Sağın kim?
Sayrı!
Deneyimlerden süzülüp gelmiş halk sözü!
Sağını en iyi. sayrısı tanır. Etlik SSK Sayrıevi Başsağını Doç. Bilal Sert görevinden alınınca, bir ara düşündüm: Bu kişinin sayrıları ne diyor acaba diye. Sonunda Ankara'da oturan İnci Tüzün den geldi yanıtı. Özetle şöyle diyor mektubunda İnci Tüzün:
“Sayın Mustafa Ekmekçi,
13.8.1995'te, sevgili köşenizdeki içimi burkan, gözlerimi yaşartan küçük bir paragraf -ama içeriği kocaman benim için- üzerinde, size zor bulduğum cesaretle... Dinlerseniz seslenmek istiyorum.
Aylardır, evet, aylardır süren savaş bitti ve Sayın Bilal Sert görevinden alındı. Olağan belki; bir garip ortamda yaşıyoruz. Görevinden alınanlar, ekibi ise, yerden yere vurulanlar, beyin göçü diyoruz ya; o kavramla yurtdışına gitmeye zorlanan taze beyinler vb. öylesine çok ki, Sayın Bilal Sert'in de görevden alınması çok doğal... Ama değil, hem de hiç değil. Namertçe bir işlem bu. Bir hasta (sayrı) olarak bu deyimi kullanırım ben, namertlik bu.
1991 Nisanı'nda bir jinekolojik olayla yattım Etlik Doğum'a. Ameliyat başarılı, patoloji malign (kötü, habis) idi. Ve de altı ay süren kemoterapi tedavisine başlandı. Bilal Bey, Etlik Doğumevi Onkoloji Servis Şefi’ydi o zamanlar, ayrıca servisin de kurucularından.
Benim tedavim bitmeden Amerika'ya kariyer için gitti ve Doç. Dr. olarak döndü. Tek onkolog, jinekolog O'ydu hastanede. Titiz, dürüst vb. sözcüklerinin karşılıklarına bakın sözlükten Sayın Ekmekçi, ne diyor? Bildiğimiz şeyler... Kullanılan ilaçlar çok pahalıdır bu tedavilerde. Normalin dışında bir saatte.. Gece geç bir vakitte, cumartesi veya pazar erken bir saatte pat diye gelir, ilaçların nasıl kullanıldığını denetler. 1-2 damlanın dahi kazara dökülmesi O'nu çileden çıkarmaya yeter:
Bu devletin gücü ne ki, bunların yok olmasına göz yumuyorsunuz.. diye çıkışırdı görevlilere.
Ne yazık ki, bu tür davranış özellikleri bir dürüstlük örneği sayılmıyor günümüzde... 2 yıl sonra, önceki başhekim (başsağın) emekliye ayrılınca Bilal Sert hastanenin başhekimi oldu. Nereden biliyordum bunları? Rutin kontrolları devam eden hasta grubundandım. Her ay gidip kontrollamı yaptırıyor, her seferinde yapılan yeniliklere tanık oluyor, hazla izliyordum bunları. Bilirsiniz, hastane ve poliklinik iç içe olunca yığılmalar doğaldır. Bilal Bey, ‘Her hastaya on beş dakika’ ayırma şekliyle bu yığılmayı biraz olsun önlemeye çalışmıştı. Doktorlar, 08.30’da poliklinikte oluyorlar, hiç ‘kayırma' yapmaksızın sıradaki hastaya bakıyorlardı. Belki normaldir bu yazdıklarım Sayın Ekmekçi, ama... Birde perdenin arkasına baksanız başka hastanelerde? ‘Acaba...' dermişiniz?
1995'te ikinci bir operasyon geçirdim. Bu arada Bilal Bey’in o sert görünen yüzünün arkasında, yumuşak ve insancıl çehreyi tanımak fırsatını buldum. ‘Kendine ayıracak zamanı yok mu bu adamın acaba?’ dediğim anlar çoktu. Çünkü, gece-gündüz ordaydı. Ve de ayrıca, O’nu yerinden alma savaşının başladığını öğrendim. ‘Çok', ‘pek çok', ‘ne kadar çok' gibi abartmalı sözcükler sıralamak mümkün. Ama, tek sözcük yazacağım: Şaşırdım. Neden? Beynim hâlâ zonkluyor. Neydi kusuru?
Keşke belgelerim olsaydı da elimde, bu savaşa katılabilseydim, savunabilseydim O'nu. Ama yok!
Sayın Ekmekçi, Sayın Sert şu an Amerika’da. Belki de yaralarını, duyduğu katıksız kızgınlığı, değer bilen insanların arasında sarmaya, geçirmeye çabalıyordur..."
*
Mehmet Başaran’la telefonda konuşmamız kesildi. “Dünya Kitap Eki"ni istemiştim. Yolladı. Mektubunda şöyle diyor.
“Ekmekçi Kardeş,
‘Alo’laşırken ses kesiliverdi, diyeceklerim havada kaldı. Neyse, telefonda da neyi ne değin söyleyebilir ki insan?
Güzel yazılar okuyoruz Cumhuriyet'te. Hele Çağdaş Yayınlar'da çıkan Hüsnü Göksel’in yapıtının yeterince tanınmamasına nasıl yanıyorum... Gelgelelim 'söz'de yazı da işlevini yitirdi galiba... Renkli cam egemenliği, kirlenmesi yaşanıyor şimdi.
Her şeyde korkunç bir yozlaşma... İnsanın Bedri Rahmi gibi haykırası geliyor
‘Bir Aziz Nesin yetmedi bre dilber aman/Bir Aziz Nesin daha!..'
Taşlama seversin sen, al bir tane de benden. .. Evcek selamlar, sevgiler."
Başaran’ın taşlamasının adı. “He Vallaha..." Şöyle:
“He vallaha rezil bir dönem/Soygun kıyım işkence infaz/Patlayan eğlence çılgın yaz/Hiç bu değin kirlenmedi yaşam/'Taşların utanması/Hep susmamızdan
He vallaha kara bir dönem/İlkçağ dehlizi bir uzun Eylül/Yiten canlar çiğnenen gül/Hiç bu değin kendinden uzaklaşmadı insan/Yolların tutulması/Hep korkmamadan
He vallaha gebe bir dönem/Gerilmeye başladı toprağın kamı/Adamlarda bi telaş bi telaş/Hiç bu değin sancılanmadı zaman/Aşermesi düşlerin/Geceyle yatmamızdan."
*
Antalya'nın Ibradı ilçesinde. Üzüm Şenliği ite Muammer Aksoy günleri, bu akşam sona eriyor. Perşembe günkü yazıda, 1 Eylül'ü Aksoy’un ölüm günü diye yazmışım. Doğum günü olacaktı. Aksoy, 1 Eylül'de 78 yaşına basıyordu. Dünya Barış Günü'ne yakışan da oydu. (Milliyet te Ali Sirmen’in 1 Eylül cuma günkü “Aydınlanman M. Aksoy" başlıklı yazısı ne güzeldi. Kutladım Ali'yi.)
Yann 4 eylül, Turan Dursun'un öldürüldüğü gün! Gönlümden Turan Dursun'u anacağım. O’nu öldürdüklerini sananlar, yapıtlarının nasıl okunduğunu görünce, pişman olmuşlar mıdır? Daha durun siz, durun hele!
3 Eylül 1995, Cumhuriyet