Gökhan Yalta'yı Anarken...

TÜYAP'ın düzenlediği 3. Ankara Kitap Şenliği kapanırken içime bir hüzün çöktü, ikide bir anons ediliyor, gelenlerin saat 19.00'da kitap şenliğini terk etmeleri isteniyordu. Kapanışta, bağbozumundaki şenlikler yoktu. Kitaplar toplanıyor, paketleniyordu İstanbul'dan getirilenler TIR'lara yüklenecek. Ankara'dan getirilenler yayınevlerine, kitaplıklara geri götürülecekti.

23 mayıs günlü, "Ankara Notları”nın sonunda şöyle demiştim:

"Ankara'daki TÜYAP 3. Kitap Şenliği sürüyor. Bir Gülgeç’te ‘Domuzuna Yazılar'ı, bir Ümit Yayıncılık'ta ‘Çarıklılar’ı, yeni kitaplarımı imzalıyorum. Okurlarla söyleşi-yorum. Çok kalabalık değilmiş, olsun, çok keyifliyim!"

Telefonla konuşuyorduk, Hüsnü Göksel taşı gediğine koydu:

Anladık anladık, “Çok kalabalık değil, kimse gelmiyor, gelin de kitap alın” demek istiyorsun, bu bize açık çağrıdır. Geleceğiz! Merak etme..

Vallahi, onu demek istemedim dediysem de ı-ıh. Kalktı geldi; baktım, "Gülgeç" Yayınlarının önünden sanki görmüyormuş gibi geçiyor. "Hüsnü Bey, Hüsnü Bey burdayız" diye çağırmamı bekliyor. Yutar mıyım!

Döndü geldi, gülerek. Ne muzip adam!

Vedat Türkali'yle ikisi, dünürdüler. Göksel'in kızı, Türkali'nin oğlu ile evliydi. Muzaffer İlhan Erdost bir gün Hüsnü Bey’e demiş ki:

Efendim, Vedat Türkali'yle ikiniz, İlhan İlhan'da bir ortak imza günü yapar mısınız?

Hüsnü Bey, böyle şeylerden hep kaçar.

Canım, ben romancı değilim, öykücü değilim. Beni kim tanır, kim gelir de kitap imzalatır filan dediyse de Muzaffer bastırır:

Bir kez öyle değil, kitaplarınız var; hem kendinizi değil, torunlarınızı düşünün. Onlara bir anı bırakmak istemez misiniz?

Gerisini Hüsnü Bey anlatıyor: 

“Şimdi, biz Vedat Türkali'yle oturduk. Bana kim gelir, sayrılarım, onlar da tümü bayan. Sağınlar, öğrencilerim de öyle. Bayanlar, takmışlar takıştırmışlar, süslenmişler gelmişler. Vedat Türkali, okurlara baktı baktı, şöyle dedi:

Hüsnü Bey, bir senin, bir de benim okurlara bak Allahaşkına!!"

Vedat Türkali'nin kuyruktaki okurları da Stalin bıyıklı kişilermiş!

Kitap Şenliği'nin yapıldığı "Altınpark", kör itin öldüğü yerdeydi. Altınpark otobüsüne binenler, son durakta indilerse, bir de yarım saat parkı, dolaşıp gelmek zorundaydılar. 31 yaşındaki Ferda Güley, Kitap Şenliği'ne gelinceye değin perişan olmuştu.

Kitap Şenliğinde bu yıl, gözlerim en çok Aziz Nesini aradı. Geçen yılki gibi aramızda olsa ne olurdu?

“Domuzuna Yazılar”ın çıktığını duyunca, muzip muzip güldüğünü görür gibiyim. Fatoş Güney de Kitap Şenliği'ndeydi.

Kitap Şenliği bittiğine göre okurlar "Domuzuna Yazılar"ı, kitapçılarda bulabilirler. Kitabın dağılmadığı iller varsa, özellikle İstanbul’daki okurlar, "Yerebatan Cd. Salkımsöğüt Sokak, 9/b''de. Cağaloğlu'nda bulunan, "Cumhuriet Kitap Kulübü"nden isteyebilirler. İsmail Gülgeç’in tüm yayınları da Cumhuriyet Kitap Kulübü'nden dağıtılıyor. (Telefon: 0 212/514 01 95-96. faks aynı) Ayrıca, İsmail Gülgeç’in telefonu 0216/359 69 85.

“Çanklılar" ile “Tilkiyle Kuyruğu"nu ise Ümit Yayıncılık’tan isteyebilirsiniz. Adresi: (Konur Sokak, 27/1 Ankara, Telefonu: 0 312/419 38 26-27.)

***

Bugün Eskişehir'de, üç yıl önce bir trafik cinayetinde aramızdan ayrılan uluslararası fotoğraf sanatçısı Gökhan Yalta ile eşi metin yazarı Evren Yalta’nın sergilerini izleyeceğiz. Gökhan Yalta'nın sergisini Eskişehir Fotoğraf Sanatçıları Derneği (EFŞAD) düzenledi. EFSAD, ‘Eskişehir'de Sakarya Caddesi No: 26/1. Serginin açılış saati: 18.30: serginin açılışında, Gökhan Yalta'nın babası Bahtiyar Yalta, annesi, kardeşleri, yakınları da bulunacak.

Serginin açılışına değin, ben yine Sakarya Caddesi’nde bulunan, Atatürkçü Düşünce Derneği'nde olacağım. Saat 19.30'da anma ve slayt gösterisi gerçekleştirilecek ve Eskişehirli okurlara kitaplarımı imzalayacağım.

Gökhan Yalta ile eşi Evren Yalta, üç yıl önce, İzmir'de Torbalı ile Selçuk arasında boş bir tankerin Gökhan Yalta’nın Selçuk'a doğru giden arabasına vurması sonucu yanarak ölmüşlerdi. Ölenler arasında Yaltalar'ın köpeği, "Punto" da vardı. Trafik cinayetini işleyen tanker sürücüsü Mustafa Özel (1940) önce kaçtı, sonra yakalandı. Yananları kurtarmaya çalışacak yerde kaçması, baba Bahtiyar Yalta'nın çok ağırına gitti, insanlık adına utandı.

Selçuk Mahkemesi'nde dava, bir yıl sekiz ayı aşkın sürdü. Bilirkişi raporları sürücünün aleyhinde, sanık yüzde yüz suçlu görünüyordu. Yargıç, duruşmada sanığa:

Bak, iki kişiyi öldürmüşsün, bir diyeceğin var mı diye sordu. “Pişmanım efendim, üzgünüm" dese, cezası daha da inecek, bundan da yararlanacak mıydı, bilinmez. Ancak sanık omuz silkti:

“İki kışı öldüyse ne yapayım" demek ister gibi karşılık verdi:

.Hiçbir şey demem!

Sürücü Mustafa Özel'e yasalara göre 4 yıl ile 8 yıl arasında hapis cezası verilebiliyordu Bilmiyorum, belki Mustafa Özel adındaki sürücü dışarıda dolaşıyordu. Biz, Yaltalar'ı anmaya gidiyorduk...