Hinthorozu Erdal Bey'in son kararını değerlendirirken, Torbalı Belediye Başkanı Ertan Ünver'in görüşlerini alarak, işe başlamamın elbet bir anlamı var. Bunun başlıca nedeni, tabanın düşüncesini öğrenme merakımdan doğuyor. Sordum Ertan Ünver’e:
Erdal Bey'in, parti içi demokraside bir örnek vermek istediği düşünülebilir mi?
Şimdi, oraya geleceğim. Dansöz Nana, 34 yıl dansedecek, politikacı değişecek! Değişsin efendim, politikacı değişsin, ama serbest piyasa dönemi denen bir Türkiye 'de, tokatla politikacı değiştirilmesini nasıl akla yatırabiliyoruz? Hele o "tatlısu ikinci cumhuriyetçileri". O tatlısucular! O, saray mabeyincileri, o Çankaya mabeyincileri... Yani, bir tarafta serbest piyasa; dolar da serbest, herşey serbest, kazıklamak da serbest!.. Fakat politikacının değişmesi, tokada! Yahu, bırak toplum değiştirsin, hayır! Politikacının değişmesi, zorla!
Ben kendim, 36 yıllık politikacıyım, daha 36 yıl politika yapacağıma inanıyorum ve bırakmayacağım. Bırakacaktım, bırakmayacağım! Bir örnek: inat olsun. Beni toplum istiyor, beni evimden getirdiler belediye başkanı yaptılar, tekmeyle, tokatla! Şimdi, Erdal Bey’e bu hareketinden dolayı, “On yıl yaptım, 67 yaşına geldim" filan, "Aaa, ne güzel yaptın! Bak, istifa ettin, bize ne güzel örnekler verdin. Parti içi demokrasiyi açtın önümüze!” diyebilir miyim? Böyle saçma şey söylenir mi bu zamanda? Ha, ne zaman söylerdim? Ben Erdal Bey'e bu hareketinden dolayı, böyle dolu dolu bir kutlamayı nasıl gönderirim? Ben, 19 şubat günü görüştüm Erdal Bey’le, odasında: Meclis'teki odada: Bir telefon açıp da, bir telgraf çekip de, bir faks çekip de, "Yav, ne oluyor, aman..." bilmem ne deme gereksinimini duymadım. Ben o kadar zevksiz bir olay olarak görüyorum ki bunu, zevksiz ve anlamsız bir olay...
Anladım!
Yani, tanımlara, tariflere sığdıramıyorum. Ne zaman anlamlı olurdu bu olay? Yere! seçimlere girerdi, efendi gibi: kaybederdi, kazanırdı mesele başka. Kurultay, 1994'ün 22-23 Ekimi’nde toplansın:
Arkadaşlar, benden bu kadar! Hükümet devam ediyor, DYP kongresi yapılmış, herşey yerine oturmuş... Olabilirdi...
Şimdi, buraya gelince, konuyu üçe ayırıyorum: Bir, Erdal Bey'in yönünde;: anlamsızlığı, zevksizliği, revnaksızlığı, kavramsızlığı... Biraz net konuşmak zorundayım; iki, SHP yönünden, sosyal demokrasi yönünden: üç, bunların ikisinin bileşkesi sayılabilecek diğer gelişmeler, başta hükümet olmak üzere...
Erdal Bey yönünden: Bana göre Erdal Bey, paniklemiş durumda. Panik içinde panik! Kaçıyor. Yani, demokrasi, fazilet örneği falan vermiyor. Çünkü, bu zamanda fazilet örneği verilmez. Paniklemiş adam örneği verilir. Ben, havaalanında karşıdan gelirken, "Almanya'ya ne yapacaksınız?" diye muhabir sorduğu zaman, yüzüne baktım: "Milletvekilliğinden de gidiyor galiba!" dedim, istifadan bir gün Önce. İçime doğar benim. "Üç-dört ay önce karar vermiş" filan... Ne üç-dört ay önce karar verdi? 3 nisan günü, 4 saat konuşma yaptı; SHP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı olarak. Kurultay da 4 saat konuşma yaptı; gidecek adam dört saat konuşur mu? Ne demek bu? Sonra biz parya mıyız?
Yani örgüttekiler?
Örgüt parya mı? Bu kadar aşağılık insanlar mıyız biz? Çok saygısızca bir hareket!
Bunları yazacağım!
Evet. Gerçekten kınıyorum ben Erdal Bey'i! Ben şahsen, Erdal İnönü gibi soylu bir insan politikada diye devam ediyordum politikaya. Ayıp denen birşey vardır. Kutluyorlar, bilmem ne yapıyorlar. Sizi timsahlar sizi!
Ha, bir de şunu söyleyeyim: Erdal Bey, kendisi o panikle, bu zamanı birleştirdi, gidiyor. Ne olacak Türkiye? Ne olacak SHP, başına birşey getirse? Sakın birşey söyleyeyim, geri dönecek gene! Üçüncü defa geri dönmenin ciddiyetsizliğine girecek bu sefer! Onun için, milletvekili seçiminde politikayı filan bıraksın evine gitsin! Politika, evet, özveri işidir. 20 Ekim 1988 günü kendi odasındayken, yanına gittim; "Ben politikayı bırakıyorum, 31 yıllık oldum!” dedim. "9 Ekim 1957 günü başlamıştım” dedim. Bana dedi ki:
"Torbalı halkı bilir!"
Fakat, Torbalı halkı getirdi tekmeyle, tokatla belediye başkanlığına.
“Nereye gidiyorsun, utanmıyor musun, sıkılmıyor musun?" dedi.
Sonra o önseçimler bitti. 13 mart günü, yerel seçimlerden 13 gün önce, 1969'un 13 Mart günü, Torbalı ya yemeğe geldi. Yan yana oturduk. Bana ilk söylediği ne oldu biliyor musunuz?
“Hani bırakıyordun? Ne demiştim? “Torbalı bilir" diye."
Buyurun! Ben “Torbalı bilir' e uydum, Torbalı, bana “Utanmıyor musun? 30 yıllık bir deneyim falan filan”, ama “Daha 50 yaşına yeni geldin, tenezzül mü etmiyorsun Torbalı Belediye Başkanlığı’na?" dedi. Ben bunu dinledim, politikaya döndüm. Şimdi kendisi "Dönmem!" diyor, gerçekten dönmesin. Dönerse, ciddiyetsizlik olur artık. Biz de kendi şeklimize göre bakalım.
Şimdi ikinci bölüme geçiyoruz: SHP ve sosyal demokrasi ne olur?
13 Haziran 1993, Cumhuriyet