Deveyi Hamuduyla Yutanlar...

Bayramın ikinci günü, polisleri kutlayan Tansu Çiller, "Kurban Bayramı" diyeceğine, "Ramazan Bayramı” mı dedi ne? Biri dürtmüş olmalı ki, düzeltti:

Ramazan değil. Kurban Bayramı!

Nursun Erel'le. Ali Bilge’nin, "Tansu Çiller'in Siyaset Romanı” kitabında, bunlardan çok var. Yakından izledim, kitap Cumhuriyetle parça parça verilirken, biliyorum, Nur- sun'la Ali iyi çalıştılar...

Taşlama ustası Hasan Çelebi’nin, birkaç taşlamasını dinledim kendisinden; biri şöyle:

Yola düşmüş arıyor mumla, kanıtsız kananı/’Bacınız, annenizim!' der de, ağlatır ananı!

Öbüründe Hasan Çelebi, sanki gönül alıyor gibi:

Borca batsak da, haciz konsa da ev barkımıza/Kimse toz konduramaz ülkede Jan Park‘ımıza!

Üçüncüsü de uyarı gibi:

Çenebazlık seni er geç bitirir / Netekim! Çok konuşan çok yitirir.

Hasan Çelebi'nin evine haciz gelmedi, ama arife günü hırsız girdi. Geldiğinde evin kapısını ardına dek açık bulan Hasan Çelebi, ne yapacağını şaşırdı. Tüm giysileri, şapka­sına dek gitmişti. Kavaklıdere Karakolu'na koştu. Polisler, ozan Çelebi'ye umutsuz baktılar. O yörede soyulmadık ev yoktu ki. Polislerden biri:

Ben de şairim! dedi, şiir yazıyorum! Hasan Çelebi’yle il­gilendi. Hasan Çelebi de bir 'şair' polisle karşılaştığı için sevinçliydi.

Hangi şairleri okudunuz? diye sordu.

Şiir okumadım! yanıtını aldı.

Polisler hırsız kovalamaktan başka iş yapamaz durum­daydılar. Hasan Çelebi, eve döndü. Kapıyı açmak isterken, dil arkaya düşüverdi mi? Dışarıda kaldı mı? Doğruca kara­kola koştu.

 Ne olur? dedi, hırsızı çabuk bulun, dışarıda kaldım! Ka­pıyı artık, ancak hırsız açabilir!

Bugün aslında, eve giren hırsızları yazacak değildim. Şahap Balcı oğlu öldü, ona değinecektim; Sivas'ta ölüm­den kurtulan Ali Yüce, ölümcül bir trafik kazası geçirdi: şimdi kurtarmış gibi. Bedava yaşadığını düşünüyor:

Yirmi gün önce, dünyada yoktum, ölmüştüm! diyor.

Bir okur telefon etti, şöyle dedi:

Talim-Terbiye, okullarda eğitim konusunda karar alı­nan bir yer. Ben bir öğrenci velisiyim. Kurula bağlı birtakım komisyonlar var sanıyorum, ders kitapları ile ilgili. Benim kaim, oranın karar verdiği kitapları okuyor. Kimi gerici ga­zeteler. oradaki komisyonlara ilişkin birtakım şeyler yazın­ca, bu benim dikkatimi çekti. Cumhuriyete, Milliyete bak­tım. o tür bir haber yok!

Okur oncağız söyledi. "Bir kurcalayın bakalım içyüzü neymiş?" demek istiyordu. Kurcaladım, araştırdım. Hani, bir laf var

Dışarıdan baktım, bir yeşil türbe, içine girdim tövbe Al­lah tövbe!

İçerisi Osmanlıcı mı ne? Yine halk sözü dörtlük:

Şalvarı şaltak Osmanlı / Eğeri kaltak Osmanlı/Eken de yok, biçen de yok/Yiyen de ortak Osmanlı!..

Talim-Terbiye'ye bağlı 150 kişiden oluşan bir “Kitap Oku­ma Kurulu" var; çoğunluğu Refah Partisi ile MHP eğilimli. 27 Mart yerel seçimlerinden sonra, iyiden iyiye keskinleş­miş durumdalar. Buradaki öğretmenler, okullardan seçilip geliyor. Nasıl bir geliş. "Kitap inceleme kurulu" değil, sanki çiftlik! Okunan kitaplar, parayla okunduğu için hem okullarından ücret alıyorlar, hem de kuruldan. Bir de haklarında çok ağır suçlamalar, söylentiler var: Sözde bunlar, kitapla­rını okudukları yayınevlerini haraca bağlamışlar, kitapları yayımlayan yayınevlerinden de para sızdırıyorlarmış! "Şe­riatçı" dergileri, bunlar okur, bunlar "olur" verirlermiş! Bu dergilerin okunması da hep o kata yapısına uygun kişilere düşermiş nedense. Kimi yayınevlerindekilerde:

Kuruldakileri gördük, kitabımızı (ya da dergimizi) geçir­dik! derlermiş.

Kurula gelen kitaplardan kiminin yazarı, azıcık arı dil, ya­lın dil kullanmışsa, daha okunurken yiyeceği sövgünün hesabı yokmuş:

Pezevenk! Bu kelime kullanılır mı, diye sövermiş oku­yan.

Her cuma günü de aşağıdaki mescit hıncahınç dolarmış.

Hem Müslüman geçinip dürüstlükten söz edeceksin, hem de deveyi hamuduyla' mı yutacaksın?.. Bu develer yi­ne de küçük develer mi? Devenin yavrusu boduk yani...

Milli Eğitim Bakanı Nevzat Ayaz, Talim-Terbiye Kurulu Başkanı Yusuf Ekinci ile Teftiş Kurulu Başkanı Cemal Şe­ker, bir de Personel Genel Müdürü Ersin Sapmaz’ın görev­lerine son verince, DYP'nin tutucuları kızılca kıyameti koparmak istediler. Basının gericisi, dericisi arkalarında...

Nevzat Ayaz, asıl bu kitap okuma kurullarına el atmalı. Bir kitapta "kara sevda" sözcüğü geçiyor diye, kuruldan geçmemiş. Gerekçede hazırmış:

Efendim, o yaştaki bir çocuğa “kara sevda"yı nasıl anla­tırsın? Olur mu? Çocuğun ahlakı bozulur!

Bu kurula seçilecekler, gerici-derici arasından, ahbap- çavuş ilişkileriyle seçilmemeli. Şimdi, orası kurul olmaktan çıkarılıp "enstitü" olacakmış. Kalacakların listesi de bay­ram sonu Milli Eğitim Bakanı’nın onayına sunulacakmış. Bakan da, olayın içyüzünü araştırmadan onaylarsa, yandı gülüm keten helva!

Hamut: Arapça sözcüğün karşılığı, “koşum'' demek. “Deveyi ko­şumlarıyla yutmak…”