Günün Konuları...

Lüleburgaz'dan, Behçet Tuncer'den bir mektup almış­tım. Mektup geleli, nerdeyse bir ayı geçti, ancak güncelliği­ni koruyor. Şöyle diyordu Behçet Tuncer, özetle:

Sayın Ekmekçi,

Özellikle 27 Mart seçimlerinden sonra, solun birleşmesi için tabandaki hareket, tavandakileri etkilemiş gibi görünü­yorsa da, bu işin gerçekleşmeyeceğini kesin olarak öğren­miş bulunuyorum. O nedenle bu işten herkesin vazgeçme­sini öneriyorum. Nereden mi öğrendim? Bakın anlatayım...

Bu gece rahmetli İsmet Paşa ile bu konuyu konuştum. Tabii rüyada... Aramızda şu konuşma geçti:

Paşam! Şeriat kapıya dayandı, bizim sosyal demokrat­lar bölük pörçük; bu üç sosyal demokrat partiyi nasıl birleş­tirebiliriz?

Şeriat konusunu ben yıllarca anlatmaya çalıştım, din­sizlikle suçlandım. Bunu seçim malzemesi yapıp yıllarca beni ve partimi dinsizlikle suçlayan, ülkenin dört bucağına imam-hatip okulları, Kuran kursları yaptırıp, bunlara her çeşit hakkı tanıyan, yaptıkları yanlışı 44 yıl sonra anlayabi­len sağ partilerden alın bunun yanıtını. Sosyal demokrat partilere gelince: Bunda senin yanlışın var; iki sosyal de­mokrat parti var, bir de demokrat sol parti... Bunları birbiri­ne karıştırma!

Özür dilerim Paşam! Ben üçünü de birbirinden ayırmamıştım, nasıl oluyor?

Sosyal demokrat partiler evrensel solun uzantısı, de­mokrat sol ise, ulusal solun uzantısıdır...

Birleşme bunun için mi olmaz Paşam?

Hayır evladım, sen bilimden uzak birisin galiba, baksa­na kısa ve öz olarak söylersem belki anlarsın...

Paşam, bitimle ne ilgisi var? Artık bunu sokaktaki adam biliyor ki, birleşmekten başka çare yok...

İşte yanılgınız burada. Tavandakilerin. tabandakiler ka­dar usu yok mu? Senin düşündüğünü onla' düşünmez mi? Bak yavrum, akraba evliliklerinden sakat çocuk doğar! Şimdi anladın mı?

Ben işin aslını öğrendim, artık bu konuyu unuttum. Siz de boşuna yorulmayın. En içten saygılarımla.

Bu köşede, Bülent Ecevit'le ilgili çok şey yazıldı. Deniz Baykal içinde. Bir açıklama gelmedi. Bülent Bey'in ilk şiir­lerinin ırkçı dergilerde yayımlandığını belki çok kimse bil­mez!

Aradan çok süre geçti, ben de ilk kez yazıyorum. Milliyet­çi geçinenlerin, "Ağabey" dedikleri, taptıkları biri vardı, adı Bedrettin Alogan'dı. 1977 yılında öldü. Bir gün Cumhuri­yete telefon etti, şöyle dedi:

Ben Bedrettin Alogan, sizinle yollarımız ayrıdır, görüş­lerimiz de uyuşmaz. Ama. ben sizinle konuşmak istiyorum, aramızda kalması koşuluyla...

Hay hay! dedim, buluştuk. Bulvar Palas'ın salonunun üstünde, uzun loca biçiminde bölümler vardı. Oraya pek kimse çıkmazdı Orada görüşür, konuşurduk. Alogan şöyle demişti:

Bu milliyetçi geçinenler var ya, hepsi sahtekar. Yüzleri­ne bakılacak adamlar değil!

Bedrettin Alogan, Milli Eğitim Bakanlığı'nda Teftiş Kuru­lu Başkanı’ydı. Bakanlıktaki gizli toplantılarda ne olup biti­yorsa anlatırdı. Bakan, Ali Naili Erdem’di! O zaman "milli­yetçi" geçinenler, yine geçiniyorlar. Dinciler de öyle. Dinle­ri imanları para!

Bedrettin Alogan yürek durmasından öldüğünde, evini aradım, eşi çıktı telefona, başsağlığı diledim. Cenazesine gitmedim. Belki de tüm milliyetçi geçinenler, Alogan'ın "Yüzlerine bakılacak adamlar değil" dedikleri de oradaydı, ne bileyim?

Dincilerin maskesi, Kurban Bayramı sırasında iyice düş­tü. "Deri de deri" diye tutturdular. Domuzumu bile karıştır­dılar işe. Kurban olsun gericiler domuza! Milyarları besle­yen domuzun yüreği denli yararları var mı insanlığa?

Tansu Çiller'in çantasının domuz derisinden olduğunu da mı bilmiyorlar ne?

Mete Akyol, salı günü TRT'de. Türk Hava Kurumu Başka­nı Atilla Taçoy la konuştu: izlemenizi isterdim. Kutladım gönlümden Mete'yi. Din tecimenlerini kınadım...

Pazar günü çıkan "Malatya’dan Gelen Çığlık!" ile salı günü çıkan "Deveyi Hamuduyla Yutanlar" başlıklı "Ankara Notları" geniş yankı uyandırdı. "Malatya'dan Gelen Çığ­lık!" için, Süleyman Ege, Halit Çelenk, daha birçok dost aradı. "Deveyi Hamuduyla Yutanlar" ise, Talim-Terbiye Kurulunu, eğitim çevrelerim karıştırdı mı? Kılları kıpırda- mayanlar da var mı? Şöyle mi diyorlardı:

Ekmekçi ne bilir Talim-Terbiye‘yi? İçeriden biri sızdır­mış olmalı!

Talim-Terbiye'de ne kurcalasanız çorap söküğü gibi ge­liyor Eski Bakan Koksal Toplan dört kez. Aziz Nesin in okul kitaplarına alınması için yazı yazmış, yazılar hasıraltı edilmiş. Atatürk'ün Söylevinde, bir fotoğraf vardı, fotoğraf­ta Atatürk'ün yakasında "altıok" var.

-Olmaz, dediler. Atatürk'ün yakasındaki rozet çıksın!

Hacılar, hocalar toplanmış kitap okuma kurullarına. Ta­lim-Terbiye hiçbir zaman bu düzeysizlikte olmamış. Türk parası pek geçmiyor muymuş? Dolar, mark geçerliymiş, öyle diyorlar. Pek açıklamak istemiyorum, birde "kasap" tan söz ediliyor. Adamın bir de kasap dükkanı mı varmış, neymiş?

Yazarları resmen arayıp, para toplayan, para dilenen kasabın teki!

"Deveyi Hamuduyla Yutanlar"la ilgili açıklamada yanlış­lık mı yapmışım ne? Lütfiye Aydın telefon etmiş, "hamut" atların koşumu için kullanılırmış, ''havut" ise, "deve seme­ri" demekmiş. Sözlüğe baktım, doğru! Lütfiye’ye teşekkür­ler. Benim büyüdüğüm yörelerde, "deveyi hamuduyla yutmak" sözü kullanılır.

Yarın 27 Mayıs, bir devrimin yıldönümü. Kutlu olsun!