyordu. Çocuklar:

Babamızın yazılarını okumanız gerek, babamızı öldürenler, yazılarındadır... demişlerdi.

Kutlu Adalı, Yenidüzen' den önce Ortam'da, daha önce de “Söz’’ gazetesinde yazılar yazdı. Söz’de yazarken yatak odası kurşunlanmıştı! On yıl önce...

Çok ilginç, Kıbrıs’ta polis içişlerine değil, tugaya bağlıydı.

Kutlu Adalı, Denktaş’ın bugünkü politikasına karşıydı. Kıbrıs Türk'ü olarak, Rumla Türkün, daha önceleri olduğu gibi, bir arada yaşamalarından yanaydı.

Uzgöreçlerden birinde (TGRT'de) Bülent Ecevit'le, Rauf Denktaş’ın konuşmalarını izledim. Saçları, bıyığı boyalı Bülent Bey'e göre. Kıbrıs sorunu çoktaan çözülmüş de, benim haberim yokmuş! Yapılması gereken Kıbrıs’ta dışişleri ile savunmanın Türkiye’ye bağlanmasıymış. Nasıl da safmışım meğer, “Neden çözüm bulunmuyor?” diye kafa yorup duruyordum. Saçları boyalı Bülent Bey. “Kıbrıs Türk'ü de özerk olsun, bu iş bitti!” diyor. Yalnız gözleri boyamak, saçları boyamaya pek benzemiyor sanıyorum. Bu kafayla uluslararası hukuka uygun çözüm bulunabilir mi, ne bileyim? Rauf Bey de O’na katıldı, “ganimeti" bir güzel paylaştılar. Hani, toplumlararası görüşmeler olacaktı, Rauf Bey böyle demiyor muydu?..

148 Erbakan (148 okul numarası değil, altınlarının ağırlığı, kilo olarak) O da Kıbrıs'ta “cihat "tan söz etti. İki ayrı devletten söz etti, “iki toplum, iki komşu olarak" yaşamalıymış. Bravo 148! Şimdi, 1974'tekinin tersini yapmanın tam sırası 148 Erbakan, boşversin Çar'ın karısını, saçı boyalı Bülent Bey’le kursun ortaklığı; Başbakan 148 Erbakan, yardımcısı Karaoğlan!

***

İşkencelere olduğu gibi, açlık grevlerine de karşı olduğumu tüm okurlarım bilirler. Ölüm orucu kişinin kendi kendine işkencesidir. Buna da karşıyım. Verilen yemek faşizmin değil, halkın yemeğidir. Herkes, usunu başına toplayarak, demokrasi savaşımı vermelidir. Kimse de kimsenin oyununa gelmemelidir...

***

Adalet Ağaoğlu’nun sağlık durumunun iyiye gideceğine inandığını söyledi sağını Yüksel Şahin. Evimden arayıp, bilgi vermek inceliğini gösterdi. Teşekkür ediyorum. Adalet’e, eşi Halim’e büyük geçmiş olsun!

Cumartesi arkadaşlarımızdan Hasan Çeliker, Ankara'da İbni Sina Sayrıevi’nde yürek damarlarından ameliyat oldu. Üç damarı değişti. Arkadaşımıza geçmiş olsun.