Fikret Mualla'nın Mektupları...

Hıfzı Topuz'un "Parisli Yıllar”ını elimden bırakamıyo­rum. Topuz'a da soracaklarım var; ancak sayrılandığını, Ayvalık'a bir arkadaşına gittiğini öğreniyorum. Ahmet Küflü, döndüğünü söyledi, aradım bulamadım. Kitabı keyifle okurken, bir yerde hüzünleniyorum. Anılarda ge­çenlerin çoğu ölmüş, çektikleri kalmış ortada. Hıfzı To­puz, ressam Fikret Mualla’nın son yıllarını anlatıyor. Topuz, Fikret Mualla'yı 1953’lerde tanımış. 1959'larda Fikret Mualla, artık yaşlanmış, şişmanlamıştır. 1903'te doğan Fikret Muafla, 19 Temmuz 1967'de Paris yakının­daki bir köy sayrıevinde ölür. 1959'ların Fikret Mualla'- sini Topuz şöyle anlatır:

1959 başında Paris'te ilk işlerimden biri Fikret Mualla'yı aramak oldu. Alesia'daki atölyesinden ayrılarak Courselles Bulvarına açılan ufak bir sokakta bir otele yerleşmişti. ‘Rue Leon Jost, Hotel Monceau.' Kendisini telefonla bulma olanağı yoktu. Kalkıp oteline gittim, kö­şedeki kahvede olduğunu söylediler. Monceau parkının karşısında 'Le Courcelles' adlı bir kahvede buldum Fik­ret'i. Tanıyamadım, benim altı yıl önce bıraktığım Fikret değildi artık. Şişmanlamış, yaşlanmış, konuşması daha anlaşılmaz olmuştu. Heyecanlandı, ağlamaya başladı.

Daha sonraları sık sık 'Le Courcelles' kahvesinde bu­luştuk. Birkaç kez Tevfik Kent'le birlikte gittik, bir kez Bedri Rahmi ile. Her ikisi de Fikret’in çok eski dostlarıy­dı.

Saat 19’a doğru kahveye gittiğim zaman Fikret'i ak­şam yemeğini yerken buldum. Artık Montmartre’a, Saint Germain de Pres’ye, Ouartier Latin'e hiç gitmiyordu. Madam Angles, Fikret'i aylığa bağlamıştı, otel ve ye­mek parasını ödüyor ve kendisine cep harçlığı veriyor­du. Başkalarına resim satması yasaktı.

Zaman zaman bana UNESCO'ya geliyor, ama resim getiremiyordu. Metroya binip UNESCO'ya kadar gelme­si bile yorucu oluyordu. Bu yüzden yine mektuplaşmaya başladık. İşte o mektuplardan bazı örnekler:

'Pek muhterem ve sevgili Hıfzı Topuz.

Dün UNESCO'ya, size telefon ettim, ya meşgul idiniz, ya da büroda değildiniz, görüşemedik. Şimdi tahriren arz'u hal ederken yakın bir günde sizi görmeyi ve üç beş çene çalmayı son derece arzu ederim.

Gazete arzu eder, beklerim.

Bir paket Bafra veya Birinci isterim.

Mek şişe Kulüp rakısı dilerim.

(Şiir böyle olur)’ Fikret Mualla, Paris 30 Ağustos 1960.

'Muhterem ve sevgili Hıfzı Topuz

1960 ı ne ise atlattık. Hak tealâ cümlemiz için inşallah bu sene biraz daha iyi olur, amin.

Vaktin olursa bir telefoncuk çek. Üç beş laf edelim bir akşam üstü.' 11.1.1961.

'Sevgili ve muhterem Hıfzıcığım.

Demin Dr. Safder'e bir mektup attım. Beraber mevsi­min son istiridyelerini, kafayı çekip mezelendiğimizden bahs eyledim.

Afrika'ya azimetten evvel tekrar üç beş laf atmak için beni görmeden gitme. Biliyorsun burada son derece yalnızım.' Paris, 18 Mart 1961.

'Şimdi ya Afrika'ya gittin veya gitmek üzeresin.

Ben burada mahsur, metelik yok cepte..

Vatan mahzun ben mahzun.

Beni unutma, bana gittiğin yerlerden güzel pullu kart­lar gönder.' Paris, 8 Mayıs 1961.

'On gündür gazete gelmez oldu, ya postanede kaybol­du. ya da hergelenin biri arakladı. Parasızlıktan imanım gevriyor. Neyse Allahaısmarladık.' Paris 10 Haziran 1961

'Kaç zamandan beri zatınızı görmek bir türlü, görme­mek bir başka türlü. Abd'i aciz ise 3-4 aydan beri Fülus'u Ahmer'e muhtaç. Türkçesi, zil vaziyetteyim. Sen de beni unutma...' Paris.31 Aralık 1961. 

1962 Eylülü'nde Fikret Mualla, büyük bir sayrılık geçi­rir. Olayı Abidin Dino Hıfzı Topuz a şöyle anlatır:

Bir gün Mübin telaşla bana geldi. Mualla 'ya inme in­diğini ve hastaneye kaldırıldığını söyledi. Hemen hasta­neye koştuk. Muafla ’nın çarpılmış yüzünde bir gülümse­me belirdi. Zorlukla anlattı. Otelde birdenbire yere düşmüştü. Sol yanı tutmuyordu, kol bacak işlemiyordu. Ressamın bütün eski dostları. Select ve Dome kumpan­yası 15 gün hastaneye taşındılar. Avni, Selim, Mübin, genç ressamlar. İyi bakım sonucu Mualla kolunu, baca­ğını kıpırdatmaya başladı. Yüzü de çabucak düzelmişti. Yatakta Firavunla savaşacak bir Hitit kralı gibi dimdik duruyor. Dünyaya yeniden duman attırıyordu.

Doktorlar temiz ve sakin bir yaşam salık verdiler. Ma­dam Angles'in, bu çok zor anda gösterdiği dostluğu başka hiç kimse göze alamazdı. Mualla’yı hastane çıkışı evinde misafir etti...

Fikret Mualla, önce Madam'ın evinde kalırken, sonra Madam'ın Paris yakınında, Reillanne adındaki köyde bulunan evine yerleştirilir.

Bir zamanlar, "Şöyle akşamdan sabaha bir ölsem, gözüm arkada kalmayacak..." diyen ressam, o köyün sayrıevinde ölür. Bir kadeh şaraba yaptığı resimler, ölü­münden sonca, milyonlara satılır, kapışılır!

★★★

Yontucu Mehmet Aksoy, yapıtının ortadan kaldırılmak istenmesine hiç üzülmesin. Anadolu da, öylelerine "tükürükçü" derler. "Tükürükçü aşağı, tükürükçü yukarı!"

Mehmet Aksoy’a. sevgiler, saygılar sunuyorum!