1970 öncesinde, Turhan Feyzioğlu'nun CHP'den ayrılıp, “Güven Partisi’ni kuracağı günlerdeydi. Adı "Güven" olmasına karşın, parti, usu başında pek kimseye güven verecek nitelikte değil gibiydi. İsmet Paşa'nın başında bulunduğu CHP, istifalarla sarsılıyordu. Güven Partili biri şöyle demişti:
Bizi yabana atma, biz deve dişi gibi adamız!
Turhan Feyzioğlu, "liderlik" peşinde miydi? Birkaç kişiyle kaldığı partide, "lider" olarak da öldü. Daha CHP'de bulunduğu yıllarda, İnönü'nün yanından ayrılmaz, ortaklıklarda görevler alırdı. Ama, aaah, o partinin başına geçme hırsı yok mu? O, yalnız onu değil, birçoklarını yiyip bitiriyordu! İsmet Paşa’nın kendisinden sonra kimin başkan olacağını belirlemesini isterdi. Bir gün, bir yemekte, Karanfil Sokakla Yüksel'in kavuştuğu köşede o zaman "Rüyam" lokantası vardı, orada şöyle demişti:
İsmet Paşa'ya dedim ki: "Paşam, halefini tayin et, sonra bizi paskalya yumurtası gibi birbirimize kırdırma!"
Ben bir yandan yemeğimi yiyor, bir yandan da olup bitenlere şaşıyordum. Ne demekti, bir parti başkanının kendisinden sonra, yani ölümünden sonra, kimin parti başkanı olacağını belirlemesi? Bunun demokrasi ile bir ilgisi var mıydı? Paşa da böyle diyordu, ölümünden sonra, otururlar beğendiklerini seçerlerdi. Ne ölümü? ölmeden de olamaz mıydı yani, önderin değişmesi? Gerçekten oldu, İsmet Paşa ölümü beklenmeden, genel başkanlıktan düşürüldü, yerine de Bülent Ecevit seçildi! Aslında paşa, bu düşürülmesinin de demokrasiyle ilgili olmadığını düşünüp durdu hep; bu olayın arkasında bir "tertip", bir "düzen", bir “üçkağıtçılık" aradı. Yıllarını verdiği CHP'den, eşi Mevhibe İnönü ile birlikte ayrıldı. Ona göre. CHP artık, eski CHP değildi!
Sözün başına geleyim, Feyzioğlu'nun Güven Partisi'nin oluşumu sırasındaki istifalara. "Deve dişi" ağırlığında politikacılar, milletvekilleri ardı ardına istifalarını verince, bundan ürkenler de olmamış değildi. Olayların içinde yaşayan Demirhan Tuncay anlattı, bu istifalara İsmet Paşa’nın tepkisini. Demirhan Tuncay, o zaman Türk-İş'e bağlı sendikacılar arasındaydı; DİSK daha kurulmamıştı. Demirhan Tuncay'la birlikte, Abdullah Baştürk, Rafet Altun, Nusret Aydın, daha birkaç CHP'li işçi lideri, CHP'nin üst düzey kurullarına katılıyorlar, izliyorlardı. Bir çeşit danışmandılar; oy hakları yoktu. Bu gruba "İşçi Komitesi” de deniyordu. Bunlar, CHP’li sendika başkalarıydılar. Paşa, bunlara çok güvenir, işçi sorunları konusunda, kendisini ve partiyi uyaracaklarını düşünürdü. Daha DİSK kurulmamıştı. dedim, 15-16 Haziran olaylarında paşa, bu işçi liderlerini toplamış, şöyle azarlamıştı:
DİSK'e, DİSK’lilere "komünist” demek kolay; işi böyle savuşturamayız. Bu hareketin özünde haklılık yok mu? Sizin gözünüz kör mü? Biz yanlış yaparken, niye bizi uyarmıyorsunuz?
İnönü'nün bu azarlaması sırasında, Ecevit de payını almıştı!
Güven Partisi'ni, Feyzioğlu ile arkadaşlar 12 Mayıs 1967'de kurdular. Partinin savsözü (sloganı) "İçte güven, dışta güven; Güven Partisi ne güven"di. CHP'den ayrılan milletvekili sayısı daha ilk günden 52 idi, gelen haberlere göre. Elbette, bu partinin kuruluşuna en çok Adalet Partililer sevinmişlerdi. Partinin kurulduğu 12 Mayıs günü, o zaman Başbakan olan Süleyman Bey, Pakistan'a yola çıkmış, Tahran’da sarayda konaklamıştı. Orada şölen vardı; Hava Kuvvetleri’nde uçağı kullananlardan, sonradan politikaya atılan, Hüseyin Avni Güler de oradaydı Güven Partisi'nin kurulduğu haberinin gelmesi üzerine, kadehlerin kaldırıldığını, Nazmiye Hanım’ın da o sırada yediği muzları heyecandan yerlere saçtığını yakından görmüştü!
Bu sıralarda, CHP Genel Merkezi'nde, paşanın başkanlığında toplantı sürüyordu. Demirhan Tuncay'ın anlattığına göre, toplantıda bir şey görüşülmüyor CHP'den istifalar bekleniyordu sadece. İstifa edenlerin adları parça parça paşaya veriliyor, paşa bakıp bir şey söylemiyordu.
Bir ara biri sevinçle geldi, dedi Demirhan Tuncay, şimdi anımsayamıyorum kim olduğunu, yıllar geçti; "Paşam, geçmiş olsun!" dedi, "Son istifaları getiriyorum, bundan çok kaybımız olmayacak. Bundan sonra istifa olmaz!" Bir liste verdi, paşaya İsmet Paşa, gözlüklerini taktı, listeye baktı, baktı; herkes paşayı sevinecek, "ucuz kurtulduk!" diyecek sanıyor. Paşa, listeye bir daha baktı; birden bire öfkeyle:
Lütfen, ricalarımı söyleyin, gitmeleri gerekenler var; lütfen gitsinler! Ne zaman halktan yana bir iş yapmaya kalkışsak, küçük düşüyoruz, rezil oluyoruz! Bir daha böyle bir olayla karşılaşmayalım. Bizim, Meclis te bir sürü insana gereksinimimiz yok. Halka doğruları söyleyecek bir kişi olsun yeter!
Toplantıdakiler de istifalarla ilgili notu getiren de şaşırıp kalmışlardı.
İsmet Paşa'nın çok ağır sözleri olduğunu pek çok kişi, özellikle araştırmacılar bilirler. "Batakçı Köy Ağası" suçlaması, İsmet Paşa'nındır. Çok bunaldığı bir zaman, hükümetinin yayın organında, “Hırsızlar Teslim Olun!" başlıklı bir başyazı yazıvermiştir.
İsmet Paşa’daki bu soğukkanlılık, Hinthorozu Erdal Bey’de de var. SHP’den istifa ile adam ayartmalar başlayınca, Hinthorozu Erdal Bey, şunları söyledi:
Gitmek isteyen hemen gitsin. Partimiz içindeki herkes SHP'ye inanarak kalmalı. Üç beş gün sonra gideceğim diyenler varsa, bunlar hemen gitsin. Herkes kararını bir an evvel vermeli. Bu seçmene, vatandaşa da bir saygının gereğidir. Bir partide kerhen kalınmaz...
27 Eylül 1992, Cumhuriyet