Gazeteden ferdesiniz?

Mayıs Devrimi’nin önderi Cemal Aga, Cumhurbaşkanı seçilince, Maliye Bakanı Kemal Kurdaş'a telefon etmiş, şöyle demişti:
Kemal Bey, Cumhurbaşkanı olduk; diyorlar ki, “Cumhurbaşkanının eşinin bir kürkü olması gerekir!" Bizim hanımın kürkü yok! Ne yapacağım? Bir kürk nasıl alabilirim?"
Kemal Kurdaş anlattı: Cemal Gürsel, 1966'daöldüğü zaman, bankadaki hesabında 35 bin lira çıkmış.
27 Mayıs'ı, 'Vatan' gazetesinin Ankara muhabiri olarak karşıladığımı daha önce yazmıştım. Çok sevinmiştim 27 Mayıs sabahı, şapkamı havaya atmıştım! O sabah da gazeteye gitmedim. Hani hani beni aramışlar. Büro Şefimiz Erol Ülgen'di. Erol Aksoy muhabir. Tevfik Fikret Dinçer teleks memurumuz, Nihat Ulukaya da foto muhabiri, tüm kadro bu. Teleks de bir Cumhuriyette, Hürriyette, Yeni İstanbul’da, Vatan'da var. Öbür gazetelerde teleks de yok. Erol Ülgen’e
"Ben istifa ediyorum" dedim. "Gazetecilik yapmayacağım, gazeteciye gerek yok!"
"Deli misin" dedi Erol, "Asıl gazetecilik şimdi yapılacak. 27 Mayısçılara yardımcı olmak gerekir. Bunu basında biz yapacağız, sen yapacaksın!"
On beş gün sonra gazeteye döndüm; param bitmişti; sevincimden bir bunalım geçirmiş olmalıydım. Dört elle sarıldım çalışmaya. Vatan'dan, Öncü'ye, sonra Milliyet'e geçtim. Mete Akyol, benden önce geçmişti. Milliyet'e, İlhami Soysal da büro şefiydi. Milliyette, Abdi İpekçi'yle sekiz yılım geçecekti bir fırtına gibi. Unutulmaz yıllar!
1961 yılı başlan olmalı, bir gün Milli Birlik Komitesi'nden Suphi Gürsoytrak aradı; Komite ye kadar gelmemi istiyordu. Gittim.
Size bir görev önermek istiyoruz, dedi, biz Milli Birlik Komitesi olarak, bakanlıklarda basın büroları oluşturmak istiyoruz; bunu siz yapacaksınız, yapar mısınız?
Gazeteye sormam gerekir, dedim, izin verirlerse evet!
Tamam, gazetenle konuş, işe başlarsan Maliye Bakanlığından başlamanı istiyoruz; orası çok önemli!
Gazeteye gidip Abdi İpekçi'yle konuştum
Kabul et, dedi, gazeteden ücretli izinlisin!
Maliye Bakanı Kemal Kurdaş. Basın bürosu oluşturmak için çalışmaya başladım; Kurdaş'la konuştum. Bir arkadaşı yetiştireceğim. Bir oda verdiler; çalışıyoruz. Gazetelerin, büroların telefon numaralarını, çalışanları saptıyoruz; Kurdaş basın toplantısı yapacağında, onlara haber veriyoruz; bakanı açıklamalar yapması gerektiğinde uyarıyoruz. Ay sonu oldu, bana geldiler:
Efendim, sizin ne aylık alacağınızı bilmediğimiz için bordroyu yapamıyoruz, bize bildirir misiniz?
Ne maaşı? dedim, ben gazeteden izinliyim, ücretimi gazeteden atıyorum!
Bakanlıkta, beni Milli Birlik Komitesi'nin adamı sanıyorlardı. Yaşlı bir Tetkik Kurulu Başkanı vardı, her sabah odama uğrardı:
Beyefendi oğlum, bir sabah kahveni içebilir miyim?
Buyurun efendim, onur verirsiniz!
Sabah kahvesini içer giderdi aksaçlı dostum. Basında da, beni eleştiren haberler, yorumlar başlamıştı:
Milliyet'in acar muhabiri Mustafa Ekmekçi, bakanlıklarda cirit atıyor diyorlardı. Oysa, Milliyet'e açıklama dışında haber vermiyordum..
Maliye Bakanlığı’nda bir genci "Basın Danışmam" olarak yetiştirdim, görevim birkaç ay içinde bitmişti. Ama, asıl burada Bakan Kemal Kurdaş'ı tanımıştım. Ne iyi bir insandı. Ondan izin isteyerek ayrıldım. Milli Birlik Komitesi'ne telefon ettim;
Mâliye de işim bitti, şimdi hangi bakanlığa gideyim?
Telefona kim çıkmıştı, unutmuşum. Sezai Okan'dı gibi geliyor bana. Sordu:
Benim haberim yok, size kim görev verdi Maliye Bakanlığında başlayın, diye?
Allah Allah... "Bunların birbirlerinden haberleri yok!” diye geçirdim içimden. Beni unutmuşlar mıydı arada? Kırılmıştım. Gazeteye döndüm. Komiteciliğim, iki-üç ayda sona ermişti!
27 Mayıs’ın 32. Yılında, Anadolu Kulübü'nde verilen kokteyle ne kadar da az gazeteci gelmişti öyle. Gelebilenler İffet Aslan, Metin Toker, Selçuk Altan, Tarık Halulu, Örsan Öymen'in oğlu Kunter Örsan Öymen, ANKA'dan Müşerref Hekimoğlu, UBA'dan Sami Gökçe, Doğan Tanyer. Buncağız! Fikret Otyam, Gazipaşa'dan telefon edip kutlamış; Varlık Özmenek, telefon edip gelemeyeceğini bildirmiş. Bedri Baykam, telgraf çekmiş. Babası Suphi Baykam gecedeydi. Herkese çağrı yapılmış, bir gazeteci Sabahat Toktamış Erdemir'in nerede olduğunu bulamamışlar. 27 Mayıs sabahında gazetecileri düşünüyorum; herkes nasıl da 27 Mayısçıydı? Gazeteciler, her şeyi unutsalar, kendileri için çıkarılan 212 sayılı yasayı unutmamaları gerekirdi. 27 Mayıs'la ilgili kimler yazı yazdı? Bir düşünün..
27 Mayıs Devrimi olmasaydı, Türkiye'de iç savaş çıkardı. Demokrasiye giden yol oldu 27 Mayıs. Onu yapanlar, bir erdem sınavı verdiler büyük çoğunlukla. 27 Mayısçılardan Sıtkı Ulay, Muzaffer Yurdakuler, bugün kirada oturuyorlar, evleri bile yok!
Selam, demokrasiden yana olanlara' Demokrasiyi, köşeyi dönmek için bir araç sayanlara, ne demeli? 27 Mayıs'ta kimbilir kaç takla atanlar, şimdi neredeler?