Hafta başında, pazartesi günü, sabah "Ankara Notları"nı yazdım, öğleden sonra Haymana Cezaevi’ne gidecektik. Remzi Küçükertan, Keçiören Yarıaçık Cezaevi’nden önce, Haymana'da yatmıştı. O da gitmeyi çok istiyordu. Ben de aylar var Haluk Gerger’e gidememiştim. Çağdaş Gazeteciler Derneği’nden Ali Tartanoğlu, Remzi Küçükertan, ablası Zehra Kişisel, bir de arabayı kullanan Remzi'nin arkadaşı Aydın Özdemir, yola çıktık. Çıkmadan önce, Adalet Bakanlığı yetkililerinden izin almak istedim. Haluk, ÇGD'nin üyesi, arkadaşımızdı. Gitmişken Haymana'da yatan öbür siyasal hükümlüleri de görecektik.
Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, -şimdi Müsteşar Vekili- Haymana Savcısına telefon edecekti. Gecikildi, Müsteşar Vekili, savcıyı yerinde bulamıyordu.
Kalkıp gidelim, dedik, biz oraya varıncaya dek, herhalde savcı bulunur!
Haymana'ya varınca, PTT’ye gidip, Ankara’yı Adalet Bakanlığı'nı aradım Bakanlık danışmanı Günay Dağıstanlı:
Tamam, dedi, görüşebilirsiniz. Müsteşar Bey Savcı Bey'le görüştü.
Cezaevine vardık, kapılar duvar. Orada “idari memur" Cengiz Bey:
Savcı Bey’e gidip, yazılı kâğıt getireceksiniz, dedi.
O, neden? Savcı Bey size telefon etmedi mi?
Etti ama, ben topu yine Savcı Bey’e attım!
Kardeşim, ne demek topu ona atmak? Biz beş dakika görüşüp gideceğiz, oyalamayın bizi. Güçlük çıkarmaktan ne zevk alıyorsunuz?
O zaman girin, görüşün! (Cengiz Bey görünmedi)
İçimden:
Önceleri böyle değildi ne oldu bunlara diye geçiriyordum. Sürgülü kapı açıldı. İçeri girdik. Şimdiye değin Haymana Cezaevi’ne kaç kez gelmiştim, hiç böyle değildi. Kapıların açılmasının belki de son siyasal gelişmelerle ilgisi yok değildi. O sabah, Tansu Çiller, Deniz Baykal'la görüşmüş, birlikte hükümeti yeniden kurabileceklerini söylemişti. Necdet Menzir istifa etmişti. Haluk Gerger'e:
Bak, ayağımız uğurlu geldi, artık bu kez çıkarsınız, dedim.
Haluk Gerger, 16 aylık hapis cezasını bitirmiş, bu kez hapse çevrilen para cezalarını yatıyordu. 208 milyon lira cezaya karşılık 27 ay daha yatacaktı. Haluk Gerger, ne yapar eder, bu 208 milyonu bulur, cezaevinden çıkardı. Ancak O, kendisi için değil, milyarlık para cezalarına çarptırılan düşünce suçlularına yapılanları protesto için yatmaktaydı.
Remzi Küçükertan'ı cezaevinde gardiyanlar:
Vay anarşist diye kucakladılar. Haluk Gerger'in öbür hükümlülerin odalarında televizyon vardı. Haluk'un odasında uzgöreç (televizyon) izledik. Remzi Küçükertan, anlatıyordu:
Abi, üç ilde Bursa, Gaziantep. İstanbul'da “L" tipi cezaevleri var. Buralarda koğuşlar, dörder kişiliktir. Bu "L" tipi cezaevlerinde, hükümlülere uzgöreçleri devlet sağlar! Haymana gibi yerlerde ise hükümlüler uzgöreçleri kendi olanakları ile alıyorlardı.
Haluk Gerger'in odasından çıkıp, öbür siyasal tutuklulara da bir "geçmiş olsun "selamı vermek istedik. Onlar çay hazırlamışlar. İçeri giremedik, çayları demirli pencereden aldık. Ne güzel bir çaydı, tadı damağımızda kaldı. Burada, dört hükümlü bir arada kalıyorlardı. Hükümlülerden Sedat Aslantaş, IHD Genel Başkan Yardımcılığı yapmıştı; ayrıca İHD Diyarbakır İI Başkanı'ydı. Üç yılı vardı önünde Terörle Savaşım Yasası'nın 8 maddesinden yatıyordu. 'Yaba' dergisi sahibi Aydın Doğan 10 kasımda çıkacaktı. Yayıncı Mustafa Parla’nın ise çıkmasına daha 15-16 ay vardı. Aydın Doğan'la Mustafa Parla Musa Anter'le yapılmış bir konuşmayı yayımlamaktan ceza giymişlerdi. Abbas Dehmer, Terörle Savaşım Yasası'nın 7. maddesinden yatıyordu. Onun 10 ayı kalmıştı. Numan Bektaş ise 8. maddeden yatıyordu, yılbaşında çıkıyordu. Haluk Gerger, Sedat Aslantaş'ın yaptığı yemekleri çok övüyor.
Yemeklerden bana da gönderiyorlar, diyordu.
Terörle Savaşım dan yatanlar, gelişimizden çok keyiflenmişlerdi. Onlara bakan pencerenin karşısına kocaman, kalın bir duvar örülmekteydi. Bunun nedenim sordum:
Artık böyle, pencereden de olsa yüz yüze görüşülemeyecekti: el ayası büyüklüğünde açılmış deliklerden görüşülebilecekti. Duvar onun içindi. Yeni Adalet Bakarnı kim olacak, henüz belli değil, ama kim olursa olsun, bu saçmalıkları ortadan kaldırmalıdır. Haymana'da ne olay olmuş, ne bir şey. Zaten bit kadar yer, içeride yedi sekiz siyasal hükümlü. Bunlara çeşitli yollarla eziyet etmenin anlamı var mı? Edindiğim izlenime göre Haymana Savcısı, tutumuyla, gerilim mi yaratıyor ne? Milletvekilleri, bakanlar, hatta Süleyman Bey. Haymana'ya gelmeli, örülmekte olan bu duvarı görmeli. Bu duvar değil, insancıllığın başına örülen bir çorap. Buna kimsenin hakkı yok! (Süleyman Bey "antitez”ini görmüş olur, ne güzel).
Remzi Küçükertan, Evren’i, 12 Eylülcüleri eleştirmekten 17 yıl ceza almış adam. Bilgiç bilgiç konuşuyor:
Abi, cezaevinde yatmak satranç oyunu gibidir. Bir adım gerilersen, yöneticiler iki adım daha ilerler. Kazandığın haklarını bırakmayacaksın. Bir bıraktın mı ezerler de ezerler adamı.
Cezaevinde çok kalmadık, tavşan kanı çaylarımızı içer içmez ayrıldık. Hükümlülere, baskılarla karşılaşırlarsa. Cumhuriyet'e mektup yazmalarını söyledim. Remzi Küçükertan ile ablası Zehra Hanım, o akşam Çanakkale'ye gideceklerdi. Remzi, orada annesi Mürüvvet Çakırerk’in yanında kalan 2.5 yaşındaki kızı Gülce'yi görmeye can atıyordu.
Türkiye'den kaçıp, İsveç'e ulaşan Tunuslu Riyad Mahlut, telefon etmişti. Halen gözaltında tutuluyordu. Orada cezaevinin durumunu sordum:
Burada beş yıldızlı otelde gibiyim diyordu. Bunu anlatırken dinleyen bir gardiyan:
Beş yıldızlı otel gibi mi?
Evet! Gardiyan çok şaşırmıştı. Eee, kardeşim orası İsveç, burası Türkiye! Neden biz ülkemizi böyle yapmışız ki?
Kimseyi karalamak, kınamak için söylemiyorum; tüm cezaevlerinde tutuklulara, hükümlülere kötülükler yapılmasa, olaylar olmazdı. Ne diyordu Prof. Faruk Erem, “Bir Ceza Avukatının Anıları"nda:
Suçluyu kazırsanız, altından insan çıkar!
Yöneticiler, bunu unutmayın.
Tansu Çiller’le Deniz Baykal'ın yeniden bir araya gelip DYP-CHP ortaklığını oluşturmaları, çok olumlu bir gelişmedir. Mesut Bey’in de bu ortaklığın tekerine çomak sokma yerine, seçimlere değin, özellikle 8. maddenin kaldırılması için katkıda bulunmasını beklerdim. Bekliyorum! Süleyman Bey'i de hükümetin oluşmasına katkısından dolayı kutlamak gerek!
19 Ekim 1995, Cumhuriyet