Hinthorozu’yla Gezi...

Hinthorozu Erdal Bey’in 'Adana seferi'ne katılırken, uçakta, Melike Demirağ'ın, Kültür Bakanlığı'nca reddedilen “Alışamadım” şarkısının sözlerini okuyordum. Melike’yle Şanar, şarkıya, 'Teğmen Murat Şeref Baba'ya sevgilerimizle" diye başlıyorlardı; şarkının sözlerinden kimi şöyleydi:
"Alışamadım, alışamadım, bu acısız arabeske alışamadım.. / Alışamadım, alışamadım, bu topyekün arabeskle uyuşamadım... / Alışamadım, alışamadım, 'alışırlar' demiş, ama alışamadım!
Sokakta kızlara caka satmak için üniforma giyen bir delikanlıyı bilmem kaç yıl hapse atarken; hiç yetkisi olmayıp hâlâ sağa sola durmadan emir verenlere, 'Mühr-û Süleyman'a el koyanlara alışamadım...
Seçimle gelmiş belediye başkanına, emirle işten el çektirmeye, /Alışamayan herkim olursa; kürsüden, ordudan, işten atmaya alışamadım!..
Kanımıza-canımıza kumar oynar gibi: / ‘1 koyarım, 5 alırım… / Yok, 1 koyarım 15 alırım, /100 veririm de 1000 alırım' / denmesine hala alışamadım!..
Ev kirasını dolarla ödemeye / — One Thousand, Two Thousand' / İngilizce miting sloganı duymaya. ‘No, no, no!.. Well, may be' / Bir somun ekmeğe bin lira saymaya... / Alışamadım.
Arabeskin bu türüne alışamadım / Bezirgânın kültürüne alışamadım...
Tüü derler, tüü derler; tüü derler adama, tüü derler.. / Milletin yıllardır istemediğine.. / Üç kişiden ikisinin döne döne 'HAYIR' dediğine / hâlâ boyun kırmayı, baş eğmeyi, 'Efendimiz' demeyi / Anlayamadım, anlayamadım..
Alışamadım, alışamadım, yağcılığın böylesine alışamadım!..
……….”
Kültür Bakanlığı'nın kararı karşısında, savunman Halil Çelenk idare mahkemesine başvurdu; bakalım ne olacak?
SHP'nin seçimlere dek kiraladığı, 20 kişilik Bodrum Havayolları'nın “Imsık" uçağındayız. Arkada, Mithat Sirmen'le oturuyoruz; Erdal Bey. Hikmet Bey, Fikri Bey, Abdülkadir Bey, Aydın Bey, Ertuğrul Bey, Deniz Bey öndeler. Cumhuriyet'ten üç kişiyiz; Uğur, Ahmet, bir de ben. Oktay Ekşi, Yalçın Doğan İstanbul’dan gelip katılmışlar. Celal Başlangıç bir gün önceden gitti Adana'ya. Çok merak ediyorum, ne olacak acaba? Kalabalık olacak mı? Bir moral gösterisine SHP'nin gereksinimi var o gerçekleşecek mi? Adana’da uçaktan indik; SHP'nin seçim otobüsüne binip, kente, İstasyon Alanı'na gideceğiz. Amanın, otobüse nasıl bineceğim? Dışarıda kaldım. Oktay da Yalçın da dışarıda. Ahmet'in yansını otobüste gördüm; o da parasını mı düşürmüş ne olmuş? Uğur’dan borç almış bereket. Eee, açıkta kaldım mı? Oktay’lar bir tanıdıklarıyla arabaya binip gittiler. Akif Kemal Akay yetişti!
Abi, ben sizi götüreyim! dedi, arabam ileride...
Bir sevindim ki. SHP, bu otobüs işini bir düzenine sokmalı. Erdal Bey de kürsüden söyledi otobüsteki kargaşanın önlenmesi gerektiğini. O havasız, berbat otobüse binemediğime sevinmedim desem yeri. Otobüsteki adam, görevli, kapıya dayananları içeri alsa bir çeşit, almasa bir çeşit. CHP döneminde bir Bahir Ersoy vardı; o çok disiplinliydi. Otobüse, geleni almazdı. Almayınca da partililer kızarlardı. Ertuğrul Günay'dı galiba:
Bahir Ersoy sonra ne oldu? Bu davranışı sonucunda seçilebildi mi?
Bakan oldu! dedi biri. Ertuğrul Günay güldü:
Daha beter oldu, demek.
Akif Akay'la biz, önce Cumhuriyet'e, sonra Çukurova Gazeteciler Derneği'ne gittik. Otobüsün içinde olmadığım için otobüse, Erdal Bey'e balkonlardan yapılan gösterileri, coşkuyu göremedim! Cumhuriyet Adana Bürosu Şefi Çetin Yiğenoğlu ile birlikte, açıkhava toplantısının yapılacağı İstasyon Alanı'na geldik. Kalabalıklar akın akın geliyorlardı. Gözüm arkalardaydı. “Daha gelenler var mı?” diye. Alanda yer yer boşluklar vardı. Bir gölgeye çekildik. Tanıdıkları çıkıyordu, beni de tanıştırıyorlardı. Kürsü çevresi yoğun, bu gerçek. Ama geniş alana yayıldıkça, bu yoğunluk yok. Belki de benim istediğim gibi değil de ondan öyle görüyorum, ne bileyim? Gönül, umduğundan küsermiş. Dönüşte uçakta konuşuyorduk, düşüncesini söylüyordu. Erdal Bey'e şu fıkrayı anlattım:
Çocuk babasına demiş ki;
Baba, cennetliksin!
Babası bakmış bakmış,
Hiç ummam oğlum, ama keşke! karşılığını vermiş.
Hinthorozu, bu fıkraya çok güldü...
Gözlemim, Erdal Bey rahattı; kimine göre 1980'den sonra yapılan en kalabalık açıkhava toplantısıydı. Süleyman Bey olsa, belki ona daha çok kalabalık gelirdi. Süleyman Bey de Bülent Bey de Osman Bölükbaşı gibi dinleyicileri çok da oyları ı-ıhh! Bölükbaşı öyle dermiş,
Ne yapayım tanesi olmayan buğdayı! Seyirlik toplantı yani...
SHP'de önseçimler, bir çeşit kurultayın "öcü", yani rövanşı gibi geçmişti, içe dönük savaşım, yaralamıştı partiyi. Ne demişti Deniz Bey kurultay konuşmasında; demeçlerinde, şurada, burada:
Bu adamla iktidar olamayız!
"Bu adam” dedikleri Hinthorozu’dur! Eee, şimdi "İktidar olmak için çalışıyoruz" deniyor. Ya birincisi ya kincisi tutarlıdır ikisi birden olmaz. Seçimde, yenilgi olursa, Deniz Bey, genel başkanlığa gelip oturacağını mı düşünüyor? Hinthorozu'nun kazanmaktan başka yolu yok! Hinthorozu kazanıp gelince, belli ki renkli bir mozaik bekliyor kendisini...
Dönüp dolaşıp kalabalıklara geliyoruz:
Sen, 28 eylül cumartesi günü yapılacak İzmir toplanışını gör, yer yerinden oynayacak! diyorlar. 29 eylül pazar günü de Gebze var!
“Demokrasi Kanalı"na, Erdal Bey de SHP’liler de büyük umutla bakıyorlar. “Star1'in naylon yayınlarından öyle kurtulacaklarını düşünüyorlar. “Star1’in, Nurettin Sözen'le ilgili yayını nasıl da çirkin öyle? Okurların telefonları yağmış eve. "Naylon gazeteci”lerle nasıl başa çıkacağız, ne bileyim?