Torbalı’nın köylüğünden, "Deccal Ahmet” anlattı, varınca:
Seni gelecek diye, Torbalı’da avcılar dört gündür domuz bekindeler. Çok rüzgârlı olduğu için bir türlü domuz vuramadılar. Domuzu vuramadıkları için de çok üzülüyorlar. Buralara gelemiyorlar, vursalardı, hemen senin yanına gelirlerdi. Domuz, rüzgârlı havada, yaprağın hışırtısını duyar, ayağını kaldırırsa yere basmaz.
“Deccal Ahmet'in asıl adı; Ahmet Öğüt, ona “Deccal Ahmet” denmesinin öyküsünü, daha önceleri "Ankara Notları”nda yazmıştım, okurlar anımsarlar. Deccal Ahmet, bir zamanlar imamlık mı ne yapmış; herkes "Deccal gelecek, kıyamet kopacak!” filan diye konuşurlarken;
Deccal filan yok; Deccal benim! demiş. Sen misin diyen, ondan sonra adı "Deccal" kalmış. Bilgili, bilinçli, uyanık! Torbalı’ya her gidişimde buluruz birbirimizi. Torbalı Güz Etkinlikleri’nin gedikli dinleyicisidir. Çelebi mi çelebi, efendi mi efendi bir kişi. Abdülhamit’in diktiği söylenen yüz yıllık ağaçların altında "Bakraç"ta söyleşiyoruz. "Deccal Ahmet" iyi bir domuz avcısıdır da. Domuzların tüm huylarını, yapılarını biliyor. Ahmet Öğüt’e yani "Deccal Ahmet”e göre, domuz hayvanların en zekisidir. O şöyle diyor;
Domuz, mahlukların içinde en çok kurnaz olanı, bir de kokuyu iyi alanı. Mesela on dönüm bostanın içinde bir tane ergin (olmuş) karpuz varsa, onu o bilir, biz bilmeyiz, insanlar hiç bilemez, bir tek o bilir. Karpuzun hamını yemez! Hiç yemez, bir tane zayi etmez. Bir de size daha önce anlatmıştım, elli altmış metrede, domuz beklerken, rahat uyuduğumu biliyor. Uç gün bekledim domuzu, domuz avında; beklediğim yere girmedi, kaldırdığı ayağını basmadı! Gece yansından sonra 2-3 arasında yarım saat uyuya kaldım, yarım saat içinde başucumdaki yemişlerin erginlerini yemiş gitmiş. Tecrübeyse tecrübe! Yalnız bu dediklerim tek domuzlar, tekler. Kalabalık olanlar, buna fazla riayet etmiyorlar. Domuz tekken, bizden çok kurnaz.
Ne dernek tek domuz?
Tek yaşayanlar, yani erkekler. Erkek domuzlar, tek yaşarlar. Bunlar çok büyük olur işte, canının kıymetini bilir. Öbürleri dikkat etmez fazla. Mozoları olanlar ise dinlemezler. "Mozo". "yavru” dernek. Ben yaşamım boyunca domuzlarla uğraştım, bilirim. Dişileri yalnız yaşamaz, onlar mozolarıyla, yavrularıyla birlikte yaşarlar. Dişiler, insana bir şey yapmazlar, yaralayamazlar. Bir dişi domuzun derisini yüzdükten sonra tarttım, 106 kilo geldi. Bu domuz daha önce, benim üstüme çıkmış, tekmelemiş, dişlemiş, tepinmişti. Bana hiçbir şey olmadı. Erkek domuz olsaydı, beni kesinlikle öldürürdü. Onun dişleri parçalar, bıçak gibi keser. Dişisinin öyle dişleri olmadığı için hiçbir şey yapamıyor, sadece üstünüzde tepiniyor, çiğniyor. Fazla yaralayamıyor. Erkeklerin bir de erkek yanları var, kurşunu yedikleri zaman hiç sesleri çıkmaz öyle eziyet yap, kemiklerini kır, hiç sesi çıkmaz, ama dişileri çok bağırır. Biz avda, bağırmasından domuzun dişi mi, erkek mi olduğunu anlarız. Dişiler at gibi bağırır, kişner. Erkeklerin hiç sesi çıkmaz. Erkek! Gık demez! Bu özellikleri var.
Bir de neler yer bunlar?
Her şeyi yer.
En sevdiği nedir yabandomuzunun?
En sevdiği solucan! Toprağın altındaki solucanı bilir. Toprağın altında daha neler var? Mantarlar, bir de en çok sevdiği salep kökü. Çok sever bunu, bulur çıkarır. Salep kökü çok pahalıdır, havyardan pahalı; o, onu sever işte!
Ahmet Öğüt’le "politika" konuşuyoruz; o titiz bir Cumhuriyet okuru da. Şöyle diyor Ahmet Öğüt, yani Deccal Ahmet:
Koalisyonu sevmeyenler, benim araba kadar olamadılar!
Niye?
Benim şu araba var, bak! Mavi minibüs. 25 yaşında. Şu anda yeni aldığım zamandan daha sağlıklı, sağlam. Şimdi bak; arabanın kendisi Fransız, altmış altı model. Bir ara geldi, “Çok güzel şanzıman var” dediler, Alman şanzımanı koydum; çok güzel! Bir ara aksı çok kırılıyordu, “Amerikan malı çok sağlam!” dediler. Bir de Amerikan malı aldım çok güzel! On beş yirmi sene o gitti. Sonra baktım, “direksiyon kısmı iyi değil!” dediler İngiliz malı aldım; çok güzel! Motorla benzin uyuşmuyordu, "mazotlu motor tak!” dediler. Fiat motoru taktım, dünyada en güzel Fiat! İtalyan, oldu beş. Bir baktım, hiç Japon malı yok; Japon sanayii, “Japon sanayisi girsin koalisyona altı olsun!” diye bir de televizyon aldım Japon malı, Sony! Arabam şu anda 25 yaşında çok sağlıklı. Koalisyonu sevmeyenlere bunu anlat işte…
12 Eylül 1991, Cumhuriyet