Ertan Ünver, okurların yabancısı değil; 10-17 Haziran 1993 günleri arasında, "Ertan Ünver Hinthorozu'nu Eleştirdi..." başlıklı "Ankara Notları"nı okumuş olanlar düşüncelerini anımsarlar...
Torbalı Belediye Başkanı SHP’li Ertan Ünver, 2-4 Eylül 1993 günleri arasında yapılan "Torbalı Güz Etkinlikleri"nin beşincisini atlatır atlatmaz, tereyağından kıl çeker gibi, 11 Eylül'de başlayan SHP Kurultayı'na Ankara'ya gitti, döndü. Kuşadası’nda "Ferah”ta, güneş batarken söyleşiyoruz. Sordum:
Sayın Ünver, Torbalı 'dan baktığınız zaman nasıl göründü Kurultay? Sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet. Yani, burada "Kurultay" öncesi, aşama, Kurultay sırası, sonucu. Torbalı’dan, tabandan nasıl görünüyor? Kurultay öncesi? Şöyle diyebilirim, Ege basınına da açıkladığım gibi, benim bu oluşumun başından beri süre ve yöntem bakımından Erdal Bey'e tavrım belliydi. Bu tavır, o günün heyecanıyla alınmış bir tavır değildi. Bilinçle ve halen ısrarla söylediğim üzre, o olayın zamanlamasındaki yanlışlıktan kaynaklanıyordu...
Hangi olayın?
Erdal Bey'in "Kurultayda aday değilim!" demesi yanlışlığından.. Oysa, "Son defa adayım" deseydi, altı ay sonra, bir yıl sonra, üç ay sonra, kendisinin siyaseti bırakacağı gerçeğini herkes onaylardı. Şimdi onaylamadı mı? Alkışlarla ayrıldı vs.. Hayır, aslında onaylanmadı ama, onaylar gibi görünüldü. Kimisi, orada söylediğim biçimde "timsahın gözyaşları", kimisi "içten gözyaşları".. Ama, belli ölçüde bir karışıklık. Zaten nerden belli? İki oy alan genel başkan adayından belli değil mi SHP'nin hiç düzenli olmayan bir "Kurultay" yaptığı? Belli değil mi dört tane aday çıktığından SHP’nin düzensiz bir "Kurultay" yaptığı? Bunlar zaten kanıtı. İşte bu, önceki gelişmeden sonra, zaten düşünce düzenliliği ve ilkelilik varsa, bir delege, benim söylediğim anlamda devam ediyorsa düşüncesinde, oyunun boş olması gerekir. Çünkü tavır, Erdal Bey'in "yanlış yaptığı "tavrıydı. Ama, benim oyum "boş", ben bir delegeyim. Benim bir de ilçem var; onun bir bakışı var Kurultay’a. Her şeye karşın, Erdal Bey'in "dönmeyeceği" meselesi kesinleşmiş, üç-dört aday neyse ortada, benim bir adaya oy verip vermemem söz konusu. Ve ben, tabanla, partililerimle -ki, 12 Eylül'den önce de sağlıklılığını kanıtlamış bir partili kesiti var Torbalı'da- ilişkilerimi bir ay içinde yoğunlaştırarak kendilerinden görüş istedim ve verdiğim tarih, yani 9-10 Eylül günleri, vereceğim oyun ne olması gerektiği doğrultusundaydı, o tarihte de bana Torbalı kamuoyunun, partili kamuoyunun -yüzde 80-90 doğrultuda, oranda- "Murat Karayalçın’ı uygun gördüğü" şekilde oldu. Ondan sonra da, genel kamuoyunda bu oranın daha da yükseldiğini partili arkadaşlarımız saptadılar. Yani, şöyle diyebilirim; Bütün Torbalı'da, partililer düzeyinden daha yukarıda bir destek vardı, Murat Karayalçın’a ve ben bunu oy kullanma günü, aldığım bu "direktif" diyorum artık buna-bazı yerlerde "işaret" deniyor ya, işaretlerden, liderlerden- ben tam tersine, altımdan "işaret" alıyorum, üstümden değil. Torbalı halkından ve Torbalı örgütünden aldığım işaret doğrultusunda Karayalçın'a oy verdim! Ama, burada çok önemli bir şey var; "Boş" oy neyi simgeliyordu? Yalnızca Erdal Bey'in tavrına karşı bir tavır geliştirmek miydi? Hayır değil. Onun içinde, özünde bir ikinci, daha önemli bölüm var "Boş oy". O şuydu: Bu Kurultay'a giderken "Türkiye ", bu Kurultay 'a giderken "Sol ve SHP", bu Kurultay'a giderken "Dünya!" Bu üçlemi, üçlüğü, hiçbir aday yan yana getirememişti. Benim tavrım aslında yüzde seksen bölümüyle bundandı. Bir defa öyle görülüyor ki, dört aday da, bu sorunlar yalnız Türkiye’de varmış yaklaşımında. Yer yer bazıları "dünya" sözcüğünü kullanıyorlar ama, o da herhalde, tümceyi tamamlamak için "dünya" geçiyor. Mantıksal bir "dünya" kavramı yok. Ben diyorum ki: Bu “sosyal demokrasinin içindeki üretkensizlik, kısırlık ve iğdişlik" -ne derseniz deyin- bütün dünyayı sarmış durumda. O, "sosyalizm" dedikleri düzen, oysa ki sosyalizmle ilgisi yok, "Sovyet düzeni"', "Yıkılmış sosyalizm!" Olmaz öyle şey; sosyalizm kurulmadı ki yıkılsın! Sovyet düzeni kuruldu. "Devlet-asker-polis"; esinlenildi elbette sosyalizmden...
Nasıl?
Esinlenildi sosyalizmden. Ama "sosyalizm" değildi o. Ve o blok yıkıldı, o blok yıkıldıktan sonra, dünya tek kanatlı, yalnız "kapitalizm”e açık; herkesin ne kadar kapitalist olursa o kadar uygar olacağı gibi saçma bir mantıkla şekillenmeye başladı. Böyle bir ortamda, yalnız Türkiye sosyal demokrasisi saçmalamadı ki, ya da yalnız Türkiye sosyal demokrasisi, onun bunun, yahut o düşüncenin, bu düşüncenin kuyruğuna takılmadı ki; bütün dünya sosyal demokrasileri aynı düzeydeydi. Herkes en kısa yoldan "Bu koltuğu nasıl elde ederim!" savaşımına girdi. Özellikle, baştaki birinci ve ikinci adaylar!
Bu, bir insanın oyunun "boş olması" için zaten yeterli bir neden. Kaldı ki, bunun daha da gerisi var: "Sosyal demokrasi”, insan ölçütünü bu Kurultay'la yakalayabilirdi Türkiye'de. Biz hep söyledik, "Kapitalizm aslında insana öncelik tanıyor, daha doğrusu bireye; o düalizm-tekilcilik görüşü nedeniyle, ama sosyal bir anlam verdiğimiz zaman, insan kapitalizmin çizmeleri altında, ya da ayakları altında eziliyor!" İşte, sosyal demokrasi, buradan insanı çıkarmak için, bu Kurultay'ı, Türkiye düzeyinde olsun kullanabilirdi. Oysa, hiç işlenmedi...
23 Eylül 1993, Cumhuriyet