Gümrükçüoğlu’nun Bağışlanmaz Aymazlığı...

Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Rahmi Gümrükçüoğlu, İngiliz Tutucu (Muhafazakâr) Parti Milletvekili Robert McCrindle'a yazdığı mektupta, Türkiye'de işkenceler konusuyla birlikte, Barış Derneği davası konusunda bilgi veriyor. Pazartesi günkü Cumhuriyet'te özeti çıkan mektubunda Büyükelçi Gümrükçüoğlu, bakın ne diyor?
"Barış Derneği liderleri, Türk Ceza Yasası’nın 31, 33, 73, 74 ve 141/1. maddeleriyle, Sıkıyönetim Yasası'nın 16/1. maddesini ihlalden yargılanıyorlar. Bu Kişiler demokratik rejim aleyhine çalışmaktan, Sovyet yanlısı ve ulusal birliğe aykırı ayrılıkçı propaganda yapmaktan, ceza gerektiren eylemleri övgü yoluyla desteklemekten, bildiri ve broşür yayımlayarak Sıkıyönetim Yasası'na karşı gelmekten suçlanıyorlar.
Bu kişilerin, nükleer silahsızlanmayı savunduklarından dolayı fikir suçlusu olarak yargılanmadıklarına da değinmek isterim. Türk Barış Derneği'nin, kendi yasadışı faaliyetlerinin paravanı olarak kullanılmasından dolayı yargı önündedirler."
Anlaşılan, bir İngiliz vatandaşı radyolardan, gazetelerden duyduğu Türkiye ile ilgili kimi olayların iç yüzünün ne olduğunu kendi milletvekilinden sormuş, o milletvekili de, seçmenine yanıt verebilmek için Londra’daki Türkiye Büyükelçisi Rahmi Gümrükçüoğlu'na bir mektup yazmıştır. İngiliz Milletvekili Robert McCrindle'a, büyükelçi yazılı olarak yanıt vermiştir. İngiliz Milletvekili bir kamu görevi görmektedir. Tutucu Parti'nin milletvekili olduğu gibi, İşçi Partisi'nin milletvekili de olabilirdi...
Londra Büyükelçisi Rahmi Gümrükçüoğlu, bir devlet memurudur. Kendi başına böyle bir mektubu yazması düşünülemez. Azından, Ankara'ya Dışişleri Bakanlığı'na, "Böyle böyle... Burada, Ingiliz milletvekilleri, Türkiye'deki Banş Derneği davası üzerine, işkenceler üzerine sorular soruyorlar, ne yanıt verelim?" diye sormuştur Dışişleri Bakanlığı da, “Onlara şöyle şöyle yanıt ver" demiştir. Usa yakın gelen budur. Gelen yanıt, usuna yatmazsa, “Böyle bir yanıt, görülmekte olan bir davayı etkileme anlamına gelmez mi? Buna ne hakkımız var?" derse, bunu yine Ankara'ya bildirir. “Ben, Dışişleri'nin görüşüne katılmıyorum” da diyebilir. Böyle diplomatlarımız vardır, az da olsa, görülmüştür. Belki İngiltere'de olduğu gibi, öbür Avrupa ülkelerinde, Amerika'da da benzeri sorular sorulmakta, yazışmalar yapılmaktadır.
Büyükelçiler, Ankara'dan aldıklan buyruk gereği, böyle açıklamalar yapmaktadırlar. Başbakan da Dışişleri Bakanı da siyasal kişilerdir. Büyükelçiler ise, devlet memurlarıdır. Devlet memurlarının, böyle sakat ifadeler kullanmaya, insafsızlıklar etmeye yetkileri gibi, hakları da yoktur. Barış Derneği'ni "terörist” ya da "teröristlerle ilişkisi olan" bir örgütün "mahkemeye verilmesi" olarak nitelemeye kimsenin hakkı yoktur. Bu, iddianamede bile olmayan insafsız bir suçlamadır. Görülmekte olan bir davanın böylesine bir yorumunu bir büyükelçi nasıl yapabilmektedir. Büyükelçi, Barış Derneği sanıklarının, tutuklularının "düşünce suçu" dolayısıyla değil de, "Criminal Activities" tutuklu olduklarını söylerse, bunun altından "günde 20 cinayete yol açan terör ortamının yaratılması" nedeniyle yargılandıkları anlamı da çıkar mı?
Böyle bir yanıt; Tutucu Parti milletvekiline soru soran bir İngiliz vatandaşını inandırıcı bulunabilir. “Siz teröre karşı değil misiniz? İşte bunlar da onlardan" deyip işin içinden sıyrılabilirsiniz. Mahmut Dikerdem'e, ağabeyi durumundaki bir diplomata, bir Reha İsvan’a, bir Ali Sirmen'e tüm sanıklara ilişkin suçlamaları İngiliz milletvekiline iletirken, Rahmi Gümrükçüoğlu’nun daha insaflı davranması beklenmez miydi?
Uğur Mumcu da yazdı; 21 şubat günlü Cumhuriyet'te çıkan "Gözlem"inde, şöyle dedi:
... "DİSK ve Barış Derneği'nin Sovyetlerce finanse edildiği" savı da bir başbakan için gerçekten bir büyük ayıptır. Başbakanın elinde bu sözlerini kanıtlayıcı dayanaklar varsa, bunları hiç zaman yitirmeden savcılıklara vermesi gerekiyordu. Değilse, bu tür konuşmaların görülmekte olan davaları etkileyeceğini düşünmek zorundadır.
Bir devlet başkanının ya da bir başbakanın görülmekte olan siyasal davalar nedeniyle suçlayıcı beyanlarda bulunmaları yargıçları etkileyebilir..:'
Başbakan bir siyasal kişidir dedim. İktidardan düşer, başbakanlığının yerinde yeller eser; sorumluluklarının hesabını verir! Londra Büyükelçisi Rahmi Gümrükçüoğlu, bir devlet memuru; onun sorumluluğu ne olacaktır? "Ben emir kuluyum; öyle buyurdular, öyle yazdım İngiliz milletvekiline mektubu" deyip sıyrılabilir mi işin içinden? Azından bu açıklamalardan sonra, görevinden istifa edip köşesine çekilmeyi düşünür mü ne bileyim? Bu aymazlık, yanı “gaf" nasıl bağışlanabilir?
Rahmi Gümrükçüoğlu, Mülkiye'nin dışişlerine eleman yetiştiren “diplomasi" bölümünden değil, “idare" bölümünden çıkmıştır. Ancak, belli ki gözü yukarılardadır. Dışişlerine geçer. Çocukluğumuzun romancılarından, gazeteci Ethem İzzet Benice'nin kızıyla evlenir. Başarılı bir evlilik yapar. 1970'li yıllarda, Şah döneminde Tahran'da büyükelçidir. Şah'a oldukça yakın durur. Turgut Bey’le de araları iyidir! Turgut Bey, planlamadayken birbirlerine, “Turgut” “Rahmi" diyecek denli içli dışlıdırlar. Yakınları bilirler; “solcu'yla “komünist"’i pek ayıramaz mı ne?
Geçmişte, "Ankara Notları”nda Rahmi Gümrükçüoğlu'na değinildi. Onun yaptıklarından örnekler verildi. “Diplomatik dokunulmazlık" taşıdığı halde gümrüklerde arandığı sergilendi ...
Özal,hükümetini kurarken az kaldı Dışişleri Bakanlığı'na getiriliyordu. Ünlü bir holding, bunu önledi!
Londra'ya büyükelçi olarak gidişi çok kişiyi şaşırttı mı?
Ali Sirmen'in Sağmalcılar Hapishanesi b-1 koğuşundan imzalayıp yolladığı "On İki’den On İki'ye Türkiye" yapıtı bu sırada geldi. Karıştırıp bir solukta okudum. İnönü'nün ölümünden sonra yazdıkları çok hoştu. Ali'yle Uğur'la Yeni Ortam'da birlikte çalıştık. Önce Ali geçti Cumhuriyet'e, sonra Uğur, arkalarından ben geldim. Ali'nin Yeni Ortam’dayken yazılarının üstünde bıyıklı bir resmi de çıkardı, yapıtının arka kapağındaki resme benzer. Bir arkadaşım takılır:
— O ne bıyıklar öyle ayol, iki yanına iki adam asılır! derdi.
Ali, yapıtını yollarken, "Sevgili Ekmekçi'ye, sevgi ve özlemle" diye yazmış...
Ali, “Sunuş" bölümünde yapıtının, şöyle diyor bir yerinde:
“Kitabın yazılarını derlerken, 'biz demedik miydi?' tavrına düşmemeye özen gösterdim. Zaten içinde bulunduğumuz durumda hepimizin büyük ya da küçük sorumluluktarı olduğu kanısındayım; tabii bazılarınkilerin öbürlerinkileri birkaçla katlayacak kadar çok olması koşuluyla...
Ne gariptir ki, şimdilerde dizginleri ele geçirenler, ya da tarihin yargıç kürsüsüne tırmanmaya çabalayanlar da yine onlar.."
İki yıl önce ölen Ozan Hasan Hüseyin, bugün saat 14.00'te Ast’ta düzenlenen bir toplantıda anılacak. Geçen yıl, anılmasına izin verilmemişti.