Şadan Gökovalı’nın "Turgut Bey’in İzmir'e Yaptıkları" kitabı, bir süre çantamda benimle birlikte dolaştı, gözümün önünde, çalışma masamda durdu, önce. Turgut Bey in İzmir’e ettiği iyilikleri anlatan bir kitap mı acaba diye bakıp durdum. Sonra, Turgut Bey'in çevresi dışında kimselere iyilik etmeyeceğini düşünerek, içimden. Gökovalı'dan özür diledim. Malatya olsa, korkularımda haklı olabilirdim. Hacı TÖ, "Malatyalı olsun da çamurdan olsun!" diyenlerden miydi? Konuştuklarım anlatıyorlardı, Malatya doğumlular Ankara'ya doluşmuşlardı. Her köşe Malatyalı mıydı? Ankara'nın kanalizasyonunu ANAP döneminde, bir Malatyalı mı yapmıştı? Belki de, sık sık değiştirilen kaldırımları onlar döşemişlerdi ne bileyim? Ankara'nın bozulmasında Malatyalıların payı olmuş muydu, onuda bilemem!
Politikacılar, doğdukları ya da seçildikleri yerlere önem verirler Malatya, 1950-1960 arasında CHP'nin kalesiydi. İsmet Paşa, oradan seçilir gelir. CHP'nin kazandığı yerlere de "küçük Malatya" derlerdi. 1960'tan sonra "göreceli" olarak yapılan seçimler sonunda, CHP'den başka partiler de Malatya’dan gelmeye başladı: AP'den Hamit Fendoğlu adında kavgacı mı kavgacı biri de seçilip geldi. Fendoğlu bir gün. Tabii Senatör Sıtkı Ulay'ın kulağım ısırmıştı! İnönü, Malatya’da seçmenlerine şöyle demişti, bir kahve söyleşisi sırasında:
Malatyalılar bunu bana yapmayacaklardı, Fendoğlu gibi birini karşıma çıkarıp Meclis'e göndermeyeceklerdi! demişti. Paşa, bunu şaka yollu söylemişti...
Hacı TÖ, 1977 seçimlerinde. Erbakan Hocanın MSP'sinden adaydı. Hacı TÖ, bin oy daha alsa, kazanıp Meclis'e girecekti. O bin oyu alamadı. İzmir'e ondan sonra mı düşman kesildi, ne bileyim?
Hacı TÖ, gazeteciler arasında ayrım gözetir; basın toplantılarına kimini çağırır, kimini çağırmaz; çağırmadıkları cezalı mıdır? Sanki babasının köşküne çağırıyor! Nerede olursa olsun, politikacı bunu yapamaz!
Şadan Gökovalı, kitabını yollarken şunları yazmış;
“Dünkü Milliyetin acar muhabiri, bugünkü Cumhuriyetin, satır aralarına bile bir şeyler sığdıran usta yazan Mustafa Ekmekçi'ye dostlukla..."
Şadan Gökovalı, on parmağında on becerisi olan kişilerden. Halikarnas Balıkçısı’ndan sonra, Ege'nin vurgunu olmuş bir aydın. Perşembe günü çıkan "Kitap" ekinde, Gökovalı’nın bu kitabından kısaca söz ediliyordu. Kitabı okumak isteyenler, İzmir’de "Aydın Kitabevi’nden isteyebilirler. Telefonu: 51/255304.
Kitapta, çok ama çok ilginç bölümler var ya, ben 195. sayfada başlayan "Düşmanlığın Kökenleri"nden birkaç tümceyi aktarmak istiyorum. İzmir'de, eski Ege Sanayi Odası Başkanı Dündar Soyer, Hacı TÖ'ye şöyle der:
Beyefendi, şu "hayali ihracat" konusu çok çirkin ve zararlı boyutlara ulaştı. Hükümet, adeta bunu himaye eder bir tavır takınıyor. Bu imajın silinmesini bekliyoruz...
Hacı TÖ, Dündar Soyer'e şu yanıtı veriyor:
Sayın Soyer, siz de yapın...
Sayın Soyer, ANAP ya da Turgut Bey İzmir'e neler yaptı, neden yaptı? Soyer:
Turgut Özal...’ Hayatta bir tek düşmanım var benim...
Onu eskiden beri tanırım. Bu düşüncemin nedenleri, temelleri var. Onun hakkında gazetelerde, dergilerde çıkan yazıları biriktirirdim. Artık vazgeçtim. Hele bir karikatür vardı, onu kaybettim. O kadar aklıma takıldı ki. Bir inek var böyle, Semra Hanım başta olmak üzere Turgut Bey, kardeşleri Korkut morkut filan sağıyorlar.
Bunların kurdukları bir şirket var. "EGE METAL SANAYİ VE TİCARET AŞ. Sicil No: 8656. Adresi: 1372 Sokak No: 20. Ticaret Sicil No: 38594/K928. Tescil tarihi: 25.11.1976.
Özal, Yönetim Kurulu Başkanı görünüyor. Ortakları arasında Ekrem Pakdemirli falan var.
O zaman MSP koalisyonda ve Sanayi Bakanlığı MSP'de. Bunlar. 2 bin ton/yıl kapasiteli şirket kurarak önemli tahsisler alıyorlar.
Denebilir ki, Turgut Bey, siyasete atılmak için ilk nakdi kaynağı buradan sağladı..."
…………………
"İlk siyasi hayata atıldığı zaman, evvela Şinasi'ye (Er- tan) gitmiş, sonra bana geldi. Bizden yardım istedi. Benim cevabım gayet kesin oldu. Dedim ki:
Sizi tanıyoruz. Birçok hizmetleriniz olmuştur memlekete, ama seçtiğiniz siyasi parti, bizim temel düşüncelerimize, laiklik ilkesine, yani bu ülkenin kuruluşunda en önemli saydığımız ilkelere aykırı siyaset güden bir partinin adayı olacağınıza göre, size hiçbir yardım edemeyiz.
Bizden araba falan istemişti dolaşmak için...
Ondan sonrada İzmir, devamlı, onun ekonomi politikası tenkit edilen bir merkez oldu.
Gelemiyordu İzmir'e. Gelip konuşamıyordu.
Biz ayrıldıktan sonra Turgut Bey, Ticaret Odası’na geldi. Gelemiyordu tabii...
Böylece, olumsuz duyguları gelişti İzmir hakkında.
Sayın Soyer, konuşmanızın başında düşmanlığınızdan söz etmiştiniz. Soyer:
Bir kere gericilik... Türkiye'yi taassup ve karanlığa götürmek isteyen hareketin içerisinde ‘Takunyalı Biraderler’ olarak anılan kişiler... Ben laikliğe çok büyük önem veren bir insanım. O nedenle, benim temel ilkelerime aykırı hareketin başında, içinde, yanında olanlara karşı müthiş bir antipati duyarım...
Dündar Bey. İzmir'e yönelik ne gibi yanlışlıklar, ihmaller var?
İzmir’e karşı, bir kere, genelde antipatisi olduğu için, İzmir meselelerini tamamen gözardı ederek, daha çok İstanbul tarafına yöneldi..."
30 Ağustos 1992, Cumhuriyet