Dün Ahmed Arifin ölüm yıldönümüydü; bugün Nâzım Hikmetin. Ankara'da, Nâzım Hikmet’in yaşamını konu alan “Yanar Elleri’’ oyununu, Şinasi Sahnesi’nde izledim. Aynı gün öğleden sonra, Nâzım Hikmet'le ilgili açık oturumda; Halit Çelenk, Yılmaz Onay, Atilla Coşkun’la ben de vardım. Açıkoturumu Refik Erduran yönetti. Söz sıram gelince Erduran'a takıldım:
Nâzım Hikmet'i, 1951'de Refik Erduran kaçırmıştı; nasıl kaçırdığını anlatsın! dedim. Refik şöyle dedi:
Efendim, bu bir turistik olaydı! İstanbul'da bir toplantıda, "Nâzım'ın gömütünün Türkiye’ye getirilmesi" konuşuluyordu. "Ben gidenlerle ilgiliyim, gelenlerle değil!" dedim.
Tunuslu Riyad Mahlut, bacağı alçıda, Kırklareli Sayrıevi'nde yatıyor. Alçılı bacakla, karyolaya zincirlenmiş durumda.
Güldal Kızıldemir, bugün çıkan “Tempo''da, Riyad Mahluf’un siyasal bir kişi olduğunu açıklayan banka soyguncusu gangsterle Paris'te yaptığı konuşmayı anlatıyor, ilginç...
Necmettin Hoca, hacca gitmiş, herhalde oy için gitmemiştir. Hac sırasında çekilmiş resmini gördüm!..
Gericilerin “Kaynak'” yayınevini basıp, yağmalamaları olayını, Başbakan Vekili Hinthorozu Erdal Bey'in pazar günü düzenlediği basın toplantısında gündeme getirmek istedim. “Size de 'Hayal içindesiniz’ diyebilirler” dedim; dinin politikaya alet edilmemesi için, hükümet olarak önlem düşünüp düşünmediklerini sordum. Kızdırmış mıydım acaba? Hinthorozu, uzun karşılık verdi; şöyle dedi:
Sayın Ekmekçi, siz laik devlet düzenine çok bağlı, fikir özgürlüğüne çok saygılı insansınız. Ama, inanıyorum ki, aynı derecede demokrasiye bağlı bir insansınız. Demokrasi içinde, insanlarımızın bazıları yanlış fikirlere kapılabilirler; hatta parti kurabilirler, o parti oy da alabilir. O partinin gittiği yol, sonunda Türkiye 'de demokrasiyi ortadan kaldıracak yol da olabilir. Bunu nasıl önleyeceğiz? O partiyi, yasal bir ihlali yoksa keyfi olarak kapatacak mıyız? Demokrasi anlayışınız buna izin verir mi? Hayır. Ne yapacağız? Halkımızın çoğunluğunun yanlış yola itibar etmeyeceğine inanarak, aklı başında siyasal partilerimizin bu siyasal mücadeleyi demokrasi içinde yürütmesine yardımcı olarak, bu çerçeveyi açık tutarak, bu tehlikeyi önleyeceğiz. Eğer bunu yaparsak, ‘Türkiye'de demokrasi yaşıyor" diyebiliriz. Bunu yapmazsak, o zaman “Türkiye'de demokrasi var ve yaşayacak" diyemeyiz. Bir sıkı rejim var, o sıkı rejim kendisi karar veriyor, "Halk için doğrusu budur!" diye o şekilde bir yönetim oluyor. Ama, "Demokrasi içinde yaşıyoruz" diyemeyiz. Demokrasi, en az zararlı yönetim şeklidir. Birtakım tehlikeleri var; işte, bir tehlike de bugün bu. Ve bu tehlikenin Türkiye 'de bugün görülmesi, özellikle etrafımızdaki ülkelerin hemen hemen hiçbirinde, demokrasi olmamasından, buna karşılık, bütün bu demokrasi dışı akımların, buralarda cirit atmasından, bir şekilde Türkiye ’ye gelmesinden kaynaklanıyor. Bu kadar demokrasiyi kabul etmeyen bir yörede, biz demokrasiyi yaşatıyoruz; ve bunu inanarak yapıyoruz. Dolayısıyla, herkesin bunu böyle değerlendirmesi gerekir. Fikir özgürlüğünü doğal olarak biri savunuyor, ona karşı bir tepki alıyor. "Bu tepkiyi niçin durdurmadınız?" diye, bütün suçlamayı hükümete yöneltirse, gerçeği görmüş olmaz. Kimse kaygı duymasın. Biz buraya, bu noktaya bugün gelmedik. Yıllardır ülkemizde bu akımlar var. Şimdiki, daha hiçbir şey. Civarımızdaki ülkelerde bu akımların iktidara gelmiş olması, belki düşündürücü. Ama, bugün de, yarın da bu tehlikelerden bizi koruyacak olan kendi gücümüzdür, kendi inancımızdır; kendi demokrasimize sahip çıkmamızdır. Ve kendi, tabii, savunma gücümüzdür. Kendi savunma gücümüz bizi dış düşmanlardan koruyacak, demokrasiye sahip çıkarak biz kendimizi koruyacağız. Ve sağlam fikirlerin siyasal mücadelede ağırlığını ortaya koyarak, kendimizi koruyacağız. Ama, bu konuda bir kaygı duymuyorum. Dolaştığım her yerde, gerek şimdi iktidarda, gerekse eskiden muhalefette, halkımızın büyük çoğunluğunun bu köktendinci akımlara karşı olduğunu gördüm. Köktendinci akımlara bağlı olanlar, daha büyük bir eylem içinde oldukları için, daha öne çıkıyorlar, zaman zaman geçici başarılar sağlayabiliyorlar, ama, halkımızın çoğunluğu buna karşı. Halkımızın çoğunluğunun Müslüman olması, köktendinci olmasını gerektirmiyor. Böyle bir kaygım yok benim. Dolayısıyla, dini istismar etmek politikasına büyük partiler girmedikten sonra, daha ufak bir partinin bu işi yapması, ülke için tehlike olamaz tek başına. Ülkemiz bun a karşı belirli bir bağışıklığı kazanmıştır görüşündeyim. Bu bağışıklığı kolay kolay kazanmamıştır; sizin de yazılarınızla katkı yaptığınız, bütün geçmiş uğraşla, buraya gelinmiştir. Ha, tabii bundan sonra, tehlike büyümesin diye dikkatli davranın, ama "Demokrasiden uzaklaşın, daha sıkı önlemler alın, böyle olmuyor!" diye tavsiyede bulunmayın. Ama, siyasal mücadelede siz de fikirlerinizi söyleyerek katkı yapın, zaten yapıyorsunuz. Sağolun!
Erdal Bey’i, İbrahim Yasa ile Metin Moğultay'ın cenaze törenlerini izlerken görünce, sordum:
Size basın toplantısında öyle soru sordum diye bana kızdınız mı?
Yok, yok kızmadım. Sen zaten o soruyu mahsus sordun!
Mahsus sormadım!
Olsun, iyi oldu, iyi oldu!
3 Haziran 1993, Cumhuriyet