16 Kasım 1951’de "kapalı oturum yapan TBMM’nin 45 yıl sonra açıklanan tutanakları, ilginç olayları ortaya dökerken, o günler töhmet altında bırakılanlar, olayların kimi kahramanları anlatılanların doğru olmadığını belirtiyorlar.
Kapalı oturumda konuşan Askeri Yargıç Şevki Mutlugil, Köy Enstitülerini eleştirerek şöyle diyordu:
'İsmail Hakkı Tonguç bu müesseseleri ziyaret ettiği zaman ‘Tonguç Baba’ diye sembolize edilmiş ve oralarda bulunduğu günlerde büyük ziyafetler tertip olunmuştur. Bu ziyafetler enstitülerin birinden diğerine intikal eden bir parlaklıkta olduğu gibi; birbirlerine yeni ahlakın birtakım vakacıklarını hatırlatan tezahürlere de meydan vermekteydiler.
Bir Mahmut Makal’ın hal tercümesi, bu masum manzara arkasında komünist hayaletini belirtmeye yarayacaktır
Mahmut Makal -ne suretle olursa olsun- bir esercik hazırlamaya karar vermiştir. Fakat bu eser hazırlanırken, Aksaray'da kütüphane memurluğu yapmakta bulunan ve İzmir'de müteaddit defalar komünistlikten de takibata maruz kaldığı için Aksaray'a nakledilmiş olan Lütfiye Güçlü ile tanışmıştır. Eser bu kadının tesiri altında şeklini almıştır. Bilahare bütün komünistlerin yaptıkları gibi Yaşar Nabi’ye götürülmüştür. Yaşar Nabi, sosyalist, kenarda kalmaya itina eden bir naşirdir Eseri kabul ve ifadesine göre ve kendince bir şekil vererek neşretmiştir. Sonra kopan fırtına malumdur. Bu genç İstanbul'a gittiği vakit, bir ara Galatasaray'da komünistlerin koltuk meyhanecisi Dambo’ya götürülmüş; komünist ağabeyler tarafından iltifat görmüştür. Fakat Rusya ile peyk devletlerin alakaları bilhassa mühimdir. Buradaki bütün peyk elçilikleri tam kadrolarıyla, her konuştuklarına ‘Kimmiş bu Makal? Neymiş bu eser? 'diye sorarak, Türkiye 'de ve dünyada Türk köylüsünü var kuvvetleriyle bir mevzu haline sokmak istemişlerdir
Lütfiye Güçlü iyi hazırlanmış bir komünisttir. Kardeşi usulsüz olarak senelerce Dil ve Tarih Fakültesi’nde ablasının hatırı için burslu olarak tahsil ettirilmiştir.
Bu konuşmanın değerlendirilmesini hiçbir yorum yapmadan okurlara bırakıyorum. Konuşmada adları geçenlerden Lütfiye Güçlü (84) ile kardeşi Kadriye Güçlü’yü bulup konuştum. Lütfiye Güçlü şöyle dedi:
Mahmut Makal'ın benim teşvikime gereksinimi yoktu ki, başlı başına bir değerdi Mahmut Makal. Lütfiye Güçlü, kahkahaları koyuverdi ekledi: “Allah Allah, ne önemli adammışım ben?"
Kardeşi Kadriye Güçlü de şöyle konuştu
Mahmut Makal, kendi yazdı, ablamın hiçbir tesiri olmadı. Ablam hayatını yazsa Makal’ın kitabının ayarında kitap olurdu. Ama, ablam hayatını yazamazdı, çünkü polis takibindeydi. Eli kolu bağlıydı. Hapiste yatmadı ama ikimiz de polis nezaretinde kaldık. Emniyette, şube müdürü, öğrencilerimizin babasıydı. Bize çok yakınlık gösterdi iki kızı vardı, çocukları babalarının ayaklarına kapanmışlar. "Hocalarımızı bırakın!" diye. Müdür yardım etti. Çocukların ben fizik hocalarıydım, ablam da Türkçe. Müdürün adını şu anda unuttum. Onun yardımı sayesinde hapiste yatmadık'.
Mahmut Makal, Lütfiye Güçlü'yü, kitabının çıkışından sonra tanıdığını söyledi. "Bizim Köy" çıkınca, geniş yankı yapmıştı.
"Vatan" gazetesine şunları söylüyordu Tevfik İleri:
“Bizim Köy’ün benim için hususi bir ehemmiyeti vardır. Seçimden bir buçuk ay evvel Samsun da bir kültür gecesi tertip edilmişti. Benden de bir konuşma yapmamı istediler. Bu konuşmamda, Bizim Köy'den parçalar okumak suretiyle bu kitabı bütün Samsunlulara tanıttım ve tavsiye ettim.
Türk matbuatındaki akisleri beni takviye etti köy enstitüleri hiçbir şey yapmamış olsa bile bir Mahmut Makal yetiştirmekle pek çok şey yapmış sayılır.
Askeri Yargıç Şevki Mutlugil, konuşmasında "Bir daha sayanı dikkat bir noktayı arzetmek isterim ' demişti. Yüce Meclis'in sayın üyelerine, şöyle sürdürmüştü:
"Hasanoglan'ın havadan aldırılmış fotoğrafı elimizdedir. Bu fotoğrafta görüleceği üzere müzik salonu diye yapılmış bir salona, hiçbir mimarı münasebeti olmadan ‘orak' şekli verilmiştir. Burası resmi bir devlet mektebidir. Bu neyin sembolüdür? Burada esen taşkın bir hava, çekinmeden bu binaya bu şekli vermiştir '
Mualla Eyüboğlunu tanıyordum. Kendisine takıldım:
Hasanoğlan’daki binaya "orak' biçimini vermek sizin marifetiniz mi?
Evet, benim marifetim! (Kahkahalarla gülüyordu) Bakın içyüzünü anlatayım. Güzel Sanatlar Akademisi 'ne asistan olarak geldim. Bir gün gazetede bu haber çıktı. (Haberi) veren de, benim eniştem Mahmut Goloğlu! Bu, benim yaptığım bir konservatuvar binası. Ama, mümkün olsa da size, onun projelerini filan da göstersem. Şimdi, Hasanoglan Yüksek Köy Enstitüsü’nün müzik kolu var; onun bir konservatuvara gereksinimi var; o zaman biliyorsunuz piyasada malzeme azdı, çeşit malzemesi... O zaman sesi bir odadan, başka odaya geçirtmemek için, o kısmını yuvarlak yaptım. iki oda arasında hava boşlukları bıraktım. Burada keman çalışırken, bitişik odadan duyulmasın diye. Sonra bu binanın projesi Meclis’e gitti, incelendi. Fakat mimarın komünist olmadığı anlaşıldı! Çünkü proje milli mimari idi. Alçı pencereler, konsollar filan var, medrese biçimi avlu. Asıl hedef, Tonguç’u mimlemişler Diyorlar ki;
Bunun mimarında değil kabahat!
Bu inşaat üç kısımda yapılacak. Yapılmasına kim emir vermiş, onu arıyorlar. İsmail Hakkı Tonguç, İlköğretim Genel Müdürü! Bizde, binalar büyük olduğu zaman çatlamasına engel olmak için parça parça yapılıyor. Birinci parça yuvarlak kısmı, ikinci parça da ona ekli salonlar. Şimdi birinci kısım bittikten sonra müfettişler geldi, inşaat durdu. Bina orak şeklini aldı! Oysa proje var ellerinde. Binanın bitmiş biçiminin orakla, çekiçle ilgisi yok. Bırakmıyorlar ki bitireyim. Beni temize çıkardılar akademiye asistan olarak atadılar. Hakkı Tonguç’u görevinden aldılar. Ben de kızdım, dedim ki:
Ben sizden atama istemedim ki kendi isteğimle geldim, kendi isteğimle de ayrılırdım! Tonguç'u lekelemek için oyun tezgâhladılar. İşin tuhafı, bir yerde orağın sapı gibi oluyor Rusya 'da bile orak biçiminde konservatuvar yok! (Kahkahalar...)
12 Mayıs 1996, Cumhuriyet